Anasayfa » Benden Size » Dişil-Eril IV
Dişil-Eril IV

Dişil-Eril IV

Devaaaammm:).. Ama lütfen büyü-büyücülerden ve de “uzun yazı okumaktan” korkanlar okumasın…
Bir önceki yazımda kadınların erkeklerden negatif bir sürü etkiyi cinsel alış-veriş sırasında aldığını, bu etkileri temizleyebilmek, şifalandırabilmek yani işleyebilmek için dişilliğinin bilgeliğine ve kalbinin kutsal sevgisine ihtiyacı olduğunu belirtmiştim.
Bu sadece kadın-erkek ilişkisi için geçerli bir prensip de değildir. Evrenin tüm eril-dişil prensiplerinin birleşiminde bu işleyişi gözlemleyebiliriz. Mesela öğretmen-öğrenci ilişkisini ele alalım. Öğretmen dişil prensibi, öğrenci ise eril prensibi temsil eder çünkü öğrenci öğretmenin sınıfına gelir. Bu durumda hareketli olan öğrenci, sabit olan da öğretmendir. ( Umarım dişil-eril prensipleri biliyorsunuzdur. Bilmiyorsanız hemen reklam yapayım:).. “İçsel Dönüşüm Yolu” diye bir kitap piyasaya çıkmış. O kitapta hem dişil-eril prensipler hem de sistem prensipleri anlatılıyor.)
Öğretmen için öğrenci hamdır. Hamlık, pozitif birçok potansiyelin yanında, yanlış birçok bilgi, davranış bozukluğu, sorunlar içerir. Öğretmen öğrencisinin eğitimini ve öğretimini biçimlendirirken, yüreğindeki sevgiyle ve bilgisiyle onun hamlığını temizler, ortaya cevheri çıkartır.
Bu arada, bu prensiplerle bakıldığında toplu yani bir sınıfta fazla öğrenciyle yapılan eğitimin sistem prensiplerine göre yanlış olduğunu, yanlış olduğu için de sorunlar yarattığını anlayabiliyoruz. Bu prensiplere göre öğretmen-öğrenci ilişkisi ve eğitimi birebir olmalıdır.
Amacım konuyu saptırmak değil, bu bilgileri değerlendirirken yaşamın birçok alanında da aynı işlediğine dikkat çekmektir.
Şimdi tekrardan konumuza dönelim. Erkek, kadına negatif enerji verirken aslında onu geri almak güdüsüyle veriyor. Enayi değil ki, negatif de olsa enerjisini dağıta dağıta dolaşsın!.. Kadının da bu konuda çıkarı var. Erkekten aldığı enerjiyi işlerken kadın da büyüyor, olgunlaşıyor ve doğasının gücü olan dişil gücü gelişiyor. Sorun bu alıp-işleme-geri verme döngüsü tamamlanmadığında ortaya çıkıyor. Kadın, ağırlaşıyor; erkek, eksiliyor.
Buraya kadar özet yaptım… Şimdi kadının neler yaptığına bir bakalım…
Dişil prensibin, içine alan, saran, sınırlayan, koruyan, kendine bağlayan özellikleri de vardır. Yaşamımızda, herhangi bir şey bu özellikleri içeriyorsa, dişil olduğunu söyleyebiliriz. Mesela, evimizi düşünelim. Bizi içine alır, etrafımızı duvarlarla sarar ve sınırlar ama böylelikle bizi korumuş olur. Ev ve biz diye bakıldığında, ev dişil iken, biz de eril oluyoruz gördüğünüz gibi… Eril olan biz, dişil olan evin içerisine, erkeğin cinsellikle kadına enerji vermesi gibi, eşyalar koyuyoruz. Böylelikle de eve duygusal bağlanıyoruz ve evimiz ev olmaktan çıkıp yuva olmaya dönüşüyor.
Bu bağlanma, evimizin dişil enerjisinin bizi kendisine bağlamasıdır; “bizim eşyalarımız orada” diye bağlanmamız değil. Aksi durumda, depoya eşyalarımızı kaldırdığımızda depo da yuva haline gelir, oraya bağlanırdık. Burada bizi bağlayan, eşyalarımızın evin içerisinde düzenlenmesi, yerlerini bulması, temizlenmesi yani anlamlanmasıdır.
Aynı şekilde, bir erkek de kadına enerji verdiğinde ve kadın, eşyaların eve yerleştirilmesi gibi, bu enerjiyi kendi inanç-değer kalıpları ve duygusal ihtiyaçları doğrultusunda anlamlandırmaya ve işlemeye başlar. Böylelikle erkeği kendisine bağlama eğilimine geçer.
