Soru–Cevap

Sıkça Merak Edilenler…

Kökcanlandırmak Sunumu hakkında merak edilen sorular ve yanıtları.

Aile Dizimi ile Kökcanlandırmak Sunumu Arasındaki Farklar Nelerdir?

"Aile Dizimi İle Kökcanlandırmak Sunumları Arasındaki Farklar Nelerdir?" sorusu sıklıkla muhatap olduğum sorulardan biridir. Aile Dizimi (AD) eğitimi almamış olsam da bu konu ile ilgili pek çok kitap okudum, aile dizimi yapan ve bunu uygulayan arkadaşlarımla sunumlar, dizilimler üzerine çok defa müzakerelerde bulundum.

Edindiğim bilgiler ışığında bilhassa Bert Hellinger'in uyguladığı yöntemi esas alarak, -kitaplarındaki dizim örneklerinden yola çıkıp- Kökcanlandırmak (KC) ile Aile Dizimi arasında bir karşılaştırma yapmaya çalışacağım. Hellinger Yöntemini esas almamın nedeni; AD'nin, uygulama esnasında, uygulayıcıların bireysel temayülleri ve tasarruflarına dayalı olarak farklılaşması ve çeşitlenmesidir.

Bu iki sunum arasındaki tek benzerlik “her ikisinin de bir grup çalışması olması ve katılımcıların yüklendikleri enerjiyi canlandırma esasına dayanarak ortaya koyması” olarak ifade edilebilir. Fakat bunun dışındaki her şey aslında büyük bir farklılık arz etmektedir.

Daha fazla ayrıntıya girmeden, bu iki çalışma arasındaki temel farklılıkları listelemek sanırım meseleyi daha anlaşılır kılacaktır:

AD'de terapist, çalışmadan önceki hazırlık aşamasında dizimi açılacak olan birey hakkında detaylı bir bilgi alır ve dizimin hangi sorun üzerine yapılacağını tespit eder. KC'de ise birey hakkında herhangi bir bilgi alınmaz. Öncelikle bireyin belirli bir sorunu üzerine yoğunlaşılmaz. Çalışma, KC sunumu esnasında ortaya çıkan durumun, sorunun ağırlığı ve akışıyla yönlendirilir.

AD'de terapist, dizimi yapılacak bireyin katılımcı grubun içinde olması ve dizimini görmesini uygun görür. KC'de ise bireyin katılımcı grup içinde olması gibi bir gereklilik yoktur. Sunumu açılacak kişinin tanınması, hatta sunumdan haberdar olması dahi gerekmez. Kişinin şifalandırılması sunumu açıldığı sırada sunumunda bulunmasıyla ilgili değildir. Bu durum bireyin şifalandırma sürecini de etkilemez. Bu noktada belirtmeliyiz ki, bir kişi anne-baba, kardeşler, çocuklar veya eş üzerine onların haberi olmadan da sunum açtırabilir. Öyle ki hakkında sunum açılması hedeflenen, hem kendisinin sunumdan haberdar olmadığı hem de bizim tanımadığımız pek çok katılımcıdan tanıdıkları vesilesiyle olumlu geribildirimler aldık. Ayrıca; KC sunumlarının etkisi, bireyin itikadı ve inanç boyutu ile de ilgili değildir.

AD'de bireyler, katılımcılar kimin diziminin yapıldığını bilirler. Dizim yaptıran kişi genelde -anne, baba gibi- canlandırmayı yapacak kişileri kendisi seçer. KC'de ise kimin sunumunun yapıldığını -zihinlerin devreye girmemesi için- katılımcılar içinde kimse bilmez.

AD'de dizimi açılan kişi çoğunlukla kendisini temsil ederken; KC'de ise sunumu açılacak kişiyi bir başkası canlandırır. Temsil eden kişi, kimi temsil ettiğini bilmeden duygularını, hissiyatını ifade eder. Ayrıca sunum yöneticisi olarak ben de, sunum sahibinin enerjisine girerim. KC'de; aynı anda iki kişi, biri sunum sahibinin dıştan gözüken yönünü, diğeri ise daha derin hislerini canlandırır.

AD'de alana, kişinin ailesinden herhangi birini canlandırmak için alınan kişi, genelde neyi canlandırdığını bilir. KC'de alana alınan kişiler neyi canlandırdığını bilmez, sadece temsil ettikleri varlığın hissedişlerini ifade eder.

AD'de alana alınan kişiler fazla konuşmazlar, ruhun sessiz akışına izin verirler. KC'de ise alana alınan kişilerin kendilerini olabildiğince fazla ifade etmesine izin verilir. Bu sayede hareketli ve bol konuşmalı bir sunum ortamı oluşur.

AD'de oturan kişilerin kendiliğinden enerjiye girerek bir şeyler hissedip dile getirmesi pek uygun bulunmaz. KC'de ise alan açıldığı zaman alana kaldırılmadığı halde bir şeyler hisseden kişinin kendisini ifade etmesi istenir ve onun hissedişi de sunuma dâhil edilir, sunum bu şekilde daha bir anlam kazanır. Bu tarzdan beklenmedik çıkışlar sürprizleri de beraberinde getirir. Önceden sunumlara gelen katılımcılar kendiliğinden enerjiye girebiliyordu ancak pandemi sonrası hep aynı ekiple çalışıldığı için ekip üyeleri alan açıldığı zaman kendiliğinden enerjiye girmektedirler.

AD'de alana aile bireyleri veya bazı kavramlar alınır ve onların dizimleri yapılır. Enerjilerin kendi yerlerini bulmaları ve gerekli akışın oluşması sağlanır. KC'nin ise içeriği çok farklıdır. "Enerjisini bloke eden negatif varlıklar, büyüler, kişiyi ele geçiren ya da kişiye saldıran büyücüler/cadılar, ahlar, lanetler, atalarının negatif enerji veya varlıklarla yaptığı antlaşmalar, ataların sıkıntıda olan canları veya atalarının sıkıntı verdiği/katlettiği insanların canları gibi tümüyle negatif enerjilerin/durumların..." kişinin yaşam alanında etkili olup olmadığını kontrol edilir. KC'de elimizde kontrol edilecek enerjilerin daha önceden tespit edilmiş ve bir kısmı da sunumlar esnasında tesadüfen ortaya çıkabilen bir listesi vardır. Bir bakıma bu listedeki hangi enerjilerin/durumların, kişiye ne derecede etki ettiğinin kontrolü yapılmış ve sunum esnasında ortaya çıkan negatif durumlar temizlenmiş olur. AD'de "cinler, negatif varlıklar, büyüler, büyücüler/cadılar" alana alınmaz ve dolayısıyla kişiye etki ediyorlarsa dahi çözümlenemez. Sadece alana alınan enerjiler veya aile bireylerinin dizimi yapılır. KC'de ise alana alınan her neyse onun temizliği yapılır.

AD’de “herhangi bir durumun alanda olup olmadığı” gibi bir kavram yoktur, alana çıkartılan her şeyin alanda bir yeri vardır. KC’de ise yüklenilen enerjinin alanda olup olmadığına bakılır. Mesela, alana beddua olarak yüklenen bir kişi çıkartılır, kişi ne olarak alana çıkartıldığını bilmeden “varım veya yokum” der. Kişinin enerji yüklenip yüklenmediğine bakılır ve bu doğrultuda “kişinin alanında beddua olup olmadığına” karar verilir. Sonra şifalandırılma yapılır. Şifalandırıldıktan sonra tekrardan “tam anlamıyla şifalanıp şifalandırılmadığı kontrol edilir”. Buna ek olarak tekrardan alana “başka bir beddua olup olmadığına yönelik” bir kişi daha yüklenilerek çıkartılır. Varsa, şifalandırılır ve sunumun ilerleyen aşamasında tekrardan “başka bir beddua” alana çıkartılarak kontrol edilir.

AD'de terapist dizime kendi enerjisiyle müdahale etmez. KC'de ise uygulayıcı tümüyle alandadır ve sunum esnasında karşılaştığı ve bireyin alanına nüfuz eden negatif enerjileri alandan çıkartmak için enerjilerini (şaman ve iki farklı enerji) kullanır. Gerekirse sunumlarda şaman transına da girilir.

AD'de dizim bitişinde kutsama yapılmaz. KC'de sunum bitişinde oluşan yeni enerjinin kutsaması ve korunması için katılımcılarla birlikte bir ritüel yapılır.

Görüldüğü gibi AD ile KC'nin bazı enerjilere bakış açıları ve bazı durumları şifalandırma esnasında uyguladığı yöntemler ile çalışma biçimleri oldukça farklıdır.

Umarım bu yazım; "AD" ile "KC" sunumları arasındaki farkı merak edenlere faydalı ve yeterli bir açıklama olmuştur...

Bilinmelidir ki; sağlıklı, mutlu, huzurlu olabilmek için çok çeşitli çalışmalar mevcuttur. Her bir çalışma aslında tabiattaki birbirine benzemeyen rengarenk çiçekler gibidir. Nasıl ki arılar, kaliteli bal yapmak için tabiatta dolaşıp, farklı türden çiçeklere dokunup, onlardan aldıkları polenleri kendi bütünselliğinde özümseyip bal haline getiriyorlarsa, aynı şekilde bizlerin de birbirinden farklı ve çok çeşitli uygulamaları kendi farkındalığımızla özümseyip özgünleştirmemiz gerekmektedir.

Şifalanmak her zaman holistik, yani bütünseldir.

Herkesin mevcut yöntemlerini polenle simgeleştirdiğimiz çeşitli çalışma alanlarından ihtiyaç duyduğu kadarını alıp bilinçli olarak kendi özgün balını üretmesi, oluşturması dileğiyle...

Alana Giren Kişiler Canlandırdıkları Kimliğin Etkisine Giriyorlar mı, Yoksa Bilinçleri Yerinde mi?

