Yazılarım
Katliam
Yüzlerce Kökcanlandırmak Sunumu, insan öldürmenin vebalinin ne kadar ağır olduğunu, bu vebalin torunlara nasıl aktarıldığını ve nesiller boyunca devam eden pek çok soruna yol açabildiğini örnekleriyle bizlere gösterdi.
Kökcanlandırmak Sunumunun kontrol listesinde yer alan ağır enerjilerden biri de “katliam”dır. Sunum sırasında kişinin enerji alanında katledilmiş atalarının veya atalarının katlettiği insanların bulunup bulunmadığı kontrol edilir.
Kökcanlandırmak Sunumlarının ilk yıllarında, yani pandemi öncesinde, enerji çok yoğun olduğunda salonda bulunan kişilerden bazıları alana çıkar, karışık bir şekilde yere yatar ve katledildiklerini söylerlerdi. Hissedilen durumun doğrulanması amacıyla katliam enerjisi ayrıca bir kişiye yüklenerek o kişi alana çıkarılırdı. Genellikle hangi enerjiyi temsil ettiğini bilmeden alana çıkan kişi, yerde yatanların yanına giderdi. Böylece toplu olarak ölen bu insanların bir kaza sonucunda değil, katledilerek öldürüldüklerinden emin olurduk.
Neredeyse insanlık tarihiyle birlikte başlayan toplu kıyımlar, ne yazık ki günümüzde de kesintisiz biçimde devam etmektedir. Dünyanın neresinde yaşanırsa yaşansın, bizden uzakta olduğunu düşündüğümüz katliamlar bile Kökcanlandırmak yaklaşımına göre morfogenetik alanda insanlığın hafızasına kaydedilir. Bu nedenle yaşananlar bize ve torunlarımıza her zaman yakın olabilir; katliamların oluşturduğu vebalin yükü nesiller boyunca taşınabilir.
Soyunda katliam yapan kişiler bulunan danışanların genellikle bu geçmişten haberdar olmadıklarına tanık olduk. Atalarının başkaları tarafından öldürüldüğüne ilişkin hikâyeler nesilden nesle aktarılsa da atalarının öldürdüğü insanlardan ve gerçekleştirdikleri katliamlardan çoğunlukla söz edilmez. Bu hikâyeler geçmişin torbasında saklanır ve zamanla unutulur. Bunu Kökcanlandırmak Sunumlarında öğrendik.
Yıllar önce bir iş insanının işiyle ilgili açtığım sunumda, daha çalışmaya başlar başlamaz karşılaştığımız ilk enerji katliam enerjisiydi. Katliam enerjisini temsil eden kişilerin tamamı danışanımın soyu tarafından öldürülmüştü. Temsilcilerden bazıları yanlarında başka insanların da bulunduğunu söyledi. Böylece danışanın soyundan gelen kişilerin birden fazla katliama katılmış olabileceğini gördük.
O sunumda ortaya çıkan bir kişiden çok etkilendiğim için yaşananları hâlâ hatırlıyorum. Öldürülen kişiyi temsil eden katılımcı ağlayarak kendisini şöyle anlattı:
“Ben bir kadınım. Beni evlatlarımla birlikte yakarak öldürdüler. Evlatlarım küçüktü; onların ne günahı vardı?”
Öldürülen bütün bu insanların danışanın alanında ortaya çıkması, onların yaşadığı sıkıntıların danışanın iş hayatını da etkilediğini düşünmemize neden oldu.
Bir insanın Yaradan’ın kendisine verdiği yaşam hakkı elinden alındığında, Kökcanlandırmak yaklaşımına göre bu olayın etkileri her iki soyda da görülebilir. Öldürülen insanların yaşadığı sıkıntılar kendi torunlarına aktarılabilir. Katliamı gerçekleştirenlerin torunları ise yaşamlarında çeşitli hak kayıplarıyla karşılaşabilir; onların da hakları başkaları tarafından ellerinden alınabilir. Çünkü sistem daima kendisini dengelemeye çalışır.
Sunum sahibi, soyunun Çerkez olduğunu ve atalarının katliama uğradıkları için yurtlarından ayrılarak Anadolu’ya geldiklerini anlattı. Ailesinde öldürülen atalarının hikâyeleri daima konuşulmuştu. Ancak kendi atalarının da başka insanları öldürdüğüne ilişkin hiçbir bilgisi yoktu.
