Yazılarım

Yılan Öcü

Pandemi öncesinde yaşadığım ve yazıya döktüğüm bir deneyimi tekrardan sizlerle paylaşıyorum:

Geçen hafta açtığım sunumlardan birinde bir söz verdim. Bu yazıyı, verdiğim o söz üzerine kaleme alıyorum.

Kökcanlandırmak Sunumlarında kontrol edilmesi gereken durumların yer aldığı bir liste bulunur. Bir kişi için açılan genel sunum, bu kontrol listesi tamamlandığında sona erer. Ancak kişinin talep etmesi hâlinde daha sonra aşk, iş veya sağlık gibi belirli bir yaşam alanına yönelik yeni bir sunum açılabilir. Böylece o alanı etkileyen durumlar ayrıca incelenir.

Kontrol listesindeki bütün maddeleri gözden geçirdiğimiz ve genel sunumunu tamamladığımız bir danışanımız, bir süre sonra aşk hayatıyla ilgili sunum açtırmak için bize yeniden başvurdu.

Sunumu açar açmaz, normalde sakin, sessiz ve sade görünen bu kadının libido enerjisinin oldukça yüksek olduğunu ve bu enerjiyi bastırmaya çalışırken sorunlar yaşadığını, onu temsil eden kişinin hisleri aracılığıyla anladık.

Durumu biraz daha ayrıntılı incelediğimizde bunun doğal bir süreç olmadığını, başka bir etkinin sonucunda oluştuğunu düşündük. Olayın nedenini araştırdığımda karşıma yeniden “Yılan Öcü” çıktı.

Kökcanlandırmak Sunumunda gördüğümüz şekliyle bu enerji, kişinin libido enerjisini artırırken hayatına giren erkekleri de kendisinden uzaklaştırıyordu. Danışan için âdeta bir işkenceye dönüşmüştü.

Öç aldığı düşünülen yılanın enerjisini, neyi temsil edeceğini söylemeden gruptaki katılımcılardan birine yükledim ve onu alana çıkardım. Böylece enerji düzleminde öfkeli bir yılanla karşı karşıya geldim.

Yılanı temsil eden katılımcı, hangi varlığı canlandırdığını bilmeden bir tahtı ve yumurtaları bulunduğunu söyledi. İnsanlardan nefret ettiğini, onların kendisine çok zarar verdiğini ve eşini öldürdüklerini anlattı. Bu nedenle danışanı kesinlikle affetmeyeceğini ve onun cezasını çekmek zorunda olduğunu ifade etti.

Yılanı temsil eden kişiye şifa enerjisi verdikçe öfkesi biraz yatıştı. İnsanların öğrenmesini, anlamasını ve yılanları öldürmemesini istedi.

Ona haklı olduğunu düşündüğümü ve bu konuda elimden geleni yapacağımı söyledim. Yılanlara yönelik davranışlarımız hakkında yeniden bir yazı yazacağıma, insanları sık sık bu konuda bilgilendireceğime söz verdim.

Enerji düzleminde sözcüklerden çok niyetlerin ve hislerin etkili olduğunu düşünüyorum. Bu nedenle yalnızca söz vermekle kalmadım; insanları bilgilendirme konusundaki samimi niyetimi de ona hissettirmeye çalıştım.

Bu konuya her değindiğimde aynı gerçeği yeniden söyleme ihtiyacı duyuyorum: Bu dünyada bilmediğimiz çok şey var.

Yılanların insanlardan nasıl öç alabildiğini, bunu gerçekleştirmek için hangi sistemi kullanarak insanların enerji alanına müdahale ettiklerini ve bu güçlerini nasıl harekete geçirdiklerini bilmiyoruz.

Her yılan türü bu güce sahip mi, yoksa yalnızca bazı yılanlarda mı böyle bir özellik bulunuyor, bunu da bilmiyoruz.

Kökcanlandırmak Sunumlarında edindiğim izlenimlere göre bu durumun, cin veya peri olarak adlandırılan varlıklarla bir bağlantısı olabilir. Ancak bu bağlantının niteliği de zihnimde pek çok soru oluşturuyor.

Kısacası bilmediğim çok şey var. Buna rağmen Kökcanlandırmak Sunumlarında bu durumla birçok kez karşılaştım. Farklı kültürlerdeki anlatıları araştırdığımda ve insanların deneyimlerini dinlediğimde de benzer hikâyelerle karşılaştım.

“Yılan Öcü” olarak adlandırdığımız durumun nasıl gerçekleştiğini açıklayamıyor olsam da Kökcanlandırmak Sunumlarında bunun sonuçlarının yaşandığını gözlemledim. Bu gözlemler, yılanların insanın enerji alanı üzerinde büyüsel olarak tanımladığımız bir etki oluşturabildiğini düşünmeme neden oldu.

Bu nedenle yılanların gereksiz yere öldürülmemesi ve bütün canlıların yaşam hakkına saygı gösterilmesi gerektiğini, verdiğim söz gereği bir kez daha hatırlatmak istiyorum.

Bazı geleneksel anlatılarda, eve giren veya evin çevresinde dolaşan yılanlara süt bırakılması gerektiği söylenir. Ancak gerçek bir yılanla karşılaşıldığında ona yaklaşmak veya onu beslemeye çalışmak tehlikeli olabilir. En güvenli davranış, yılandan uzak durmak, çocukları ve evcil hayvanları bölgeden uzaklaştırmak ve belediyeden ya da bu konuda uzman ekiplerden yardım istemektir.

Doğadaki hiçbir canlıyı korku, öfke veya keyif duygusuyla öldürmemeliyiz. Kendi güvenliğimizi korurken diğer canlıların yaşam hakkını da gözetmeliyiz.

Hepimizin yaşamın bütün canlılarına saygı göstermeyi öğrenmesi ve Dünyamızı cennete dönüştürmesi dileğiyle...

Sevgiler.