Sunuma katılanların geri bildirimlerinden okuyacağınız gibi, sunum sırasında canlandırdığımız kimliğin duygularını olduğu gibi hissetmekte, hatta bedensel bir sorunu varsa onu da canlandırmaktayız. Bir yandan bilincimiz yerindedir. Bu, çok farklı bir duygudur. Bazen ağrı hissetmekle hissetmemek arasında bir duygu da yaşamaktayız. Anlatılması çok zor olduğu için “anlatılmaz, anlaşılmaz ancak yaşanır” diye bir sloganımız vardır. Sunum bittiği anda, yani alanı kapattığımda veya kişiyi alan dışına çıkarttığımda, bu etki anında bitmektedir. Bitmemiş olsaydı, bu çalışma benim tarafımdan çoktan iptal edilirdi.

Sunumlarda aynı zamanda hem yöneticilik, hem de canlandırma/sahneleme yapmaktayım. Eğer bilincim canlandırma yaptığım sırada yerinde olmamış olsaydı, sunumu idare edemezdim.

Atalarımızın Veballerini Neden Miras Olarak Alıyoruz?

Atalarımızın veballerini, sıkıntılarını, büyülerini, ah-beddua-lanetlerini, ruhsal cezalarını, vicdan azaplarını, karanlıkla veya farklı boyutlarla yaptıkları antlaşmalarını yani bize sıkıntı veren bir sürü kirliliklerini neden miras olarak alıyoruz? Bu sorunun cevabını; "Ataların Gölgesinden Aydınlığa" adlı kitabımda, "Morfogenetik alanlar" başlığı altında detaylı bir şekilde açıklamıştım. Burada da elimden geldiği kadar kısa bir anlatımla konuyu yeniden izaha çalışacağım.

İnsan, geçmişte yaşadıklarını geleceğe aktararak zamanda akan bir varlıktır. Şimdiki zamana geçmişin anılarını, bu anılardaki duygularını, düşüncelerini, yeteneklerini, kısaca yaşanmışlığını taşır. Bu zamana; eksik kalan, eksik olan veya yoğun hissedilen yaşanmışlıkları daha fazla yükleriz. Yürek soğumadan biten ilişkiler (eksik kalan), şefkatsiz-sevgisiz ebeveynlerle büyümek (eksik olan), aileye yeni bir bireyin katıldığı an-doğum gibi (yoğun hissedilen)...

Aslında her yaşanmışlığı her anımıza taşırız. Çünkü içimizde, tüm yaşanmışlığımızın deneyimini depolayan eşsiz bir mekanizmamız var: Hafızamız. 

Hafızamız; bedenimizin tümüne, "tüm hücrelere" yüklenmiş şekilde bizimle birlikte geleceğe akar. Çünkü bizi şimdide karşılaşacağımız her türlü duruma karşı, bilincimiz fark etse de etmese de bir şekilde bizi uyarır, gereken bilgileri bize sunar... Şimdiyi, geçmişimizle karşılarız...

Hafızamızın silindiğini bir düşünün, şimdiyi tanımlamamız nasıl olurdu dersiniz?.. Bana göre, bomboş ve de tehlikeli bir tanımlama olurdu bu... Şimdiye kadar edinilen bilgilerle/tecrübelerle birlikte; yaşamla başa çıkmak bizi zorlarken, bir de bu bilgiler/tecrübeler olmadan yaşamı karşılamayı hayal etmek bile ürkütücü... Varlığımızı bağımsız devam ettirebilmemiz açısından oldukça tehlikeli...

Bilincimiz, doğduğumuz andan itibaren bir kimlik içinde geliştiği için aynı kimliğin farklı aşamalarındaki yaşanmışlıklara yaşanmışlıklarına ses çıkartmıyor. Mesela; "Neden ben çocukluğumun acılarını şimdide yaşamak zorundayım ve onlar çocukluğumun yaşanmışlıkları, bana ait değil, neden ben yükleneyim ki?" demiyor. Çünkü çocuklukla "şimdide olan kendisini" aynı kimlikte -yani bir bütün olarak- görüyor. Çocuklukta yaşanılanları bildiği, hissettiği için de ona sahip çıkıyor ve geleceğin geçmişin sevaplarını, günahlarını yüklenmesine herhangi bir itirazda bulunmuyor.

Hâlbuki madde boyutundan bakıldığında, çocukluktaki biz ile şimdideki bizim hiçbir hücremiz aynı değil... Görüntü ve boyutlarımız da aynı değil... Ama her değişen hücrelerin yerine gelen yeni hücreler, diğer hücrelerin yüklendiği enerjiyi, bir bakıma yaşanmışlıkları yüklenerek -şimdide yaşanacaklarla birlikte- geleceğe akıyor... Ve de görevlerini yerine getiriyor... Getiremediklerinde ise, zaten bildiğiniz gibi kanserleşiyor. Bedeni, sistemi yok ediyor.

Aynı şekilde "insanlık soyu" da bir beden gibidir. Bu beden de varlığını sürdürebilmek için geçmişin deneyimlerinin geleceğe aktarılmasını sağlayan, deneyimlerin depolandığı bir hafıza alanına (Morfogenetik alan) sahiptir. Bu hafıza alanı sayesinde, bu bedenin hücreleri gibi olan bizler de, geçmişin (ataların) deneyimlerini şimdide hatırlayıp, yaşanılanlara eski-yeni bakış açıları getirerek tepki veriyor ve geleceğe akıyoruz... 

Nasıl ki, hafızamız bu iyi, bu kötü diye seçim yapmadan sadece yoğun hissedilen, eksik olan, öğrenilen her şeyi içine çekip saklıyorsa; aynı şekilde Morfogenetik alan da iyi-kötü ayrımı yapmadan insanlığın yoğun olarak hissettiği, yoğun işlediği, öğrendiği, kabiliyet kazandığı her türlü durumu, anı da depoluyor. Yani, bizler "atalarımızın yaşadığı geçmişin" sadece negatif durumlarını miras almıyoruz; onların bilgeliğini, yeteneklerini, üstlerine çektikleri olumlu enerjileri de miras olarak alıyoruz.

Fiziksel bedenimizin onların bir kombinasyonu olduğu konusuna hiç girmiyorum bile...

Nasıl ki bedenimizde her hücre öldüğünde yeni bir hücre onun işlevini alıyor ve taşıdığı enerjiyi yükleniyorsa, aynı şekilde bizler de atalarımızın canlandırdığı canların mirasını alıyor ve o canların taşıdığı enerjileri yükleniyoruz. 

Böylelikle yaşam, yaşanmışlıkların yüküyle devam ediyor.

Bizlerin "insanlığın Morfogenetik alanından" kopmamız, kapatmamız gibi herhangi bir kaçışımız yoktur. Ancak hücreler gibi, bulunduğumuz noktada fonksiyonumuzu yerine getirmemiz ve bilinçli olarak yüklendiğimiz enerjileri evrensel bütünlüğe uyumlu bir şekilde dönüştürmemiz gerekir.

Nasıl ki, çocukluğumuzla aynı olmadığımız halde çocukluğumuzun hissedişlerine, anılarına itiraz edemiyorsak; aynı şekilde atalarımızın yaşanmışlıklarına da itiraz etmemiz mümkün değildir...

Bana göre insanın temel fonksiyonlarından/görevlerinden biri de şudur: "Morfogenetik alan"da temizlik yapmak ve geleceğe insanlığın ortak alanına yüklediğimiz olumlu enerjilerle akmak...

Geçmişte yaşanılan korkular, nasıl ki gelecekte kendisini gerçekleştirirse; aynı şekilde insanlığın ortak yaşadığı korkular değiştirilip dönüştürülmediğinde gelecekte kendisini gerçekleştirir... İşte bu nedenle; "Tarih, daima tekerrür eder."...

Bizler, bu yaşamda son nefesimize kadar atalarımızın yaşanmışlıklarını iyisiyle, kötüsüyle hayatımıza çekeceğiz ve yaşayacağız. Bundan kaçış yoktur; ama yaşamımıza çektiklerimizi değiştirip dönüştürecek yöntemler öğrenip, bu yöntemleri geliştirerek geleni güçlü/bilinçli bir şekilde karşılama imkânımız vardır... Ve de insanlığın geleceğine daha hafif yükler bırakma şansımız mevcuttur...

Hepimizin "Morfogenetik alan"ı iyi anlayıp sorumlulukları üstlenmesi ve karşılaştığı her türlü durumu karşılayabilecek bol bol yöntemleri olması dileğiyle...

Benim Temizlenmem Soyuma da Etki Eder mi?

Kişinin alanı negatif etkilerden temizlendiğinde, öncelikle etrafındaki kişilere kendisinden dolayı etki eden negatif etki giderilmiş olur. Mesela, büyü etkisinde olan bir kişi sıkıntısıyla etrafına sıkıntı verir; varlık etkisinde olan birinin varlığı ise en yakınlarına saldırabilir ve onlarda sorunlar yaratabilir. Ayrıca bir büyücü tarafından ele geçirilen kişi öfkelendiğinde yakınlarını negatif etkilere maruz bırakabilir. Sunumda bu tür negatif etkiler ortadan kalktığında, danışanımın alanının rahatlamasının yanında onun yakınlarında da rahatlama olmaktadır.

İkinci durum ise, soydan bize miras kaldığı için yaşadığımız negatif etkiler eğer temizlenmezse, biz vefat ettiğimizde soyun başka bireylerine miras kalacağıdır. Bu negatif durumu şifalandırdığımızda hem aile morfogenetik alanında onu temizlemiş oluyoruz, hem de geleceğe miras kalmasını engelliyoruz. Şunu da eklemekte fayda var: Bazı durumlar, mesela lanet gibi, ailede sadece bir kişiyi değil, birden fazla kişiye etki edebilmektedir. Böyle bir durumda şifalanması ailedeki diğer bireylerin de şifalanmasını sağlamaktadır.