Bu bağlama güdüsü kadında çok yoğundur çünkü dişilliğin gelişebilmesi için olması gereken bir aşamadır. Hatırlatayım, erkeğin enerjisi olmadan kadının dişilliği gelişemiyor. Bu nedenle kadın, onunla beraber olan erkeği kendisine bağlama çabasına açık veya gizli yollarla girer.
Erkek, “ama ben ona bağlanmak istemediğimi söyledim. Açık ve dürüst davrandım. O da kabul etti.” diye bu duruma itiraz edebilir.
Tamam da, bu içgüdüsel bir eğilim; akıl ve mantık, oturup sözlü anlaşma yapmak burada işlemiyor… Kadının bilinci ve dili “okey adamım, sadece bir-iki saat benimle ol, sonra nereye gittiğin beni ilgilendirmez” dese de, güdüleri bunun tam tersini söyler; “benimsiiiinnn” diye bağırır. Güdüler de, akıl-dili yener.
Eğer kadın da aynı anda birden fazla erkekle yakın temas içindeyse, yani dişil gücü ağırlaşmışsa o zaman kimseyi kendisine bağlayabilecek sağlıklı bir ruh hali içerisinde olamaz ama bu durum kadının doğasına fazla geleceği için onu bunalıma sürükler. Ayrıca, ağırlaşan kadını cinsel olarak erkeğin seçmemesi de gerekir çünkü verdiği enerjiyi kadından geri alamaz!
Kadın bu bağlama işini nasıl yapar?
Her şekilde yapar. Kadının yaratıcılığında bu konuda sınır olduğu düşüncesinde değilim.
Kendini geliştirip güzelleştirerek, becerilerini geliştirerek yani sağlıklı yoldan erkeği büyülemeye çabalayabilir. Bu en masum ve en sağlıklı yoldur… Amaaaa, bu yolla bağlayamıyorsa gizemli yolları denemeye de çekinmez.
Kadın, erkeği kendisine bağlamak için her türlü enerji çalışmalarını da büyüsel kullanmaktan çekinmez. Kendisi yapabiliyorsa, bu konuda genetiğinden desteklendiği büyücüleri varsa, büyü yapar; eğer bu konuda bir şey bilmiyorsa da büyücülere gitmekten çekinmez.
Zaten günümüzde enerjilerin her türlüsü “yaratım yapın” başlığı altında büyüsel kullanılmaktadır.
Beni tanıyanlar büyüye ne kadar karşı olduğumu bilirler çünkü Dünyanın işleyişini bozmaktadır. Bir kadın olarak üzülerek belirtmeliyim ki, Dünyada ilk büyüyü bir kadının yaptığını düşünmekteyim.
Eğer erkeğin enerjisi, iradesi bu büyüye dayanabiliyorsa, erkek tam olarak kadına bağlanamaz ama kadından da kopamaz.
Bir kadına sunum açmıştım. Sunumlarda kişilerin üzerindeki büyüleri çözerim ama bu sunumda, kişinin bir erkeğe yaptırdığı büyü çıktı. Tabi ki çözdüm. Danışanıma bunu söylediğimde, bana yedi yıldır beraber olduğu ama bir türlü tam olarak ad koyamadıkları bir ilişkisi olduğundan bahsetti. İlişkisinin başlarında birinin ona fal baktığını ve falda bu adamla evleneceğini ama sorunlar olduğunu, bu nedenle bir hocaya gidip o adama büyüsel bir şeyler yaptırmasını tavsiye ettiğini; kendisinin de gidip yaptırdığını söyledi. Ben de ona “bağlanma tek taraflı olmaz; bu yaptığınız büyü ile hem kendinizin hem de adamın yedi yılını harcadınız, hatta başkalarıyla mutlu-sağlıklı bir ilişki kurma şansınızı da etkilediniz” dedim. Büyüyü bozduktan on gün sonra adam kadına, “ben seni sevmiyorum. Neden bir aradayız da bilmiyorum” diyerek ayrıldı ve yoluna gitti.
Bu sunumlar ve sunum sonralarında danışanlarımla yaptığım sohbetler aklıma hayalime gelmeyecek çok şeyler öğretti…
Kadınların “benimle cinsel ilişkiye girmesin ama başka kadınlara da gitmesin, yanımda bulunsun” mantığıyla beraber oldukları erkeklerin cinsel güdülerini köreltecek büyüler yaptırdıklarını, böylelikle erkeği kendisine bağladığını da gördüm. Hatta kadınların eşlerine doğum kontrol hapı vererek cinselliğini azalttığını da duydum.
