Anasayfa » Pozitif Dergisi
Pozitif Dergisi

Pozitif Dergisi

Kökcanlandırmak sunumlarına nasıl başladınız?

Kökcanlandırmak sunumlarına 2009 yılında başladım ama sunumu oluşturabilme aşamasına gelebilmem deneyimlerle dolu 23 yılımı aldı. Sunum sırasında tümüyle negatif alanlarla uğraştığım için bu alanları karşılayabilmem, onlarla baş edebilecek donanıma sahip olabilmem için uzun bir süre geçmesi gerekti.
……

1986 yılında üniversiteye yeni başladığım dönemde bir şeyler görmeye başladım; yani birden gözümün ortasında hareket eden bir ışık belirmeye başladı. Tabii o dönemler bu konularla ilgili yeterli kitap yok, internet yok, dolayısıyla hiçbir araştırma yapamadım. İnsan ancak bilgileri oranında yaşadıklarını değerlendirebildiği için, ben de ışığın rengi mavi ve gözümden çıkıyor diye nazar olduğun kanısına vardım. Hatta kimseye zarar vermemek için insanların yüzüne bakamaz oldum. Aileme durumu söylediğimde eğlendiler benimle ve doğal olarak kimseye konuyu açamadım. Tabii bilmediğiniz bir şey yaşadığınızda hemen idrak edemiyorsunuz, ancak çok sonra anlıyorsunuz yaşadığınızın ne olduğunu. Ben de bu ışığın bir rehber olduğunu aylar sonra bir rüyada anladım. Ben onu bilincimle nazar olarak görürken aslında içim onun bir rehber olduğunu zaten biliyormuş. Bu arada da farklı insanlarla tanıştım. O insanlar sayesinde yaşadıklarımı anlamlandırmaya çabalıyordum. Gördüğüm ışığa farklı renklerde ışıklar da eklendi ve çok uzun süre bu şekilde eğitildim.

Eğitilmekten neyi kast ediyorsunuz?

Eğitilmekten kast ettiğim, mesela gecenin bir yarısı isteğimin dışında gözümün önünde renklerle dolu bir tünel oluşuyordu ve kendimi farklı bir boyutta ya da farklı bir mekânda, sanki gerçekmiş gibi buluyordum. Rehberlerim de benimle beraberlerdi. Farklı varlıklarla karşı karşıya geliyordum… Kısaca birçok paranormal olarak adlandırılan olay yaşadım. İçimden yaşadığım yerlerle ilgili bilgiler geliyordu; hiç bilmediğim konular hakkında. sanki birisi içimde konuşuyor gibiydi. Yaşadığım bu deneyimlerin yanı sıra Türkiye’ye gelen bir çok eğitime de katıldım; TM meditasyonunu aldım, tasavvufla ilgilendim, başka meditasyonlar çalıştım, astrolojiyle uğraştım ama hiçbir yerde tam olarak kalamadım, hepsinden bir şeyler kattım kendime.10347718_744778978887237_2495028928695632109_n Sonradan da NLP’ye yöneldim, NLP eğitmenliğini de aldım. Geçmişimle yüzleşmem ve bilinçaltımı değiştirip dönüştürmem açısından NLP benim için çok faydalı oldu. Aslında matematik öğretmeniyim. Bu deneyimleri yaşamamış olsaydım bir matematik öğretmeni olarak bu konularla kesinlikle ilgilenmezdim. Hâlâ insanlara, “Eğer genetiğinizde şifacı bir miras taşımıyorsanız, evet NLP ile ilgilenin, bilinçaltınızı değiştirip dönüştürmeyi öğrenin, nefes çalışmaları yapın, yoga çalışın, ama enerji dünyasına, şifa enerjilerine bulaşmayın, ama eğer şifacı kanalsanız ve birşeyler hissediyorsanız , o zaman kaçamazsınız, sorumluluğunuzu alıp içinizdeki şifacıyı açığa çıkartın.” diyorum. Nasıl ki her tohum her toprakta ve her ortamda yetişmez, aynı şekilde her şifa enerjisi de her bedende açığa çıkamaz. Toprağın gerekli tohumları içinde taşıdığı, barındırdığı gibi, bedenimiz de soyumuzun bilgeliğini, soya ait şifacı enerjilerini içinde barındırır. Kişilerin kaynaklarını bile bilmedikleri enerjilere, sadece birileri iyi olduğunu söylüyor diyerek inanıp inisiye olmaları yerine, kendi içlerindeki şifacıyı açığa çıkartacak çalışmalar yapmaları, genetiklerinden getirdikleri bu şifa enerjilerinin bilgeliğine güvenmeleri daha doğrudur. Deneyimlerim bana bunu öğretti. Şifacılık, ancak soydan geçer. Şifacı olmak çok ciddi bir sorumluluk almaktır; ataların bilgeliği, desteği olmadan kişi sadece öğrendiği birkaç bilgiyle bu sorumluluğu yerine getiremez. Öğrenilen bilgilerin dışında karşılaşılan durumlara veya olaylara kişinin bilinci çözüm bulamaz ancak genetik bilgeliği çözümü getirir, kişiye neler yapması gerektiğini hissettirir veya söyler. Ayrıca şifa enerjileri adı altında kişileri, insanlık için tehlike olan kaynaklara da bağladıklarını defalarca gördüm. Zaten şifa enerjileri kişiyi seçer, seçilmemiş kişinin çabalaması boşunadır. Bu çaba hırsa, hasete, egoya girer ve bunlar şifacıda bulunması gereken en son şeyler olmalıdır.