Genelde kişiler soylarında bir tane lanet veya bir tek negatif enerjiyle anlaşma olduğunu, bu temizlendiğinde de kişilerin soylarında tam bir temizlik olduğunu düşünüyorlar. Halbuki birden fazla ata, farklı konularda lanetlenmiş olabilir; birden fazla ata büyülerle uğraşıp birden fazla negatif alanla anlaşma yapmış olabilir.

Sunumlarımda, diyelim ki laneti temizledim, alanı temizleyip temizlemediğimden emin olmak için tekrardan lanet yüklediğimde, laneti temsil eden kişi “bu alanda değilim” diyebilmektedir. Böyle bir durumda şunu anlıyoruz ki, “sunum sahibine etki eden laneti temizledik ama ailede başka lanetler var ve bu lanetler de ailenin başka bireylerini etkilemektedir”.

Bu açıdan diyebiliriz ki, “ailede her kişinin alanı farklıdır; eğer aynı etkiler ailede birden fazla kişiye etki ediyorsa, bu etkiler temizlendiğinde o kişilerde rahatlama olur; eğer etki etmiyorsa ailenin diğer bireyleri ancak kişinin negatifliği gittiği için rahatlayabilirler, fakat kendi negatifliklerini yaşarlar. Her ne olursa olsun, şifalandırılmış konular soya aktarılmayacağı için soy rahatlamış olur. Bundan dolayı, aile bireylerinin alanlarına ayrı sunumlarla bakılması gerekir.

Bu Çalışma Nasıl Yapılıyor?

Kökcanlandırmak sunumu ekip ile yapılan bir çalışmadır.

Bu bir grup çalışmasıdır. Sunumun açılacağı gün, daha önceden randevu almış sunumu açılacak olanlardan “bazıları”, katılmayacak olanlar için görevlendirilecek kişiler(ekibim) ve sunumda izleyici olarak bulunmak isteyenler bir araya gelir. Randevu almış kişiler arasından kimin sunumunun açılacağına “içim” karar verir. Bu nedenle randevu verilirken belli bir saat söylenmez.

Kimin sunumunun açılacağını, ortamda bulunan kişilerin zihinlerinin devreye girmemesi için (sunum sahibi hariç) söylemem. Sunum sahibi çalışmada bulunsa bile, yerine onu temsil etmesi için grubun içinden birini seçerek yanımdaki koltuğa oturturum ve ona kişinin enerjisini yüklerim (temsili kişi). Aynı zamanda ben de kişinin enerjisine girerim. Böylelikle kişinin iç enerjilerinin durumunu daha iyi hissederek sunumun nasıl bir yolla akacağına karar veririm. Alana, grupta bulunan kişileri (eğer istiyorlarsa), ne yüklediğimi dile getirmeden alırım ve ne hissettiklerini öğrenirim. Böylelikle kişinin içinde bulunduğu enerji dünyasını tiyatro oyunu sahneler gibi gruptaki kişilerle canlandırmış oluruz. Burada ilginç olan, sahneleyen kişilerin zihinlerinin ne olduklarını bilmeden, sadece hissedişle enerjiyi ifade etmesidir. Bazen de bu sahnelemeye kişiler ben onları herhangi bir enerji olarak yüklemeden, kendiliklerinden yüklenerek çıkarlar ve hissedişlerini dile getirirler.

Sunum sahiplerinden sunum öncesinde haklarında herhangi bir bilgi alınmaz. Sunumda ortaya çıkanlarla kişinin yaşamı/hissedişleri örtüştüğünde, sunumun güvenilirliği benim açımdan test edilmiş olur. Bu zamana kadar bu güvenilirlik oranı çok yüksektir. Aksi durumda zaten bu çalışmayı yapmanın bir anlamı yoktur. İnsanların işe yaramayan bir çalışmaya gelmesi de anlamsızdır.

Kökcanlandırmak sunumlarının ilk başlarında kişinin talebi üzerine belirli bir konu çerçevesinde sunum açmaktaydım. Fakat deneyimlerim kişinin üzerindeki ağır enerjiyi çözümlemeden talep edilen konuya yönelmemim sağlıklı bir yol olmadığını bana gösterdi. Bundan dolayı kişinin enerji alanında ona etki edenleri temizlemeden talep edilen konuya yönelmemekteyim.

Sunumda kontrol edileceklerin bir listesi mevcuttur. Bu listeye neredeyse kişinin enerji alanına etki eden negatif durumların tümünü almış durumdayım. Kişilerin enerji alanında bu listedeki negatif etkilerin ne kadar olup olmadığını görmekte/kontrol etmekte ve ortaya çıkanları şifalandırmaktayım. Kontrol listesinde “şimdilik” bildiğimiz negatif etkiler vardır; “bilmediklerimizin” olduğunu da unutmamak gerekir. Her sene listemin maddeleri biraz daha artmaktadır.

Buraya kadar okuduklarınız pandemi öncesi döneme ait çalışmanın yapılış biçimidir. Pandemi sonrası sunumlar sadece ekip üyeleri ile online yapılmaktadır. Herhangi bir katılımcı ya da sunum sahibi online alana alınmamaktadır. Sunum yöneticisinin zaman içerisinde artan gücü ile birlikte sunumlarda enerji alanı çok hızlı değişmektedir ve bu hızlı değişim kişilerde kafa karışıklığı yaratabileceği ve sunum sahipleri ile de daha sonra sunumda çıkan enerjiler ve nelerin temizlendiği anlatıldığı ve yazılı olarak da gönderildiği için sunum sahipleri sunumlarını izlemek için alana alınmamaktadır.

Çözemediğiniz Durumlar Oluyor mu?

Kökcanlandırmak sunumunda büyüleri, obseleri, negatif varlıkları, cinleri, düşmüş melekleri, cadı ve büyücüleri, mumyalıları, uzaylıları, ataların karanlıkla, şeytanla ve başka boyut varlıklarıyla yapmış olduğu antlaşmaları, yılan öcünü, kişinin enerjisini kullanan (satan) birisinin/boyut varlığının olup olmadığını kontrol ediyor ve aracı olduğum ruhsal enerjiler sayesinde temizleyebiliyorum. Bunların dışında ah, vebal, beddua, lanet gibi enerjileri, kürtaj ve düşük olaylarının aileye kattığı negatif etkileri de rahatlıkla çözümlüyorum ve sıkıntıda olan ataların canlarını rahatlatıyorum.

Bunlar dışında kişinin anne ve babasıyla çocukluk, ergenlik ve şu andaki yaşamında enerji akışını kontrol ediyor, travmalarını (anne karnı, doğum, düşük tehlikesi, hayati tehlike, kayıp ikiz sendromu) rahatlatmaya çalışıyor, ancak bu konuda iddialı olmadığımı da belirtiyorum; çünkü bunlar psikoloji bilimini ilgilendirir; travma duygularla birlikte görüntü, ses gibi duyumları ve değer inançları da içerisinde barındırdiği için daha detaylı , bir terapistle birlikte çalışılmalıdır. İnsanın “kendi gelişimi açısından bunları kendisinin çözümlemesi” gerektiğine inanıyorum ancak bu konularda bir vebal, varlık etkisi, büyüsel etkiler söz konusuysa işte o benim alanımdır…

Saydıklarım, binlerce sunumda kişilerin alanında çıkan, etkin enerjiler dahilinde oluşturulan “kontrol listesinde” bulunan maddelerin bir kısmıdır.

Eğer sunum sırasında listede bulunmayan ama kendiliğinden alana çıkan enerjiler olursa bunlara da gücüm yettiği kadar müdahale ederim.

Peri ve nazar daha önce listemde olduğu halde, bunlara artık bakmıyorum. Çünkü periyi kişi kendi iradesiyle gönderebiliyor, benim yollamam yeterli gelmiyor; kişi alanına onu tekrardan çağırabiliyor. Sadece sunum sahibini bu konuda yönlendiriyorum. Nazar ise, nefesi kuvvetli birisi tarafından okuma veya kurşun dökülerek çözümlenebiliyor. Bu tür geleneklerin yaşatılması gerektiğini düşünen birisi olarak kurşun dökülmesini tavsiye ediyorum.

Dünyada hala gücüm yetmediği için karşılaşmadığım negatif güçler bulunmaktadır. Bu her zaman olacaktır da!

Kısaca, ruhsal enerjilerimin etki ettiği, Şaman enerjimin girebildiği ve bana müdahale izni verilen birçok alanı temizleyebiliyorum ama kişinin alanına henüz “bilmediğim” bir enerji etki ediyorsa onun için bir şey söyleyebilmem mümkün değildir. Her yıl listeme yeni maddeler eklenmektedir. Bu da bilmediğimiz ama etkisinde kaldığımız başka düzenlerin olduğunu bize göstermektedir.

Bu enerjilerin kişinin alanında olup olmadığını bana Kökcanlandırmak sunumu göstermektedir. Alanda enerjiye giren kişiler bu enerjilere tercüman olmakta, böylelikle enerjilerin kişiye etki edip etmediğini anlayabilmekteyiz. Şifayı verdikten sonra da, aynı şekilde alanda birileri sayesinde bu enerjilerin kişinin alanından gidip gitmediğini ölçebilmekte, kontrol edebilmekteyiz.

Enerjileri alandan gönderebilsem bile, insanların düşünce tarzlarını, anılarını değiştirememekteyim. Bundan dolayı, kişilere etki eden negatif etkiler gittikten sonra kişinin alanında bu etkilerin neden olduğu duygusal travmaları ortaya çıkmaktadır. Bu aşama da bizim hizmetimizin dışındadır. İyi bir terapiste gitmelidir.

Enerji Yüklediğiniz Kişiler Girdikleri Kimlikleri Tam Olarak Hissediyorlar mı?

Pandemi öncesine kadar sunumlar hem ekiple hem de ekipten olmayan ama sunumları izlemeye gelen kişilerle açılmaktaydı. Ancak pandemi ile birlikte ekip dışından kimseyi sunumlara dahil etmemeye başladık.