Görüldüğü gibi, kadınlar, erkeği “cinsel cazibeyle kendilerini arzulasın ve başka bir kadına bakmasın” diye büyüsel etkilemenin yanında; “cinselliğini körelterek” de kendisine bağlama büyüleri yapabilmektedir.
Bunun yanında erkeklerin enerji alanlarında büyücüleri olduğu gibi kadınların da genetiğinde büyücüler olmaktadır. Büyücüleri olan ve onlar tarafından eğitilen kadınlara da rastladım. Bu tür kadınlar, istediği erkeği kendisine bağlamak için gereken ne ise onu yaparlar.
Bir erkek, birçok kadınla birlikte olduğunda o kadınların hepsine enerji vermiş ve enerji anlamında o kadınlara istese de istemese de bağlanmış olur. Bir süre sonra kadınlar fazlalaşıp bu bağlar çoğaldıkça, erkek yaşam yolunda ilerleyemez, kıpırdayamaz, ne yapacağını da bilemez olur.
Hani yazımın ilk başında bir arkadaşımla konuşmamı ve “bu erkekler neden tuhaf?” dediğimizi hatırlarsınız. Arkadaşımın beraber olduğu erkek, ona hem aşkını ilan ediyor, kaçıyor, evlenme teklif ediyor, arkadaş olalım diyor!..
Neden tuhaf davrandığını anlayabiliyoruz değil mi?:)
Ayrıca bir erkeğin enerjisi aşka bağlanmışsa, o erkek dikkatini işine veremez ve de işinden olur. Evli olan kadınları bu konuda uyarayım. “Eşimle aramız iyi olsun, evine bağlı olsun” diye yaptırdığınız her büyü, eşinizin enerjisini eve ve size bağladığı için işinde başarısının düşmesine neden olur. Erkekler, kadınlar gibi aynı anda enerjilerini iki-üç alana yollayamazlar.
Kadının kalbinin ilahi düzenle bağlantılı olması gerektiğini hatırlatayım. Kadının yöneldiği erkeği bu ilahi düzenin seçmiş olması gerekir. O zaman kadının titreşiminden erkeğin etkilenmesi/büyülenmesi yani erkeğin kadına aşık olması normaldir. Bu durumda kısıtlı bilincimizle, hırslarımızla, kibirimizle büyük düzene müdahale etmeyiz, onu bozmayız; tam tersine büyük düzene hizmet etmiş oluruz.
Bundan dolayı erkeklere, çok fazla kadınla takılmak belki sorumluluk almamak, farklı farklı tatlar tatmak, eğlenmek gibi birçok açıdan çekici gelebilir ama hem sizi tüketen hem de hayatınızı mahv eden bir yaşam senaryosunun içerisinde kendinizi bulabilirsiniz…
En sağlıklısı fazla kadına bulaşmamaktır. Büyülerle uğraşmayan bir kadın bulun derim. O kadına cinselliği sevdirin ve sizi sevmesi için de ne gerekiyorsa yapın. Güvenebileceğiniz, seçeceğiniz bir kadın bulun ve kendinizi, enerjinizi temizlemesi, şifalandırması, sizi kadınsal özellikleriyle desteklemesi için ona teslim edin ve ondan aldığınız güçle, yaşamda onu destekleyin ve yaşama akarak yaşama hizmet edin… Unutmayın ki, erkeğin kadına kadının da erkeğe ihtiyacı vardır.
Kadınlar, lütfen bir erkeği kendinize bağlamak için büyüsel çalışmalar yapmayın. Kendi ayağıyla, gönlüyle gelmeyen bir erkeğin bir kadını mutlu ettiği görülmüş, duyulmuş değildir. Büyülerle, bir erkek sizi mutlu edemez… Bir erkekle beraber olup mutsuz olmak yerine, yalnız olup yaşamda mutlu olacağınız alanlara akmak daha sağlıklı olur.
Dünya, onun düzenlerine müdahale ettiğimizden dolayı elden gidiyor. Sahip olma duygumuzun yarattığı hırsımızı bir kenara koyalım ve Dünyanın iyileşmesi için çabalayalım…
Dünya olmadığında ne erkek kalacak ne de kadın… Ne de geleceğimiz…
Dünyamızın cennetimiz olması dileğimle,
Sevgiler, Vildan Çolak

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*