Tekrardan Kökcanladırmak Sunumlarına gelirsek…

NLP eğitmenliği ve danışmanlığı yapıyordum. Danışanlara sorunlarının çözümleri için bazı yöntemler uyguluyordum ve seans sırasında tuhaf enerjilere giriyordum. Ama ben bunu sezgilerimin kuvvetli olmasına bağlıyordum. Zaten girdiğim enerjilerle ilgili bilgim daha önceki deneyimlerimden dolayı vardı, ama çözümlemeyi tam olarak yapamıyordum. Aile dizimi deneyimi yaşayan bir arkadaşım “Sen Aile Dizimi’ne git, kendinden çok şey bulacaksın.” dedi. Bir müddet gitmedim. Sonrasında gelişmeler beni Aile Dizimi’ne getirdi ve bir seansa katıldım. “Ben bunu yapabilirim” dedim çünkü NLP çalışmalarında tek başıma hissetmek bana yetmiyordu, bunu denemeyi düşündüm. Ancak Aile Dizimi eğitimi hiç almadım, bir iki arkadaşımla çalışma yapmaya başladım. Çalışmalarımda sadece aile fertleri değil, başka enerjiler de kendiliğinden alana çıkmaya başladılar. Bu enerjiler karşısında Şaman enerjim devreye girdi ve çalışmam farklı bir tarza dönüştü. 6-7 ay yoğun bir şekilde arkadaşlarımla birlikte çalıştık ki neler olduğunu anlayalım. Baktım ki benim çalışmamda büyüler, farklı varlıklar ben çağırmasam bile arkadaşlardan birine yüklenerek alana çıkıyor; ben de her çıkan enerjiye cevap veriyorum, alanı şifalandırıyorum; o zaman çok farklı bir çalışmanın doğduğunu anladım. Çalışmamın ailediziminden farklı bir boyuta geçmesinin arkasında, doğal olarak genetiğimden getirdiğim şamanik bilgelik var. Şifa enerjisi zaten hissettiriyor kişiye ne yapacağını, doğal olarak biliyorsunuz. Tıpkı müzik yeteneği olan kişinin bir şarkıyı bir kez duysa bile rahatlıkla söylemesi ya da müzik aletini çalabilmesi gibi. Benim de içim biliyordu. Sonrasında iki farklı enerji daha geldi ancak onların ne olduğunu açıklamıyorum. Yani alanda üç farklı enerji ile çalışıyorum. Sadece bu enerjiler de değil… Zaten bir enerji hiçbir zaman yeterli olmaz. Böylelikle Kökcanlandırmak sunumunun içeriği sunumları açtıkça kendiliğinden ortaya çıkmaya başladı.

Kökcanlandırmak Sunumu ile Aile Dizimi’nin farkı nedir?

Birçok kişi, Kökcanlandırmak Sunumlarını bilmeyen, deneyimlememiş kişilerin yanlış bilgilendirmesiyle Kökcanlandırmak sunumuyla Aile Dizimi’nin aynı olduğunu sanıyor, ta ki sunumlarımı izlemeye gelene, bizden detaylı bilgi alana kadar…Halbuki bizler çok farklı kulvarlarda çalışıyoruz. Aile Dizimi ile Kökcanlandırmak sunumu ancak enerjinin kişilere yüklenmesi ve kişiler tarafından dile gelmesi açısından birbirine benziyor; bunun dışında içerik tümüyle farklıdır. Zaten benim Aile Diziminden esinlendiğim tek nokta budur.; bunun dışında çalışmamın tüm içeriği, uygulama biçimi bana aittir. Yıllar içinde, açtığım sunumların sonucunda alana kendiliğinden çıkan, kişinin enerji alanına etki eden, farklı enerjilerden oluşan bir listemiz oluştu… Bu listenin içinde ah, beddua, lanet, büyü, obseler gibi etkenlerin yanında hiçbir çalışmada olmayan, insanlara takılmış çipler, kaybolan ikiz travması, yılan öcü, bozulmuş arketipsel enerjiler, astralda kişiye etki eden büyücü, mumyalı gibi asalaklar, ataların güç kazanmak için karanlıkla, şeytanımsı veya başka boyut varlıklarıyla yaptıkları anlaşmalar veya soyun şifacı enerjisinin büyülerde kurban verilmesi gibi bir sürü maddeler de bulunmakta ve bu maddelerdeki enerjilerin kişiye etki edip etmediğinin kontrolü yapılmaktadır. Oysa Aile Dizimi bu tür konulardan uzak kalır. Gerçi tanıştığım bir Aile Dizimi terapisti Aile Dizimi’nde de büyü çözüldüğünü ama bunun ismine büyü demediklerini dile getirmişti. Çözebilmek için de alana o büyüyü çözen enerjiyi çıkarttığını böylelikle çözdüğünü söyledi. Kökcanlandırmak sunumunda herhangi bir negatif durumu şifalandırıp şifalandırmadığımı teyit etmek için kontrol mekanizması koydum. Bir lanet temizledim diyelim, temizlenip temizlenmediğini anlayabilmek için bir kişiyi daha çıkartıyorum alana lanet niyetiyle, çıkan kişi hâlâ varım” diyorsa tam olarak çözmediğimi anlıyorum ve gerekenleri yapıp tekrar şifalandırıyorum. Sonra tekrar bir başka kişiyi alana alıyorum lanet var mı diye ve bu sefer “yokum” diyorsa ve ben de enerjinin olmadığını hissediyorsam kişinin alanında bulunan laneti temizlediğime emin oluyorum. Kontrol etmek, ilk defa Kökcanlandırmak sunumlarında uygulandı, Aile Dizimi’nin içinde böyle bir uygulama bulunmuyor. Aile Dizimi terapistine “Büyüyü çözüp çözmediğinize nasıl emin oluyorsunuz, kontrol ediyor musunuz?” diye sordum. Kontrol etmediğini söyledi. Ben de onun söylediği yöntemi denedim ve işe yaramadığını gördüm. Yaraması da mümkün değildir zaten, çünkü şifacı enerjiler kişilerin istekleriyle hareket etmezler, onların istekleri doğrultusunda bizler (şifacılar) hareket ederiz. Mesela bana gelip sunum açtıracak kişiler bir şekilde daha önceden belirlendiğini düşünüyorum. Ayrıca negatif enerjiler de onlara “alandan çık” diyerek çıkmazlar. Yüklenen kişiler alan dışına bilinçleriyle çıksalar dahi enerjinin çıkmadığını defalarca gördüm. Aynı şekilde alana bir şifa enerjisini çıkartıp “sen bunu çöz veya temizle” diyerek enerjiyi yönlendiremeyiz. Mesela alana birini çıkartıp yanına da aşk enerjisini koyup o kişinin aşık olmasını sağlayamadığımız gibi…