Pandemiden bu yana sunumlar aynı ekiple açılmaktadır. İlk defa alana çıkan ve enerji yüklenen kişiler başlangıçta bir şey hissetseler bile onu dile getirmekte ve tanımlamakta zorluk çekiyorlardı. Ancak aynı ekiple çalışmak bu sorunu ortadan kaldırdı.

Pandemi öncesi süreçte yüz yüze ve ekip dışından sunumları izlemek için gelen misafirler de alana çıkıp enerjiye giriyorlardı ya da temsili kişi olarak enerji yükleniyordu.

Hem temsili kişiler, hem de canlandıran kişiler girdikleri kimlikleri veya kişileri çoğunlukla olduğu gibi hissetmektedirler. Bazı kişiler kapalı oldukları, yani zihinleri olayı değerlendirmekle meşgul olduğu için enerji yüklenmesine kapalı oluyorlar. Genellikle bu kişileri alana almamaktayım. Bazı kişiler de enerjiyi hissetmekte ama “acaba benim duygum mu, yüklendiğim enerji mi?” ikilemi içinde kaldıkları için anlamlandırmakta zorlanmaktadırlar. Çoğunlukla kişiler enerjiyi hissetmekte ve kendi ifadeleriyle tercüme etmektedirler.

Alana girene kadar sakin bir ruh halleri varken, alana girdikten sonra neşeli, güçlü, çok öfkeli, çok üzgün veya birden gözleri kapanarak uyku konumuna geçebilmektedirler.

Bu durumda kişinin bilinci yerindedir. Sadece rolün gerektirdiği gibi o kişinin hissettiklerini olduğu gibi canlandırmaktadırlar.

İlk defa alana kalkıp kendi bedeninin, istediği halde kıpırdamadığını veya alandan geri geri gittiğini kişiler yaşadıklarında, onlar için de ilginç bir deneyim olmaktadır.

Holografik bedenlere sahibiz... "Ataların Gölgesinden Aydınlığa" kitabımda bu konuya detaylı değindim.

Bu nedenle "anlatılmaz, anlaşılmaz ancak yaşanır!" diyoruz.

Eşime Sunum Açtırmak İstiyorum Ama O Karşı Çıkıyor…

Sunum açılabilmesi için ya kişinin ya da yakınlarının izinleri gerekmektedir. Normal şartlarda bu tür çalışmalarda kişinin kendi iradesiyle/izniyle alanına girilir ama kişi bir büyünün etkisindeyse, durumunu idrak edemez ya da varlık/büyücü etkisindeyse de, varlık/büyücü şifalanmasına izin vermez. Ayrıca enerji alanına inanmayan, tepki gösteren bir inanç sistemine sahip olabilir. Bundan dolayı Kökcanlandırmak sunumu, kişinin kendisi dışında “birinci dereceden akrabasının iznini” de kabul eder. Çünkü aynı sisteme dahil olan insanlardan bir tanesinin sorunu bütün sistemi ve diğer sistem üyelerini etkilemektedir. Söz konusu sorun eşimizde, çocuğumuzda, kardeşimiz de, annemizde ya da babamızda ise bu sorundan dolaylı ya da doğrudan biz de etkilenmekteyiz.

Eş, çocuklar, anne-baba, kardeşler için onların haberi bile olmadan sunum açılabilmektedir. Bunun yanında, kişinin üzerinden, kontrol amaçlı bir başkasını alana çıkarabilirim ama o kişinin herhangi bir durumuna -çok gerekli görmediğim takdirde- müdahale edemem. Aksi takdirde sunum gerçekleşmez ve çözümleme amacına ulaşmaz.

Hipnoz Olmadan Kimliğin Dışına Çıkarak Nasıl Başkasını Canlandırıyorsunuz?

Birçoğumuz hipnozu “bilincin kaybolması ve derin şuursuzluk durumuna geçmek” olarak biliyoruz. Hâlbuki hipnoz, beyin dalgalarının beta seviyeden alfa seviyesine inmesiyle başlar. Yani hipnoz, kişinin bilinç halinin içe dönerek yavaşlaması, kişinin kendi iç alanlarını hissedebilmesidir. Günün neredeyse %90’ını hipnotik olarak, otomatik yaşarız. Bu açıdan bakıldığında, Kökcanlandırmak sunumu da bir bakıma içe yöneliş olduğundan hipnotiktir. Yani kişi iç dünyasına, hissettiklerine odaklanır. Bilinci yerindedir. Fakat hipnoz seanslarında yapıldığı gibi, kişinin bu seviyeye inmesi için ön hazırlıklar ve bilinci yönlendirmeler yapılmaz. Alanın özelliği de buradan gelir. Fakat bu içe yönelişin bir farkı vardır. Kişi kendi duygularına değil, “yüklenilen ne ise” onun hislerine odaklanır. Kimliğini geçici süre devre dışı bırakır. Bilinci yerindedir. İstediği anda girmiş olduğu kimliğin dışına çıkabilir. Bu yazdıklarım ancak yaşanılarak anlaşılabilir.

Kişi Neden Atalarının Sorumluluğunu Alıyor? Atalarının Cezasını Neden Çekiyor?

Bu sorular bana çok sık soruluyor; çünkü "tanıdığımız/tanımadığımız bizim dışımızdaki insanların, yani atalarımızın yaptıkları tercihlerin faturalarını ödemek" fikri hoş bir fikir değil. Fakat yaşamda hoşlanmasak da, nefret de etsek bazı gerçeklikleri sadece "sevmiyoruz" veya "inanmıyoruz" diyerek yok etmemiz mümkün de değildir.

Yapılacak en akıllıca yaklaşım yapının arkasındaki mantığı/düzeni anlamak ve önlemler almaktır.

Türlerin yaşamlarının devam edebilmesi için "yaşanmışlığın deneyimlerinin/bilgilerinin depolandığı" bir düzene ihtiyaç vardır. Doğal olarak Yaradan da bu sistemi oluştururken türlerin bağlı olduğu ortak bir "hafıza alanı" bir başka ifadeyle "morfogenetik alanı" yaratmıştır. Böylelikle bilgiler bu alanda depolanıp gelecek nesillere aktarılmaktadır.

Hayatta kalabilmek için gerekli olan yaşam deneyimlerini/bilgilerini doğduğumuz andan itibaren bir hayatta öğrenmemiz mümkün değildir. Bir bebek nasıl doğacağını ve doğduktan sonra nasıl annesinin memesini emip besleneceğini, nasıl yürüyeceğini daha önce milyarlarca bebek yaşadığı için güdüsel olarak bilebilmekte ve uygulayabilmektedir.

Sistemin düzeninden dolayı, doğal olarak hepimiz, türümüz insan olduğu için insan morfogenetik alanına bağlıyız. Ama bu alana atalarımızın, yani soyumuzun bağlı olduğu alandan bağlandığımız için öncelikle atalarımızın yaşanmışlıklarını, her benzer titreştiğimizde bedenimize çekmekteyiz.

Kısaca atalarımızın yaşanmışlığı bizlerle birliktedir. Nasıl ki çocukluğumuzda yaşadığımız olayların hepsini şimdi/şu an hatırlamadığımız halde, bu anıların bizlerle olması ve şimdi/şu anda benzer bir şekilde tetiklendiğimizde bu anıların bilinçaltı seviyesinden yüzeye çıkıp bizlerin kararlarını etkilemesi gibi, atalarımızın anıları da kendi anılarımız kadar bizimle birliktedir.

Onların sıkıntılı durumları bizim de sıkıntımızdır.

Onların yaptıkları hatalı tercihlerin karşılıkları da bizi etkiler.

Bu nedenle hoşlansak da, hoşlanmasak da "Sistem genetiğimizle bizi aynı olarak görüyor".

Bu noktada kendimizi güçsüz, "kurban" gibi hissedebiliriz; ama "Sistem hiçbir zaman parçalarını hırpalamak/yıpratmak üzerine kurulu değildir". Ancak bizi bu durumun karşısında güçsüz kılan "cahilliğimizdir".

Ayrıca konumuz negatif olanı görüp şifalandırmak olduğu için acılardan, büyülerden ve yaşanmışlığın negatif taraflarının üstün de daha çok dursak da gözden kaçırmamamız gereken bir konu da atalarımızın yetenekleri ve stratejileridir. Onların edindiği deneyimler ve geliştirdiklerini yetkinlikler sayesinde bu hayatımızda bazı konulara daha yatkın ve daha kolay öğrenebilir durumda oluyoruz.

Sunumlarda deneyimlediğimiz bir başka konu da şudur; atalarımızın sorumluluğunu alıp onların acılarını şifalandırıp ışığa gönderdiğimizde daha sonra bizi desteklemeye geçerler. Cennetin huzurunu bizim yaşamımıza akıtırlar. Bizler onları iyileştirdikçe onlar da bize destek olmaktadırlar.

Bizim, insanoğlu olarak, aslında çok büyük bir gücümüz vardır. Birçoğumuzun es geçtiği güç: bilincimiz ve irademizdir. Sevgimiz, ancak bilincimiz ve irademizle etkisini güçlendirir.

Bu güçler, bizim bu yaşamda "kimlik" olmamızı sağlar. Bunları kullanarak atalarımızın cezalarını, azaplarını durdurma hakkına ve yetkisine sahibiz.

Nereden/Nasıl mı biliyorum: Kökcanlandırmak sunumlarında o kadar fazla bu konuda deneyim yaşadım/yaşadık ki!..

Bu konuda da bilgilerimi "Ataların Gölgesinden Aydınlığa" kitabımda detaylı açıkladım.

Kökcanlandırmak Sunumlarına Göre Büyü Nedir?

“Büyü Nasıl İşler ve Neden Kötüdür” başlıklı yazımda genel büyü tanımına değinmiştim.

Kökcanlandırmak sunumlarını uygulamaya başladıktan sonra büyü ile ilgili tanımım değişmeye başladı. Çünkü sunumlar bize, kişilerin “değerlerinin ve inançlarının” da büyü gibi işleyebildiklerini defalarca gösterdi.