Katliam eylemi, insanların yaşam haklarının ellerinden alınması gibi ağır bir vebalin yanı sıra beddua, ah, lanet, tecavüz ve kürtaj gibi başka ağır durumları da beraberinde getirebilir.
Örneğin kanser hastaları için, tıbbi tedavilerinin yanında hastalığın arkasında bulunabileceğini düşündüğümüz genetik hikâyeyi araştırmak amacıyla açtığım sunumların birçoğunda, danışanın soyundan gelen kişilerin başkalarını katlettiği görüldü. Katledilen insanların torunları tarafından edilen ağır bedduaların da danışanı etkilediğini gözlemledik.
Bazı sunumlarda ise yerlerini ve yurtlarını ellerinden almak amacıyla insanları katleden kişilerin torunlarının, zorunlu nedenlerle kürtaj yaptırarak bunun bedelini ödediklerine tanık olduk.
Bu ve benzeri sunumlarda defalarca gördük ki insan, kendisini ne kadar haklı görürse görsün, hatta gerçekten haklı olsa bile, başka bir insanın canını alma hakkına sahip değildir. Sistemin bu konuda kesin bir yasağı bulunduğunu gözlemledik. Bir insanın Allah’ın adını anarak başka birini öldürmesi bile yaptığı eylemi haklı çıkarmaz.
Çünkü içimizin bir yerinde doğruyu ve yanlışı ayırt eden bir taraf vardır. Evrensel yasalara ve Yaradan’ın yasalarına uymadığımızda, bunun cezasını veya faturasını kendimize ve torunlarımıza kesmiş oluruz.
Sunumlarda katledilen kişilerin ruhlarını rahatlatmak amacıyla, sunum sahibini temsil eden kişi öldürülenlerden özür diler. Yaşadıkları fiziksel acıları şifalandırır, bedenlerini temsili olarak düzeltir ve ellerinden alınan yaşam hakkına karşılık temsili bir ödeme yapar. Ayrıca özel bir isteklerinin bulunup bulunmadığı sorulur.
Genellikle bir mezar isterler ve bu istek de temsili olarak yerine getirilir. Daha sonra yaptığımız kontrollerde, rahatlattığımız kişilerin ruhlarının gerçekten sükûnete erdiğini gözlemledik.
Özür dilemenin, yapılan eylemi kabul etmenin ve geçmişle yüzleşmenin ne kadar önemli olduğu, katliamlarla yüzleşme yönünde adımlar atan ülkelerin durumundan da anlaşılabilir.
Amerika Birleşik Devletleri’nde Kızılderililere yönelik katliamlarla ilgili çeşitli kabul, özür ve telafi girişimlerinde bulunulmuştur. Ellerinden alınan bazı toprakların maddi karşılıklarının torunlarına ödenmesi yönünde adımlar atılmıştır. Almanya da Yahudi Soykırımı’ndaki sorumluluğunu kabul etmiş, özür dilemiş ve tazminat ödemeleri yapmıştır.
Darısı, geçmişinde katliamlar bulunduğu hâlde bunlarla henüz yüzleşmemiş ülkelerin başına diyelim. Çünkü özür dilenmedikçe ve yaşananlarla gerçek anlamda yüzleşilmedikçe, benzer olayların aynı topraklarda tekrar yaşanma ihtimali ve sonraki nesillerin sıkıntı çekmesi devam edebilir.
Rahatlatılmamış katliamlar, morfogenetik alanın büyük girdaplarıdır. Bu nedenle geleceğin omuzlarında da ağır bir yük oluştururlar.
Peki, biz ne yapabiliriz?
Atalarımızın zarar verdiği kişilerden özür dileyebilir, onlar için dua edebilir ve onları yapabildiğimiz ölçüde rahatlatmaya çalışabiliriz. Bu, hiçbir şey yapmamaktan daha iyidir.
Hepimizin geçmişin utançlarıyla yüzleşmesi; aynı acıların bugün ve gelecekte yeniden yaşanmaması için üzerimize düşen şifalandırma sorumluluğunu yerine getirmesi dileğiyle…