Kısaca Aile Dizimi, Kökcanlandırmak Sunumunda kişinin alanında olup olmadığına baktığımız negatif enerjiler üzerine çalışmıyor; bir laneti, bir büyüyü, bir varlığı kapsamıyor. Ancak duyduğum kadarıyla Aile Dizimi uygulayanlar da artık kendileri yöntemlerini kişiselleştirmeye başladılar. Aile Dizimi’nde terapist alana müdahale etmiyor, alana şifa vermiyor, Kökcanlandırmak Sunumunda hem şamanik enerjiyle hem de iki farklı enerjiyle alana müdahale ediyorum ve iyileştirme yapıyorum. Ayrıca bazı durumları şifalandırmak için başka bilgilerimi de uyguluyorum. Aile Dizimi’nde dizim açtıran kişinin genelde grubun içinde olması, kendi dizimini izlemesi gerekiyor. Kökcanlandırmak Sunumunda ise kişinin sunumda olması benim o kişiyi tanımam, hakkında herhangi bir bilgi almam bile gerekmiyor, hatta kişinin ona sunum açıldığını bilmesi bile önemli değil. Bir kişi anne babasına, çocuklarına, eşine ve kardeşlerine onların izni olmadan sunum açtırabiliyor ama bunların dışındaki kişilere sunum açıldığında sunumun bozulduğunu deneyimledim. Bu nedenle saydıklarımın dışındakilere sunum açmıyorum. Saydıklarımın izni olmadan onlara sunum açmamın nedeni ise, kişinin bu konulara inanmıyor olması veya herhangi bir bahaneyle sunum açılmasını reddetmesidir. İyileşmesine içinden bir direnç göstermesidir. Genelde algıları varlık tarafından ele geçirilen kişiler, varlık etkisinde olduğu için şifayı kabul etmezler. Daha doğrusu, onu ele geçiren varlık kişinin şifalanmasını istemez. Evliya veya şaman tarafından cezalandırılan kişilerin de şifalanmasının engellendiğini de gördük. Böyle sorunlu olan bir kişiyi komaya girmiş gibi kabul ediyorum ve o kişinin yerine yakınlarının izin vermesini hak görüyorum. Kişilerin hiçbir bilgisi olmadan şifalanabilmesi konusunda da bu zamana kadar herhangi bir sorun yaşamadım. Bilenlerle aynı şekilde şifayı almakta ve faydalanmaktadırlar. Zaten sunumda kişinin enerjinin ne duruma geldiğini, nasıl değiştiğini görmekteyiz.

Sunum açtıran kişinin konusunu biliyor musunuz?