Kökcanlandırmak sunumlarında ortaya çıkan büyülerin ışığında yeniden tanım yapma ihtiyacı duydum. Büyü tanımını da şu şekilde yaptım:

“Herhangi bir enerjinin, dikkatin yöneltilerek enerjinin yapısına uygun yöntemlerle bilinçli bir şekilde programlanmasına büyü denir.”

Kısaca “büyü, programlanmış enerjidir” diyebiliriz.

En tehlikelisi de enerji programlandığında, enerji alanında programlandığı şekilde gizli olarak işlemeye başlamasıdır. Gizli diyorum, çünkü “bilinçaltı seviyede olan olayları” bilincimiz özel olarak yönelmediğinde fark edemez. Bu da bize göre gizlenmiş/gizli olur. Fakat bilincimiz etkilerini görüp algılayabilir. Bu etkilerin kaynağı ise bilinçaltının gölge alanlarında kök salmış olabilir.

Bir başka kişinin bize büyü yapmasını, alanlarımıza programlanmış bir enerjiyi yollamasını belki engelleyemeyebiliriz. Ama kendi kendimizi veya yakınımızdaki insanların bizleri programlamasını engelleyebiliriz.

Tekrardan üstünde durmayı tercih ediyorum: Çok yoğun duygular içindeyken dikkatimizi bir düşünceye, yani bir değere veya bir inanca yöneltip o yoğun duygularla bu değeri-inancı tekrar ettiğimizde, enerjiyi bu değerle-inançla programlamış oluyoruz.

Bazen de çok yoğun duygular içindeyken arkadaşımızın, anne-babamızın veya saygı duyduğumuz herhangi bir insanın değerini-inancını da benimseyebiliyoruz. Böylece o değerlerle-inançlarla programlama gerçekleşebiliyor.

Genellikle bu programlamanın etkileri, programlamanın yapıldığı dönemde değil, daha ileriki dönemlerde uygun tetiklenmelerle ortaya çıkar. Bu nedenle bilincimiz, eğer yeterli bir farkındalıkta değilse, arada bir bağ kurup kısıtlayan değerimizi-inancımızı keşfedemiyor.

Bir kadının üzerine açtığım sunumda büyü yerine çıkarttığım kişi, bana “korku duygusu olduğunu ve içine kapanmak istediğini, korkuyla titrediğini” söyledi.

Başka enerjilerle yapılmış bir programlama da kişinin korku içinde titreşip yaşamda kendisini güçlü hissetmemesini sağlayabilir. Fakat çözümlemek için dokunduğumda büyünün hangi araçlar kullanılarak yapıldığını görmekteyim.

Kişinin kendi duygularının oluşturduğu büyüleri tümüyle gölge alanlar olarak görmekteyim. Böylelikle daha iyi ayırt edebilmekteyim. Ayrıca genellikle kişiye ait duygu-büyülerinin “yaşları” olmaktadır. Bu büyünün de yaşı 3-4 yaşlarıydı.

Kadına sunum sonrasında 3-4 yaşlarında çok korkmuş olduğunu ve bunun büyü gibi işlediğini ve yaşamını kısıtladığını söylediğimde bana, 4 yaşındayken 2-3 saat kaybolduğunu ve bu sürede çok korktuğunu söyledi.

Şimdilik bu kadar…

Değerlerinize, inançlarınıza ve büyü gibi işleyen duygularınıza bilinçli dokunuşlar yapmanız dileğiyle…

Sevgiler, Vildan Çolak

"Kökcanlandırmak" Sunumlarının Hastalıklar Üzerindeki Etkisi

Her hastalığın arkasında bir "genetik bir hikâye" mevcuttur. Hastalıklar, kişinin genetik hikâyesinin neden olduğu olumsuzluklardan, ağır veballerden kaynaklanabilmektedir.. Daha doğrusu bu olumsuzluklar hastalıklar yolu ile kendisini ortaya çıkarır ve görünür kılar...

Ayrıca belirtmek gerekir ki; kişisel hayatımızda aldığımız enerji saldırıları ve üzerimize yapılan büyüsel çalışmalar ile de hastalıklar ortaya çıkabilmektedir. Ve hatta üzerimize yapılan saldırılar genetiğimizdeki negatif potansiyeli harekete geçirerek hayatımıza tezahür etmesine sebep olabilir.

"Kökcanlandırmak" sunumlarında, bu gerçeğin çok defa sağlamasının yapıldığını gördük... Mesela; sunumlarda yaşlı bir adamdan utandığı için yalnız bırakılan bir kişinin aç, susuz bir hâlde ölmesine göz yumulduğu için buna sebep olan kişinin kendi neslinden olanın otistik bir birey olmasına sebep olduğuna şahit olduk. Bir başka sunumda ise; kişinin atalarının birilerini katletmesinin bedeli olarak kansere yakalandığını ve bunun vebalini çektiği ortaya çıktı...

Her hastalığın kendine özel bir genetik hikâyesi mevcuttur... Eğer bu genetik hikâye rahatlatılmadan tedavi sürecine geçilirse, alanında uzman ve çok iyi doktorlara dahi gidilse aksilikler yaşanabilir, düzelme görülmeyebilir... Çünkü hikâyedeki negatif etkiler tedavi sürecinin rahat ve olumlu ilerlemesini engeller...

Bu nedenle tedavi sürecine girmeden hastalığa sebep olan genetik hikâyeyi ve hastalığa sebep olan üzerinize yapılan enerji saldırılarını ortaya çıkarıp bu olumsuzlukları temizletmelisiniz. "Kökcanlandırmak" sunumlarının bu hususlardaki olumlu etkisi yadsınamaz derecede yüksektir.

Ayrıca “Kökcanlandırmak” sunumlarında kişilere açılan sunum sonralarında kişilerde kusma, ishal, baş dönmesi, mide bulantısı gibi fiziksel semptomlar görülebilmektedir. Bu semptomların görülmesi kişilerde hastalık yapacak potansiyel negatifliğin temizlendiğini göstermektedir.

1. Kökcanlandırmak Sunumu Kalıcı Bir Çözüm Sağlar mı? Negatiflikler Yeniden Oluşabilir mi?

Kökcanlandırmak Sunumunda kişinin alanında tespit edilen ve çalışma kapsamında bulunan negatiflikler, kaynağına inilerek çözümlenmeye ve temizlenmeye çalışılır.

Bir negatifliğin temizlenmiş olması, kişinin yaşamı boyunca bir daha hiçbir negatif etkiyle karşılaşmayacağı anlamına gelmez. İnsan yaşamaya, farklı insanlarla ve ortamlarla etkileşim kurmaya devam eder. Dolayısıyla ilerleyen dönemlerde yeni negatifliklerle karşılaşabilir.

Burada temizlenmiş bir negatiflikle sonradan oluşan yeni bir negatifliği birbirinden ayırmak gerekir.

Bunu hastalık üzerinden basit bir örnekle açıklayabiliriz:

Grip olduğumuzu düşünelim. Hastalanırız, gerekli süreci geçirir ve iyileşiriz. İyileşmiş olmamız, hayatımız boyunca bir daha grip olmayacağımız anlamına gelmez. Aylar veya yıllar sonra yeniden grip olabiliriz. İkinci kez grip olmamız da ilk hastalığımızın iyileşmediği anlamına gelmez. Bu, sonradan ortaya çıkan yeni bir hastalık durumudur.

Kökcanlandırmak yaklaşımında negatiflikler de benzer şekilde değerlendirilir.

Örneğin kişinin alanında bulunan bir büyü çözümlenip temizlenmiş olabilir. Bu durum, ilerleyen yıllarda kişiye yeniden başka bir büyü yapılamayacağı anlamına gelmez. Aynı şekilde bir ah, beddua, lanet, negatif varlık etkisi veya başka bir negatiflik temizlendikten sonra kişi yaşamının başka bir döneminde farklı bir kaynaktan yeni bir negatif etkiyle karşılaşabilir.

Bu nedenle Kökcanlandırmak'ın amacı kişiyi yaşamı boyunca bütün negatifliklerden tamamen yalıtmak değildir. Amaç, sunum sırasında kişinin alanında bulunan ve Kökcanlandırmak'ın çalışma kapsamına giren negatiflikleri ortaya çıkarmak, çözümlemek ve temizlemektir.

Temizlenen negatifliklerin gerçekten temizlenip temizlenmediği de çalışma sırasında yeniden kontrol edilir.

Kısacası; bir negatifliğin temizlenmesi, aynı insanın gelecekte yeni bir negatiflikle karşılaşamayacağı anlamına gelmez. Nasıl iyileştiğimiz bir hastalığa daha sonra yeniden yakalanabiliyorsak, temizlenen bir negatifliğin ardından da yaşamın başka bir döneminde yeni bir negatiflik oluşabilir. Bu, önceki Kökcanlandırmak Sunumunun başarısız olduğu veya önceki negatifliğin temizlenmediği anlamına gelmez.

2. Kökcanlandırmak Sunumuyla Enerji Alanımın Temizlenmesinin Aileme ve Soyuma Etkisi Olur mu?

Evet. Kökcanlandırmak yaklaşımına göre kişinin alanındaki bazı negatifliklerin temizlenmesi yalnızca kişinin kendisini değil, ailesini ve soyunu da olumlu yönde etkileyebilir.

Bunun iki farklı yönü vardır.

Birincisi, kişinin taşıdığı negatifliklerin davranışlarına, duygularına ve çevresiyle kurduğu ilişkilere yansımasıdır. Örneğin kişinin alanındaki bir negatifliğin huzursuzluk, öfke veya saldırganlık gibi etkiler oluşturduğu kabul ediliyorsa, bundan aynı evde veya yakın ilişkide bulunduğu insanlar da etkilenebilir. Negatiflik temizlendiğinde kişinin çevresindeki insanlar da bu değişimin olumlu etkilerini yaşayabilir.

İkinci ve daha önemli boyut ise soydan taşındığı kabul edilen negatifliklerdir.

Kökcanlandırmak yaklaşımına göre bazı ahlar, beddualar, lanetler, büyüler, veballer, anlaşmalar ve benzeri negatiflikler yalnızca tek bir kişiyi değil, soyun birden fazla bireyini etkileyebilir ve kuşaklar arasında aktarılabilir.

Bu tür bir negatiflik kişinin sunumunda ortaya çıktığında ve kaynağında çözümlendiğinde, yalnızca o kişideki etkisinin değil, soy içerisinde devam eden aktarımının da sonlandırılması amaçlanır. Belgede de özellikle ahlar, beddua, veballer, lanetler gibi daha geniş problem alanlarının ailede birden fazla kişiyi etkileyebildiği ve bunların çözümlenmesinin bütünü olumlu etkileyebildiği anlatılmaktadır.

Ancak burada önemli bir ayrım vardır: Bir kişinin sunumunun yapılması, ailesindeki herkesin kendisine ait bütün negatifliklerinin otomatik olarak temizlendiği anlamına gelmez. Aile bireylerinin kendilerine özgü başka negatiflikleri bulunabilir ve gerektiğinde onlar için ayrıca Kökcanlandırmak Sunumu açılması gerekir.

Kısacası; kişinin alanındaki negatifliğin temizlenmesi kendisini rahatlatırken ailesine yansıyan etkilerin azalmasına da yardımcı olabilir. Eğer temizlenen negatiflik soy boyunca aktarılan ortak bir negatiflikse, bu temizliğin soyun diğer bireyleri ve gelecek kuşaklar üzerinde de olumlu etkisinin olabileceği kabul edilir.

Köklü Bir Çözüm mü Oluyor, Yoksa Daha Sonra Tekrar Ediyor mu?

Bazı durumlarda çözümler köklü olduğu gibi bazılarında da olmuyor. Ataların canlarını rahatlatmada, obselerde, büyü çözümlerinde, ataların yaptığı antlaşmalarda çözümler köklü oluyor. Fakat bazı varlıkları alandan yolladıktan sonra kişinin iradesi, onları geri çağırabiliyor. Ayrıca kişilerin özgür iradelerine müdahale etmeye hakkım ve yetkim olmadığı için büyü yaptıran kişilerin büyü yapmasını engelleyemiyorum. Ancak gittikleri hocaların/büyücülerin güç merkezlerini bozarak büyü yapma güçlerini temizliyorum.

Perileri yollamakta zorlanıyorum; çünkü kişiler perilerinden ayrılmak istemiyorlar. Kişinin isteği/gönlü perilerden yana olduğu için, benim perileri onların alanından dışarı atmam gereksiz bir çaba oluyor. Ben yollasam da tekrardan kişinin isteğiyle periler alana girebiliyorlar. Artık yollamıyorum da! Perileri kişinin iradesine bırakıyorum.

Ayrıca sunum açtırdıktan sonra kişi birilerinin hakkını yiyerek, kişileri üzerek üzerlerine ah-beddua alabilir. Bunu da engelleyemeyiz. Birilerinin üzerimize büyüsel çalışmasını da engelleyemeyiz.

Kökcanlandırmak sunumlarında kişinin alanı temizlenmekte ve bunun etkileri de kişide görülmektedir. Aynı bir evin temizlendikten sonra temiz halinin korunabilmesi için gerekli önlemlerin alınması ve gerekenlerin yapılması gibi, kişinin negatif durumları tekrardan alanına sokmaması için gerekenleri yapması şarttır. Aynı şekilde hastalanan bir kişinin, iyileştikten sonra tekrardan hastalanmayacağının garantisi olmadığı gibi Kökcanlandırmak sunumuyla alanı temizlenen bir kişinin tekrardan bu tür etkilere maruz kalmayacağının da garantisi yoktur. Hasta olmamak için bağışıklık sistemimizi güçlendirdiğimiz gibi negatif etkilere maruz kalmamak için de içsel gücümüzü olabildiğince kuvvetlendirmemizde fayda vardır. Bunun da ilk şartının “Dünyamıza, yaşamımıza, bedenimize, algılarımıza kısaca sahip olduğumuz her şeye sahip çıkmak” olduğu düşüncesindeyim. Sahip çıkmak, sevgi ve bilgiyle olur. Yaşadığımız sistemin yasalarını bilmek ve ona uygun yaşamak da çok önemlidir.

Bunun dışında, sunum sonrasında tavsiye ettiğim: Kişinin kendine uygun bir teknikle “duygu dönüşüm çalışmalarını” yapmasıdır. Aldığı eğitimlerle veya bir terapistte giderek travma çözümlemelerini yapabilir. Bu da çok önemlidir.

Biz Dünya'ya yanında olduğumuzun mesajını tüm yaratılan her şeye saygı ve sevgiyle yaklaşarak, yüreğimizi akıtarak verirsek, bilgiyle hareket edersek; Dünya iyileşmek için gücünü bizden alacaktır. Yüreğimizin saf sevgisi aslında Yaradan'a aittir. Bir bakıma yüreğimizden akan sevgi, “Yaradanın Dünyayı desteklemek için bizim vasıtamızla akmasıdır” da diyebiliriz. Böylelikle Dünya, bu destek ile gücünü toparlayabilecek ve şifacılarını arttıracak, yaralarını iyileştirmek için de gerekeni yapacaktır. Güçlenen şifacılar, “hizmet dallarında” gereken gücü, etkiyi yapabildiği için bizleri iyileştirebilecektir. Ancak o zaman bizlere etki eden, baş edemediğimiz negatif durumların etkileri azalabilir. Şu an Dünya yaralı olduğu için kendisini iyileştirecek şifa kanalları yeterli çalışmamaktadır. Bunun sıkıntısını da bizler yorgunluk, bıkkınlık, acı, üzüntü, şiddet gibi negatif etkilerle yaşamaktayız. Başka boyutların varlıkları, karanlık enerjiler ortalıkta kol gezmektedir. Bunları yerli yerine koyacak ve sistemi dengeleyecek olanlar ancak Dünya'nın şifacı kanalları ve o kanallara hizmet eden aileler/ocaklardır.

Bu nedenle, Kökcanlandırmak sunumlarıyla şifalanan kişilerin “Dünya'nın düzenlerinin karışık olması” nedeniyle tekrardan “karışmamasının” garantisini verememekteyiz, ama en azından bizden sonra dikkat ettikleri takdirde daha rahat bir durumda olduklarını gözlemledik.

Kürtaj ve Düşük Neden Hayatımızda Etkilidir?

Birçok kadın, yaşam şartlarından dolayı doğal olarak kürtaj yaptırmak, sağlık problemleri nedeniyle düşük yapmak durumunda kalmaktadır. Hayatımızda yaşadığımız hiçbir şeyin tesadüf veya anlamsız olması mümkün değildir. Kürtajların ve düşüklerin de derin “genetik” anlamları olduğunu Kökcanlandırmak Sunumları bize göstermiştir.

Fakat sunumlar bize bu derin etkileri sadece kadınların değil, erkeklerin de yaşadığını ortaya koymuştur.

Sunumların ışığında, kürtaj veya düşüklerin soyun ödediği “veballerden” dolayı oluştuğunu deneyimledik. Eğer atalar birilerinin ihtiyaçlarını karşılamamış, onları istememiş, itmiş, atmış veya sürmüş ise o zaman torun, atalarının yaptığı bu eylemin bedelini yaşamında hamileliğini bir şekilde sonlandırarak ödemektedir.

Kişiler, atalarının bu davranışını sadece kürtaj veya düşük ile değil; yaşamlarında birileri tarafından istenmeyerek, atılarak veya ihtiyaçları karşılanmayarak da ödemektedirler.

Kökcanlandırmak Sunumlarında bu tür etkilerin kişinin üzerinde olup olmadığı kontrol edilip çözümlemektedir.

3. Neden Atalarımızdan Gelen Negatifliklerden Etkileniyoruz?

Bizler atalarımızdan yalnızca birkaç fiziksel özellik değil, genetik yapımızın getirdiği pek çok özelliği alırız. Gözümüzün, saçımızın, tenimizin özelliklerinden boyumuza kadar fiziksel yapımızın oluşmasında soyumuzdan gelen aktarımın önemli bir yeri vardır.

Kökcanlandırmak yaklaşımına göre bu aktarım yalnızca fiziksel özelliklerle sınırlı değildir.

Atalarımızdan yetenekler, olumlu özellikler ve yaptıkları iyilikler karşılığında aldıkları dualar gibi olumlu etkilerin de bize ulaşabileceği kabul edilir. Aynı şekilde onların yaşadığı travmaların ve soy içerisinde oluşmuş ahların, bedduaların, veballerin, lanetlerin, büyülerin ve diğer negatifliklerin etkileri de sonraki kuşaklara taşınabilir.

Kökcanlandırmak olumlu aktarımları ortadan kaldırmaya çalışmaz. Çünkü yeteneklerimizden, bize destek olan olumlu etkilerden veya dualardan kurtulmak gibi bir isteğimiz yoktur.

Bizim ilgilendiğimiz, yaşamımızı olumsuz etkileyen aktarımlardır.

Çünkü Kökcanlandırmak yaklaşımına göre soydan taşınan bazı negatiflikler kişinin yaşamını bloke edebilir, hareket alanını daraltabilir ve yaşamının farklı alanlarında onu sınırlandırabilir. Kökcanlandırmak'ta bunların temizlenmesiyle kişinin bu negatif etkilerden özgürleşmesi ve yaşamında daha rahat ilerleyebilmesi amaçlanır.

Bunu bir halı ve kötü koku örneğiyle anlatabiliriz.

Bir halının üzerine çok kötü kokan bir sıvının döküldüğünü düşünelim.