Kişi hakkında, özellikle ilk başta hiçbir bilgi almıyorum, Almamayı da tercih ediyorum. Binlerce sunum deneyimimden sonra, doğrusu sunumlarımda çıkanlara kişilerin söylediklerinden daha fazla inanıyorum. Örneğin Almanyadan bir bayana sunum açmıştım. Sanırım ikinci sunumuydu; sunumda bayanın içini temsil ediyordum, tüm sunumlarda olduğu gibi ve durup dururken birden bire “ çocuğum, çoçuğuuummm” diye bağırmaya başladım. Sonra birden sakinleşiyor ve birden bire tekrardan “çocuğum, çocuğuuummm” diye bağırıyordum. Dedik ki, bu bayan çocuğunu kaybetmiş veya genetikten çocuğunu kaybetmiş bir kadının enerjisi bayanın alanında çok kuvvetli bir şekilde tutunmuş olabilir. İncelediğimde,başkasının değil, bayanın çocuğunu kaybettiğini sunum bana veriyordu. Bayanla konuştuğumda, bana çocuğunu kaybetmediğini söyledi; öyle birşey de hissetmediğinden bahsetti. Zaten Türkçesi biraz sorunlu olduğu için yeterli anlaşamadık ve bayanı bana yönlendiren, tüm sunum bilgilerini bilen kuzenine konuyu danıştım. Tümüyle bayanla ilgili hissettiğime anlam bulmaya çalışıyordum. Kuzeni bana, bayanın bir-iki yıl önce boşanma aşamasında oğlunu yurda verdiğini, oğlanın ise arkadaşıyla birlikte yurttan bir gün boyunca kimseye haber vermeden ortadan kaybolduğunu; anneye haber verildiğinde annenin panik yaşadığını; bir gün boyunca sokaklarda oğlanı aradığını söyledi.Sunum bize bayanın yaşadığı bu travmanın bilinçaltında kaldığını ve onun gücünü zayıflattığını aslında doğru olarak gösterdi ama bayan yaşadığı o olayı unuttuğu için bizim hissettiğimize anlam veremedi; reddetti. Bunun gibi yaşadığım bir çok deneyimden sonra, artık sunumlarıma kişilerin hafızalarından, genetikleri hakkında bildiklerinden daha fazla güveniyorum. Güvendiğim için de kişi hakkında bilgi almama, kişinin beni kendi yorumlarıyla yönlendirmesine izin vermiyorum. Bilgi almamak bir bakıma sunumumun geçerliliğini tekrardan ve tekrardan ölçmem açısından benim için önemlidir. Ayrıca katılanların da sunumu açılan kişiyi bilmesini istemiyorum. Onları alana kaldırdığımda ne olarak kalktıklarını da bilmiyorlar çünkü hiçbir şekilde zihinlerin devreye girmesini istemiyorum. Bu da Aile Dizimi’yle aramızdaki farktır. Aile Dizimi’nde kimin diziminin yapıldığı bilinir ve terapist, kişi hakkında önceden bilgi alır. Sonuç olarak Aile Dizimi ile farklı tarzda, farklı alanlarda çalışıyoruz; Kısaca diyebiliriz ki Aile Dizimi ailede bozulmuş olan bağları tekrardan dizerek kuruyor, Kökcanlandırmak sunumu ise kişinin alanında olan ve kişinin enerjisini bloke eden asalakları, negatif etkileri ortaya çıkartıp bize sunuyor ve de temizliyor.

Farklı enerjiler, varlıklar derken neyi kast ediyorsunuz?

Bizlerin algısı belirli aralıklardaki titreşimleri veya belirli büyüklükteki nesneleri algılıyor; o aralığın dışında kalanları ise onlarla birlikte yaşadığımız halde algılayamıyoruz. Örneğin gözümüz mikroplar, bakteriler gibi çok küçük olan varlıkları görmüyor ama onlarla birlikte ve onların etkileri ile yaşıyoruz. Bizi hasta edebiliyorlar hatta ölümümüze bile neden olabiliyorlar. Aynı şekilde belirli renk, ses, koku aralığındaki titreşimleri algılayabiliyoruz. Algılarımız çok sınırlı. Farklı enerjilerden bahsettiğimde inanamayan veya inanmak istemeyen insanlar, algılarının sınırlı olduğunu bildikleri halde, bana itiraz ediyorlar. “Yok öyle bir şey, ben başka varlıkların olduğuna, cinlere inanmıyorum.” diyorlar. Tüm algı sistemimiz çok sınırlıyken, Dünya’da algılayamadığımız farklı titreşimlerde renkler, sesler ve kokular olduğunu bilirken, gözümüzün göremediği farklı titreşimlerdeki varlıkların olabileceğini insanların kabul etmemesi de bana mantıklı gelmiyor. Ancak bunu “kabul ettikleri takdirde bu gerçeklikle karşılaşacak, kaldıracak yeterli donanıma sahip olmadıkları, dolayısıyla da o varlıkları kontrol edemeyecekleri için, kendi akıl sağlıklarını korumak adına bilinçsizce redettiklerini” düşünerek anlamaya çalışıyorum. İnsanlara “mikropları görmüyoruz, kızılötesi renkleri de görmüyoruz” dediğimde bana verdikleri cevap “ama bilim onları ispat etti; aletlerle görebiliyoruz” oluyor. Peki, bilimin ispat etmediği zamanlarda mikroplar yok muydu ve insana, keşfedilmedikleri için herhangi bir şekilde etki edip hasta etmiyor muydu? Evet, henüz bilim farklı titreşim alanlarında olup bizlere etki eden bu varlıkları keşfetmemiş olabilir ama keşfedilmemesi onların varlığını, onların zekâsını ve onların bizlere etkisini yok etmiyor…Birçok insan bu varlıkların etkilerini hissediyor ve bilim keşfetmediği için bu insanlara çözüm olamıyor. Nasıl ki bedenimizin bağışıklık sistemi zayıf ise veya herhangi bir şekilde bedenimize fazladan mikropları alınca, mesela mikrop dolu bir içecek içtiğimizde, hastalanıyoruz; aynı şekilde enerji alanımızdaki zayıflama da bir şekilde enerji alanımızın bağışıklık yani savunma sistemini zayıflatıyor ve herhangi bir şekilde bu varlıkların alanımıza girmesine kapı açıyor. O zaman da bu varlıklar bizlere etki edip, enerjimizi sömürüp, algılarımızı bozuyorlar. Bu durumda yaşam bizim kendi algı potansiyelimizle algıladığımız, yaşadığımız yaşam olmaktan çıkıyor; onların görmemizi sağladığı, izin verdikleri oranda bir yaşam haline geliyor… Zaten bu nedenle bu varlıklar “sistem açısından bakıldığında pozitif, yani gerekli olsalar da, bizim varlığımızı tehdit etmeleri, fonksiyonumuzu icra etmemizi engellemeleri açısından zarar verici oldukları için bize göre negatiftirler. Alana çıkan kişiler enerji yüklendikleri zaman kendilerini, “ağzım şöyle, ayaklarım böyle” diye tarif edebiliyorlar. Böylelikle bu varlıklar hakkında daha detaylı bilgi sahibi oluyoruz. Hatta elimize geçen bir kitapta birçok varlığın zaten bazı insanlar tarafından bilindiğini ve çizimlerinin yapıldığını gördük. Bizim de gördüğümüz varlıkların bazılarına bu kitap sayesinde anlam verebildik. Anlam ve isim versek de vermesek de bu varlıklar Kökcanlandırmak Sunumlarında ortaya çıkmakta ve kullandığım enerjilerin gücüyle, genetiğimin bilgeliğiyle kişilerin alanlarından uzaklaştırılmaktadırlar. O kadar çeşitli varlık grupları var ki bilgi edinerek bunları tanımamız ve ona göre şifada bilinçli hareket etmemiz mümkün değildir. Bundan dolayı şifacılığın genetikten gelmesinin, dolayısıyla kişinin milyonlarca atasının deneyimini bedeninde taşımasının, bu bilgiyi bedenin yani toprağın taşıyabilecek potansiyelde olmasının önemli olduğunu, bu nedenle de genetikten gelmediği takdirde kişilerin inisiyasyon yoluyla şifacı olamayacağını iddia ediyorum. Kişiler sadece şifa enerjilerine aracı olduklarını söyleyebilirler; kendi kimliklerini dışarda bıraktıklarını dile getirebilirler ama deneyimlerimden biliyorum ki, şifa yollanan kişinin alanındaki negatif bir enerji, özellikle zeki bir varlık ise, o şifa enerjisine kaynak olan kişiyi de görebiliyor veya algılayabiliyorlar; doğal olarak da her zaman şifacı tehlike altındadır. Bu nedenle şifacı aynı zamanda iyi bir savaşçı olmak zorundadır. Ancak negatif varlık şifa niyetiyle yollanan enerjiyi kendisine tehdit görmezse saldırmaz. Böyle bir durumda da zaten enerji yollayan kişinin şifacı olduğu söylenemez; kişi kendisini sadece şifacı sanır, bir şeyler yaptığını düşünür…