O sıvı temizlenmeden bırakılırsa yalnızca halının üzerinde durmaz; kokusu zamanla bütün odaya yayılır. Odaya her girdiğimizde kokuyu hissederiz. Bir süre sonra o kötü kokunun içinde yaşamaya başlarız.

Geçmişten bugüne taşınan negatiflikleri de buna benzetebiliriz.

Atalarımızın yaşadığı olayların yaşanmışlığını ve gerçekliğini değiştiremeyiz. Yaşanan yaşanmıştır. Tıpkı halının üzerine bir şeyin dökülmüş olduğu gerçeğini değiştiremeyeceğimiz gibi.

Ancak halıyı temizleyebilir ve o olayın bugünümüzü hâlâ etkileyen kötü kokusunu ortadan kaldırabiliriz.

Kökcanlandırmak yaklaşımında geçmişte yaşanan olayların oluşturduğu yoğun negatif duygularla bağlantılı ahlar, beddualar, veballer ve benzeri negatif etkilerin temizlenmesi de buna benzetilebilir.

Halıda geçmişte bir şey döküldüğünü gösteren bir iz belki kalabilir; fakat artık o kötü kokunun içinde yaşamak zorunda değiliz.

Kökcanlandırmak atalarımızın geçmişini yeniden yazmayı amaçlamaz. Geçmişte yaşananların bugüne ve sonraki kuşaklara taşıdığı negatif etkileri temizlemeyi amaçlar.

Bu nedenle atalarımızdan gelen negatifliklerle çalışmanın amacı geçmişi değiştirmek değil; geçmişten bugüne taşınan ve yaşamımızı bloke eden negatif etkilerden özgürleşerek kendi hayatımızı daha özgür yaşayabilmektir.

Negatif Enerjileri Kişilerin Alanından Kovmak (Karanlık Güçlerle Savaşmak) için Negatif Enerjileri Kullanıyor musunuz?

Çalışmam ile ilgili yapılan, bana göre en mantıksız yorumlardan biri de budur.

Kökcanlandırmak sunumlarında hangi enerjileri kişilerin alanlarından temizlediğim bilinmektedir. Bu negatif enerjileri alan dışına atmak için negatif bir enerjinin kullanılabileceği düşünüldüğünde kişilerin kendilerine sorması gereken soru şu olmalıdır: “Neden negatif enerjiler, kendisi gibi negatif olan enerjileri insanoğlunun alanından dışarıya atmak için uğraşıp insanoğlunun enerjisinin artmasına, algılarının güçlenmesine, aklının iyi çalışmasına hizmet etmektedirler?”

Her insan kendi bilgi seviyesine göre Kökcanlandırmak sunumlarını ve beni değerlendirmektedir. Negatifleri yollamak için negatif enerjilerle çalışmıyorum. Ama insanların enerjilerini kurtarabilmek için bol bol negatif enerjilerle karşılaşıyorum ve mücadelemi yapıyorum.

Sunum Açtığınızda Gruba Katılanların Enerjilerini Gücünüzü Artırmak için Kullanıyor musunuz?

Bu da insanların bana göre “tuhaf” yorumlarından biridir. Eğer şifalandırma gücümü gruba gelen kişilerin enerjilerini kullanarak elde ediyor olsaydım, başka bir yol izler, insanlara “uzaktan sunum açılamaz, sunuma gelirken yanınızda en az iki kişi daha getirmelisiniz” derdim ve grubun kişi sayısını artırırdım. Ayrıca bir-iki kişiyle de sunum açamazdım.

Sunumda veya sunum sonrasında hiçbir kişinin enerjisini gücümü artırmak, dolayısıyla daha fazla şifa gücümün olması için kullanmaya ihtiyacım yoktur. Buna ihtiyaç duyacak kadar zayıf olsaydım bu çalışmayı yapmazdım.

Ayrıca pandemi sonrası süreçte 3 kişilik bir ekiple çalışıyorum. Eğer ki böyle bir ihtiyacım olsa daha fazla kişiyi ekibime alırdım.

Şükürler olsun ki gücümü genetik bilgeliğimden ve bana ruhsal sistem tarafından temizlik yapmam için verilen enerjilerden almaktayım.

Sunum Açtırmak İçin Atölyenize Gelmem mi Gerekiyor?

Sunum açtırmak için çalışmaya katılmanız gerekmemekte; uzaktan da sunum açılabilmektedir. Hatta sunum sahibiyle tanışmam veya onunla telefonda konuşmam da gerekmemektedir.

Sunum sahibinin sunumunun açıldığını bilmesine de gerek yoktur.

Kökcanlandırmak sunumlarında kişiler anne, baba, kardeş, çocuk ve eşlerine onların haberi olmadan sunum açtırabiliyorlar.

Kişiler “Hiç tanımadan ve adım soyadım dışında hiçbir bilgi almadan, görmeden nasıl sunum açabiliyorsunuz?” diye soruyorlar. Sanırım beni bu noktada cinci hocalarla karıştırıyorlar. Kullandığım şifa düzlemi herhangi bir varlık desteğini içermiyor. Burada sadece ifade edebileceğim “kişileri tanımasam da, kişilerin mesafesi çok uzak olsa da, onların sunumlarını açabiliyorum ve içinde bulundukları durumu ortaya koyup gereken şifalandırmayı yapabiliyorum.”

Sunumunu izleyen ile izlemeyen, bilenle bilmeyen, inananla inanmayan arasında şifalandırma boyutunda hiçbir fark yoktur. Eğer olsaydı, kişilere “kesinlikle sunumunuzun açılacağı gün gelmelisiniz, grubun içinde olmalısınız” derdim.

Pandemi sonrası süreçte ise hep aynı ekibimle online çalışmaktayız. Dolayısıyla şu an hiçbir danışanım sunumlarını izlememektedir. Sunum sonrası alanında çıkanlar kendilerine gönderilmekte ve sunum sonrası günler neleri temizlediğimi kendilerine anlatmaktayım.

Sunum Bittikten Sonra “Sunum Sahibinin Etkilerden Kurtulduğuna” Nasıl Emin Olabiliyorsunuz?

Kişinin alanını açtığımda “yükleme yaptığım kişilerde enerjiyi görmemin” yanında “enerjiyi yüklenen kişilerin hissedişleriyle” enerjinin olup olmadığını anlıyoruz. Aynı zamanda enerji yüklenen kişiyi diğer enerjilerde olanlar da algılamakta ve alana çıktığında kişiden etkilenmektedirler. Bu da bize o enerjinin varlığını kanıtlar.

Mesela sunumların birinde alana bir kişiyi ah olup olmadığını anlamak için yükleyip çıkardım. Çıkarttığım kişi kendisini, “ah olarak yüklendiğini bilmeden” sunum sahibini temsil eden kişinin önüne geldi ve dizlerinin dibine oturarak “ben bir kediyim” dedi. Sunum bittikten sonra kişinin 15 gün önce bir kedi yavrusu ezdiğini öğrendik. Ah enerjisini kişinin alanından temizledikten sonra, sunumun ilerleyen aşamasında “ah enerjisinin olup olmadığını” tekrardan kontrol ettim. Alana giren kişide bir enerji görmedim ve o da “herhangi bir şey hissetmiyorum” dedi. Böylelikle kişinin üzerindeki ahın kalktığını anlamış olduk.

Kısaca, kişinin alanında herhangi bir enerjinin olup olmadığını ve kişiye nasıl etki ettiğini sunumda anlamaktayız. Sunumda enerjiyi yüklenen kişiler enerjiye tercüman olmaktadırlar. Aynı şekilde temizlendikten sonra, temizlenip temizlenmediğini de “enerjiyi kontrol ederek” Kökcanlandırmak sunumuyla öğrenmekteyiz.

Bunun yanında sunumları bitmiş, yani listedeki maddeleri kontrol edilerek şifalandırılmış kişileri üç hafta sonra aramakta ve nasıl hissettiklerini sormaktayız; ücretsiz bir kontrol sunumu açarak alanında herhangi negatif bir varlık ya da büyü olup olmadığına bakmaktayız. Aldığımız geri bildirimlerin olumlu olması da kişilerin etkilerden kurtulduğunu bize göstermektedir.

Sunumun açılması için kaç kişiye ihtiyaç vardır?

Aslına bakarsanız sunum açmak için kişilere ihtiyaç duymuyorum; bir kafede otururken de şekerlere ya da sandalyeye enerji yükleyerek sunum açabilirim çünkü asıl önemli olan benim enerjiyi görüp dönüşümünü yapmamdır. Ancak böyle bir durumda o nesneler dile gelmeyeceği için hikâyeyi ortaya çıkarmam mümkün değil… Hikâyenin ortaya çıkması ve enerjilerin arasındaki bağlantıları rahatça çözümlemek için; yüklenen enerjiyi, hissettiklerini kolaylıkla algılayabilecek ve ifade edebilecek sezgisellikte olan kişilerle çalışmayı tercih ediyorum. Kişi sayısında bir sınırlama yoktur.

Şu an 3 kişilik ekibimle çok rahat çalışabilmekteyim.

Şifalandırma İşleminin Başarıyla Sonuçlandığını Nasıl Biliyoruz?

Herhangi bir işte, "Ben yaptım ve oldu, gerisi özgür iradeye, ruhsal düzene bağlı." deyişi bana göre havada asılı bir "söylem ve inanış"ın ürünüdür. İnanış diyorum, çünkü birçok insandan "Şifanın inançla bağlantılı" bir olgu olduğunu duydum. Halbuki, böyle olmaması gerekir. Tıpkı alınan kimyasal ilaçların kişinin bedenine uygun dozda verildiğinde -inanmaya bağlı olmadan- sağlığını olumlu yönde etkilemesi gibi herhangi bir şifacıdan alınan enerji de -yine inanmaya bağlı olmadan- kişiyi olumlu etkilemektedir.

Bu düşüncemin karşısına bazı insanlar "Ama plasebo etkisi diye bir şey var. İnanmak şifalanmanın kapısını açar. Kişiler şifacıya ve ondan gelen şifalanmaya inanmazlarsa şifalanamazlar. Böyle bir şey duymadınız mı?" diye itirazlarla çıkışıyorlar.