10334445_744779445553857_2912131552177080079_nBu varlıklardan korkmalı mıyız?

Tüm bu varlıklar algı sistemimizi etkilediği, yaşamı yaşamamıza, fonksiyonumuzu icra etmemize engel oldukları için onlardan, onlar tarafından ele geçirilmekten tabi ki korkmalıyız. Bu aynı hastalanmak gibidir. Kim hasta olmak ister ki! Korkmak insanlar tarafından çok negatif algılanıyor; hâlbuki negatif olan korku duygusu değil, “çok fazla hissedilen korku duygusu” olmalıdır. Az miktarda hissedilen korku duygusu bizi uyanık, dik, savunmada tutar; önlemler almamızı sağlar. Bu nedenle korku duygusunu belirli miktarda hissedip nasıl ki bedensel sağlığımız için önlemler alıyoruz, aynı şekilde enerji bedenimiz için de önlemler almamız gerekiyor. Yaşama akmak, yaşama sahip çıkmak, fonksiyonumuzu icra etmek, bedenimize sahip çıkmak, insanlara hizmet etmek, iyilik yapmak, güçlü bir bilince ve farkındalığa sahip olmak, içsel çatışmalarımızı durdurmak, kısaca bizi mutlu ve huzurlu hissettirecek bir ortam içinde olmak bizim enerji bedenimizin sağlığının dolayısıyla savunmasının gücünü gösterir. Bu konumda olan insanların alanlarında negatif varlıkların olmadığını Kökcanlandırmak sunumlarında gözlemledim.

Bir de “lanet” ten bahsettiniz…

Lanet, kelimesini kullanıyoruz ama anlamını bilmeden kullandığımız birçok kelimenin içinde olan bir kelime. Birçok insanın bildiğinin dışında, aslında lanet, Yaradan’ın ışığının kişinin üzerinden eksilmesidir. Bizler holografik bir evrende yaşıyoruz; yani parçanın bütünün bilgisine sahip olduğu, taşıdığı bir evrende… Bu evren dolayısıyla fraktal geometrik bir yapıdadır. İnsanoğlu olarak da bizler evrenin bütün bilgisine sahibiz; dolayısıyla dünyanın da tüm bilgisi bizdedir. Dünyanın tüm bilgisine sahip olduğumuz için insan her hayvanı taklit edebiliyor, onun halini yaşayabiliyor. Ama bir at bir köpek gibi havlayamıyor, yılan gibi tıslayamıyor. Hatta bir insanı tanımlarken bile hayvanlarla özdeşleştirebiliyoruz. Tilki gibi kurnaz, ayı gibi güçlü, yılan gibi sivri dilli diyoruz. Hayvanlarda olan tüm bu özellikleri bedenimizde uyandırdığımızda kendimizi güçlü hissediyoruz. Kısaca Dünya’nın küçük bir modeli gibiyiz. Böyle bir durumda örneğin bir örümceği saygısızca, nefretle öldürdüğümüzde aslında sadece o örümceği öldürmüyoruz. Kendi içimizdeki örümcek niteliğini de öldürüyoruz. O örümcek aslında sistemin bir rengi. Biz de dışarda o rengi yok ettiğimizde, Yaradan’ın ışığının o renk tonu içimizde ölmüş oluyor. Dışarıya yaptığımız içimizde yansıyor. Bu da eksik bir yetenek anlamına geliyor. Kısaca Yaradan bizi lanetlemiyor, kimse de bizi lanetlemiyor; kendi kendimizi lanetliyoruz. Bir başkasına “lanet olsun sana” dediğimizde aslında “İnşallah bir şey yapar da lanetlenirsin!” diye beddua etmiş veya dilemiş oluyoruz. Aynı şekilde bir insan bir insanı öldürdüğünde kendi içinde o insan vasfını da öldürmüş oluyor. Bir insan kutsal bir mekâna, bir evliyaya zarar verdiğinde yine kendisinde var olan bilgeliğe zarar vermiş oluyor çünkü evliyanın kişide yansıması ruhunu olgunlaştıran bilgeliktir. Aynı şekilde bir şamana zarar verdiğinde kendini şifalandıran mekanizmaya zarar vermiş oluyor. Bu da lanetlenmiş soyda bedenin kendisini şifalandırmasında sorun yaratabiliyor. Bundan dolayı dışarıya nefretle, saygısızca yaptığımız her türlü davranış kendi içimizdeki bir yeteneği öldürmektedir. Bunun sonucu da doğal olarak bizim lanetlenmemize neden olup, soya miras kalarak da soyun lanetlenmesini sağlıyor.

Bir insan öldürmekle bir örümceği öldürmenin laneti aynı güçte mi?

Bunun önem sırasını belirlemek bence çok zor. Şöyle düşünün; otomobilin anahtarı çok küçüktür ama bütün otomobili çalıştırır. Hiçbir zaman herhangi bir sistemde sistemin parçaları arasında bir parçanın küçüklüğü büyüklüğü, önemlisi önemsizi diye bir ayırım yoktur. Çünkü bir sistemde her parça sistemin sağlıklı işlemesi açısından çok önemlidir; ayrıca bir sistemde hiçbir zaman boşuna, gereksiz bir parça yoktur. Evet, bazı parçalar daha hayatidir. Mesela bedenimiz de bir sistemdir; bildiğiniz gibi kalp de bedenin bir parçasıdır. Kalp iflas ettiğinde sistem çöker ama safra kesesi sistemden söküldüğünde beden yaşamaya devam eder. Ancak ne olursa olsun sistem yine de zarar görür, sistemin dengesi bozulur. Bana göre önem sırası yoktur.

Sunumlarda nasıl lanet etkileri ile karşılaşıyorsunuz?

Doğaya verilen zararlardan dolayı soyların kendilerini lanetlediklerine ve doğanın ruhu tarafından da cezalandırıldıklarına defalarca şahit olduk. Doğa sadece hayvana zarar verildiği için değil, gereksiz yere, saygısızca ağaç kesildiği için de soyu cezalandırmaktadır. Sunumlarımda çok fazla lanetler çıkmıştır. Mesela bir adamın kafası kızdığı için yaktığı ahırda ölen hayvanların lanetini torununda gördüm. Torun, hayvan ölümünden dolayı üzerinde lanet olduğunu sunumda gördükten sonra annesinden dedesinin ahırı yaktığını öğrenmişti. İhtiyacı dışında ağaç kestiğinden, ağaçlara bir şekilde zarar verdiğinden dolayı lanetlenen bir soyun deri problemi yaşadığına da bir sunumda şahit olduk. Sunumda, sunum sahibini temsil eden kişi doğanın ruhunu temsil eden, Kökcanlandırmak sunumlarında defalarca çıktığı için “toynaklı” ismini verdiğimiz soyu cezalandıran varlık karşısında özür dilerken “benim yüzümde, cildimde sorunlar var, yüzüm ağaç kabuğu gibi” dediğinde sunum sahibinin yüzünde de problem olduğunun farkına varmıştım. Sonra sunum sahibi kardeşlerinde de aynı problem olduğunu ve bir türlü çözüm bulamadıklarını dile getirmişti. Hatta bir başka kişinin sunumunda, bir orman yangınına müdahale etmeyip kayıtsız kaldıkları için lanetlendikleri ortaya çıkmıştı. Sunum sahibinin elinde siğiller vardı ve bir türlü iyileşmiyordu. Bana ilk siğilin Bodrum’da bir orman yangınına şahit olduktan sonra çıktığını ama iyileştiğini, sonra da Burgazada da orman yangını gördüğünü ve o yangından sonra tekrardan çıktığını ve bir daha da iyileşmediğini söyledi. Bunun yanı sıra kutsal kabul edilen suları korumadıkları ya da tarlasından çıkan kaynak suyuna sahip çıkmadığı, hayvanların o sudan faydalanması için gereken saygıyı göstermediği için soyun lanetlendiğine de rastladım. Yani doğanın herhangi bir düzenine saygısızca yaklaşılması, izin almadan, istediği gibi kullanacağı, bozacağı bir eşyaymış gibi davranılması, oradaki yaşam formlarına önem verilmemesi kişinin lanete uğramasına neden olabiliyor ve bu lanet soya miras kalıyor. Ayrıca mezara, ölülere, evliyaya, kutsal mekânlara verilen zarardan dolayı da lanetlenen, hem de cezalandırılan soyların yanında, kadına verdiği eziyetten dolayı lanetlenen soyu da Kökcanlandırmak sunumlarında gördük.