Plasebo etkisi diye bir şey elbette ki var. Evet, bazen insanların haberleri olmadan onlara ilaç niyetine verilen şekerli kapsüllerin yanında inançları ve umutları iyileşmelerine zemin hazırlayabiliyor. Fakat burada asıl gözden kaçırılmaması gereken şey kişilere ilaçmış gibi verilen kapsüller değil, kişinin kendi kendisini iyileştirme gücü ve inancı olduğudur. Kişinin kendisinde olan bu gücü açığa çıkarması için herhangi bir doktora, şifacıya, ilaca ihtiyacının olmaması... Sadece kişinin "güveneceği, inanacağı birine veya bir şeye" gerekliliği... Hatta bu kişi, kişinin kendisi bile olabilir. Bildiğiniz gibi kendilerini her türlü durumda iyileştiren insanlar var bu dünyada. Sadece kendilerine inandıkları için bunu gerçekleştirebiliyorlar...

Peki, bu gücü her insan aktive edebilir mi? Bu sorunun cevabı hayır ne yazık ki...

Her insana plasebo etkisini aktive etmek için şekerli kapsül verilebilir mi? Böyle bir tedavinin içerisine her hasta sokulabilir mi? Mesela, bilinci yerinde olmayan, düşüncelerini toparlayamayan, yani akıl yönünden iyi değerlendirme yapamayan kişilere uygulanabilir mi?... Uygulanmayacağını hepimiz biliyoruz. Örneğin; bir yaşındaki bir çocuğa veya komadaki bir hastaya uygulanamaz. İnanmak için de, düşünebilmek ve bilincimizin sağlam olması gerekir.

Benzer bir şekilde de, herhangi bir şifacı işini sadece "kişilerin inançları" üzerine kurup sürdürüyorsa, o halde kişilerin iyileşmeleri şifacının gücünden, şifa enerjisinin etkinliğinden, yani şifacının "şifa enerjisi taşıyıp taşımamasına bağlı" değildir. Sadece "kişileri inandırma gücüyle" alakalıdır.

Evet, "Kişilerin içlerindeki iyileştirme gücünü ortaya çıkarmak ve harekete geçirmek" de bence büyük bir marifettir ve takdire şayandır. Ama bu marifetin benim bahsetmeye çalıştığım "şifacı enerjilerle" bir alakası yoktur. Karşı tarafı "inandırmak" başlı başına bir yetenektir. Bu ise şifa veren bir enerjiye kanal olmak anlamına gelmez.

Şifa enerjileri de, alınan kimyasal, bitkisel ilaç dozları gibi, kişinin bedeninde veya başka boyutlarında bir değişim/dönüşüm yaratmak durumundadır. Bu yarattığı değişimi/ dönüşümü de kişinin bir şekilde hissetmesi gerekir. Gerçi, şifa alan kişilerin beklentilerinin de ne kadar yüksek ve tuhaf olduğunu da biliyorum. Kendisinin enerji alanına uygulanan şifayla, bozulmuş bir aşk ilişkisinin düzelmesini, gönlünü kırdığı sevgilinin her şeyi unutarak gelmesini kişiler bekleyebiliyorlar.

Şifa enerjisine kanallık eden bir şifacının, yaptığı çalışmanın ne tür sonuçlar verdiğini gözlemlemesi ve uğraştığı alanda yaptığı gelişmeyi "ölçecek" bir mekanizması olması gerektiğine inanıyorum. Şifacı, çalışmasının ilerlemesini herhangi bir yöntemle ölçemiyorsa, o zaman neyi iyileştirip neyi iyileştirmediğini bilemez. Yani, şifacı karşısındaki danışanın/hastanın plasebo etkisiyle mi iyileştiğini, yoksa şifacı enerjisinin gücüyle mi iyileştiğinin ayrımında bulunamaz. Şifacının, "benim enerjimle iyileşti" diye iddia etmesi sadece "kendini kandırıcı bir inanç" olur.

"Kökcanlandırmak" sunumunu oluştururken bu konuya özellikle dikkat etme ihtiyacı duydum ve sunumun içerisine yaptığım şifayı ölçen bir kontrol mekanizması koydum. Mesela herhangi birini "kişinin üzerindeki lanet" niyetiyle kaldırdım diyelim; kimseye kaldırdığım kişiye ne yüklediğimi, zihinler devreye girmesin diye, söylemiyorum. Kişi "ben bir şey hissetmiyorum" dediğinde kişinin üzerindeki enerjiye bakıyorum. Olmadığını gördüğümde, kişinin üzerinde lanet olmadığına emin oluyorum. Eğer, kişinin üzerinde herhangi bir enerji gördüysem, kaldırdığım kişinin "hissetmek istemediğini" düşünerek, emin olmak için, bir başka kişiyi daha "aynı şeyi yükleyerek" alana kaldırıyorum. Eğer kişi, "ben varım ve şöyle-böyle hissediyorum" diyorsa, o etkiyi şifalandıracak çalışmamı yapıyorum ve etkiyi alandan gönderiyorum. Sunumun ilerleyen aşamasında, "lanet etkisini kesinlikle çözdüğüme emin olmak" için, bir kişiye daha yüklüyorum. Eğer o kişi "yokum" diyorsa ve ben de bunu hissetmişsem, kişiye etki eden laneti şifalandırdığıma emin oluyorum. Yani lanetin kişi üzerine etki ettiğini de sunum bana söylüyor, şifalandırıp şifalandıramadığımı da sunum bana gösteriyor.

Birçok kişi bana yaptığım çalışmanın aile dizimi olduğunu söylüyorlar; ta ki benim çalışmamı gelip izleyene kadar. Aile dizimi çalışmasında "kontrol mekanizması" diye bir kavram/uygulama yoktur. Bu kavram/uygulama ilk "Kökcanlandırmak" sunumlarında" uygulandı. "Kökcanlandırmak" sunumlarından esinlenip bunu uygulayan insanlar şu an mevcut olabilir. Bana göre, tüm şifa uygulayıcıları "kendilerine/çalışmalarına uygun" bir yöntemle, insanlığa daha kaliteli bir hizmet verebilmek için, çalışmalarını ölçmek durumundadırlar.

Bildiğiniz gibi Dünya bir organizma ve her organizmanın kendisini iyileştiren mekanizması olduğu gibi, Dünyanın da şifacı/iyileştirici mekanizması ve bu mekanizma içinde yer alan bir çok farklı frekansta şifacı enerjileri vardır. Daha önceki yazımda belirtmiştim: Dünyanın şifacı mekanizması çok büyük darbeler almış durumda ve şifacı enerjileri "özel çabalarla" bloke edilmiş. Bu nedenle Dünya evrenden gelen ışık enerjilerini/şifacı enerjileri dahi içine almakta zorlanıyor. Zaten, Dünya evrenden gelen şifacı enerjileri içine alabilmiş olsaydı, şimdiye kadar kendisini iyileştirmiş olurdu; insanlık da bu kadar karışmamış/hasta halde olmazdı. Sunumlarım, Dünyanın şifacı mekanizmasının çoğunun bozulduğunu, ama Dünyanın varlığını sürdürmek için bazı parçalarını gizlediğini de bizlere gösterdi. Eğer birileri gerçekten şifa çalışması yapabiliyorsa, Dünyanın gizlediği/koruduğu bu parçalarının sayesinde yapabiliyordur.

Ayrıca sunumlar bizlere "uzaylıların her türlü frekansı taklit ederek, insanlara yanıltıcı enerjiler verdiklerini ve insanları yüksek titreşimli enerjilerle kendilerine bağladıklarını, kendi amaçları doğrultusunda kullandıklarını" da gösterdi. Bir defa değil, birçok defa buna şahit olduk.

Bu nedenle şifacıların kullandıkları enerjinin arkasında "olanı" çok iyi değerlendirmeleri/ölçmeleri gerekmektedir. Bu dönemde Dünyanın, her gördüğü/hissettiği yüksek titreşimli enerjilere kendini teslim eden şifacılara değil; aklını, bilgisini, sezilerini iyi kullanan "uyanık şifacılara" ihtiyacı vardır.

Önceliğimiz Dünyanın iyileşmesi olmalıdır. Varlığımızın nefes alması, rahat olması ve varlığımızın geleceği Dünyanın sağlığına bağlıdır. Ancak sağlıklı olunduğunda ruhumuzun bilgeliğini duyabiliriz.

Hepimizin sevgimizi Dünyaya akıtmamız, ona sahip çıkmamız ve Dünyamızı hak ettiği cennete dönüştürmemiz dileğimle...

Tek Bir Sunum Açmak Yeterli Oluyor mu?

Kökcanlandırmak sunumlarında kişilerin enerji alanlarında olup olmadığını kontrol ettiğimiz bir listemiz mevcuttur. Bu listede olanların hepsinin “kişinin alanında olup olmadığı” kontrol edilmelidir. Bu liste uzun yılların birikimiyle oluşturulduğu için tek bir sunumda bitirilmesi mümkün değildir. Ortalama 20-25 sunumda tamamlanabilmektedir. Sunum sayısı kişinin enerji alanının karışıklığıyla ve ağırlığı ile doğru orantılıdır. Kişinin alanı ne kadar karışık ve ağırsa, sunum sayısı o kadar artmaktadır. Bu nedenle bize sunum açtırmak için başvuran kişilere önerimiz 20-25 sunumu göze alarak gelmeleridir. Ama tekrar hatırlatmak gerekirse, kişinin alanının ağırlığı sunum sayısını belirlemektedir. Bu sebeple verdiğimiz sayıdan fazla veya az olma ihtimali göz ardı edilmemelidir. Acil durumlarla karşılaşılabileceği için sunumların birbirini devam eden haftalarda art arda açılma ihtimali de göz önünde bulundurulmalıdır.