Evimizi ilaçlatmak, balkona böcek gelmesine neden olan dalları budamak lanetlenme nedeni mi?

Tekrardan belirtmekte fayda var, lanet, Yaradan’ın ışığının üzerimizden çekilmesidir; ancak bu ışığı da biz istemediğimiz, değerini bilmediğimiz, saygısızca davrandığımız, nefret ettiğimiz zaman üzerimizden çekilir. Ne Allah, ne de başka biri , ruhsal bir enerji bizi lanetleyemez ama cezalandırır. Çoğunlukla da lanetin yanında ruhsal ceza bonus olarak bize gelir. Doğa, temelinde ise Yaradan, bizim ihtiyacımız karşısında veya kendimizi savunmak amaçlı öldürmemize izin veriyor tabi ki; ama saygıyla ve sevgimizi, minnettarlığımızı hissettirerek… Doğal olarak bizlerin evimizde böceklerle, farelerle yaşamamız mümkün değildir; sağlıklı da değildir. Evimizde bulduğumuz canlıları evden dışarı atarken veya öldürürken “Allah kahretsin!” diyerek değil, “Özür diliyorum, burası benim alanım ve böceklerle yaşayamam” diyerek yapılması gerekiyor. Örneğin küçük bir bahçem var ve orayı ilaçlayacağım zaman önceden uyarıyorum, “İki gün sonra burayı ilaçlayacağım, lütfen buradan gidin” diyorum. Burada benim niyetim önemli, onların beni duyması değil. Ne yaparsak yapalım hissedişimiz ve eylemlerimiz saygı ile olmalı. Eskilerin “destur” diyerek doğada işlemeyen yani ayakaltı olmayan yerlere girmeleri çok doğru bir yaklaşımmış. Doğanın herhangi bir düzeninde yapacağımız bir değişim için önceden izin istememizin gerekli olduğunu düşünüyorum. İnsanoğlu doğayı küçümsüyor, varlığını hissetmiyor, kendini efendi gibi görüyor. Fakat esas doğanın ruhsal enerjileri ve koruyucuları insanı gelişmemiş, büyümemiş bir çocuk olarak görüyor ve anlayışlı davranıyor ancak belirli bir sınır aşıldığında ise insanoğlunun anlayabilmesi için zarar veren kişiyi ve kişinin enerjisini miras alan torununu cezalandırıyor.

Hayati bir nedenle bir hayvanı öldürmek de söz konusu olabilir değil mi?

Sunumlarıma gelenleri her zaman uyarıyorum; bir hayvanı öldürmek durumunda kalırsanız önce uyarın, öldürmeye hala zorunluysanız öldürün ama hemen özürler dilemeye başlayın. Size örnek bir sunum anlatayım. Bir kadın oğluna sunum açtırdı. Ben oğlanın iç enerjisine girdiğimde tuhaf bir şey olduğumu hissettim ve anladım ki çok öfkeli bir yılanım. Sunumda oturanlardan biri kendiliğinden enerjiye girdi; çocuğun annesinin enerjisiymiş. O an yılan enerjisi o kadar öfkelendi ki adeta anneyi öldürmek istiyordu. Hemen olayı anladım ve geçmişte öldürülen yılan var mı diye bakmak için alana bir kişiyi daha çıkarttım. Evet, vardı. O çıktığı anda yılan ağlamaya başladı ve anladım ki anne oğluna hamileyken yılan öldürmüş. Bunu sorduğumda köyde olduğunu ve hamileyken yılan öldürüp öldürmediğini hatırlamadığını ama öldürmüş olabileceğini söyledi. Ayrıca, daha da önemlisi, oğlan “televizyonu neden kapatıyorsun” gibi basit nedenlerle annenin üzerine yürüyüp anneyi defalarca hırpaladığını, hatta bir defasında boğazına bıçak dayadığını, sonra da “ben nasıl bunu sana yaptım” diye ağladığını öğrendim. Yılanlar enerji alanlarını kullanma gücüne nasıl sahipler, henüz bilmiyorum ama onlarda bir güç var ve enerji alanından bizlere saldırabiliyor ve soya intikal edip eziyet çektirtebiliyorlar. Sonra araştırdığımızda Anadolu’da yılan öldürülmemesine yönelik adetleri öğrendik. Katılımcılara kesinlikle yılan öldürmemelerini söylüyorum.

Bir Kökcanlandırmak sunumuna kimler katılıyor?

Her hafta pazar günü bir araya geliyoruz. Daha önceden randevu alıp belirlenmiş on kişinin sunumu açılıyor ancak listedeki herkesin burada bulunması gerekmiyor. Dört beş kişilik bir ekibim var, üniversite öğrencilerinden oluşuyor. Yine her hafta gelen arkadaşlarımız var. Sunumu açılacaklar eşleriyle, dostlarıyla gelebiliyor. Bir de sadece izlemek isteyenler geliyor. Sunumlar gün boyu sürüyor ve isteyen istediği saatte katılabiliyor. Ama gelecek olanlar yerimizin sınırlı kapasitesinden dolayı önceden bize haber veriyorlar.

“Alan” kelimesini çok sık kullanıyorsunuz. Sunumdaki “alan” ne demek?

“Alan”ı açan benim… Nasıl ki projektör duvara yansıdığında duvarda bir görüntü oluşuyor ve filim oynamaya başlıyorsa, kişinin içinde bulunduğu durum da zihnimde kişinin enerji alanını açtığım anda odada bulunan her şeye, herkese yansıyor ve üç boyutlu olarak kendini sahneliyor. Bu nedenle sadece benim yükleyip alana çıkarttığım kişilerin dışında oturdukları yerde enerjinin dile gelmesinde uygun olan kişiler de enerjiye yüklenerek alana çıkıyorlar; yani dile geliyorlar; kendi hissiyatlarının dışında farklı bir şeyler hissetmeye başlayıp kendilerini ortaya koyuyorlar; canlandırıyorlar. Sanki bir tiyatro sahnesinde oyun sahneleniyormuş gibi kişiler doğaçlamayla sunum sahibinin alanında olanları ortaya sunuyorlar. Bildiğiniz gibi hologramın ortaya çıkması için, yani üç boyutlu bir görüntünün oluşması için öncelikle o görüntünün bilgisinin işlendiği bir plakaya ve o plakadaki görüntüyü ortaya çıkartabilecek doğru açıda yollanmış lazer ışınına ihtiyaç vardır. Bir bakıma diyebiliriz ki, ben lazer ışını oluyorum, plakayı ise odada olan her şey oluşturuyor ve böylelikle oda kişinin yaşam alanının üç boyutlu görüntüsüne dönüşüyor; bu alan içindeki hissedişler, olaylar, anlamlandıramadığımız enerjiler insanlar vasıtasıyla dile geliyor, kendini ifade ediyor ve anlam kazanıyor; şifalanıyor, yerli yerine oturuyor. Alanda olmaması gerekenler de alandan çıkartılıyor. Kısaca benim yaptığım, listeden kime sunum açacağıma karar verdiğim anda onun alanını odaya yansıtmaktır. Taşıdığım anda da tüm oda ve odada bulunan her şey, sandalye, yastıklar yüklenmiş oluyor. Tabi ki yastıklar, koltuklar konuşamıyor, ama gerekli gördüğüm anlarda onlara da yönelip oradaki enerjiye de girip çözümlüyorum. Hatta bazen parkeleri bile yükleyip onlar vasıtasıyla enerji alanına girip şifalandırma bile yaptığım oluyor… Aslında şifayı kişiler sayesinde yapmıyorum; alanı açtığımda “kişilere enerjinin yüklenmesi” hikâyenin dile gelmesi, dile gelen hikayenin bilincimizde farkındalık uyandırması açısından önemlidir; yoksa şifalandırılması açısından her durum için önemli değildir.

Sunumun belli aşamaları var mı?

Sunum açtıracak kişilerle görüşmeleri asistanım yapıyor ve konuşulanları genellikle ben bilmiyorum. Asistanım sunum açılmadan önce kişileri listeye alıyor çünkü kapasitemiz sınırlı olduğu için bize başvuranlara istedikleri anda sunum açamıyoruz. Önce kişinin alanını listemizde bulunan negatif etkilerden temizlemekle başlıyoruz sonra varsa istediği özel bir konu üzerinde çalışıyoruz. Ben bir bakıma checkup yapıyorum. İnsanlar hayatlarında bir şeyleri temizlemek için olumlamalar, başka çalışmalar yapıyorlar ancak bazı sorunlarını bir türlü halledemiyorlar. Bunun için önce alanlarının temizlenmesi gerekiyor. Bazı kişiler de kendilerinden sonraki soylara aktarma yapmamak için alanlarını temizletiyorlar. Psikolojik alana fazla girmemeye gayret ediyorum, ama alanı açtığımda kendiliğinden kişinin psikolojik bir durumu mesela cinsel tacizi, çocukluk travması, korkuları çıkıyorsa onların da şifalanmasını sağlıyorum fakat kişilerin bir şekilde, yardım alarak veya almayarak çözümleyebileceği alanlara girmemeyi tercih ediyorum çünkü psikolojik durumuyla kendisinin baş etmesi yerine bizlerin onları çözümlemesi kişinin büyümesini, olgunlaşmasını engeller; dolayısıyla sorumluluk almamasına neden olur. Ayrıca duygularda değişim dönüşüm yapabilirim ama kişinin düşüncelerinde, hayata bakışında değişim yaratamam. Bunun için bir psikoloğa gidip yaşamında edindiği sorunlarını onunla konuşmasında fayda görüyorum. Bizlerin sorumluluklarımızı alarak, yaşamla baş etmeyi öğrenmemiz ve büyümemiz gerekiyor; devamlı başkalarına “alanımı temizle” diyerek iş yaptırmamız doğru değildir…

Bir kişinin sunumu açılacak diyelim, önce nereden başlıyorsunuz?

O kişiyi temsil edecek bir kişiyi alıyorum yanıma, ona “temsili kişi” diyorum. Yanına da ben oturuyorum. Onu yüklüyorum ve ben de sunumu açılan kişinin iç enerjisi olarak enerjiye giriyorum. Temsil eden kişi ise kişinin dıştan görünüşü, bir bakıma sosyal maskesini temsil ediyor. Bildiğiniz gibi bizler dışardan çok güçlü, canlı gözükebiliriz ama içimizde yaşamdan bıkmış, sıkkın, kızgın olabiliriz. Bu nedenle kişi Kökcanlandırmak Sunumunda iki kişiyle birden temsil ediliyor. Benim ise kişinin iç enerjisi, daha derin yapısı olarak alanda olmam, enerji yüklenmem kişinin durumunu anlamam açısından önemli. Sunumu açar açmaz en ağır hissediş ne ise o ortaya çıkıyor. Bu bazen cinsel taciz, ensest ilişki olabiliyor. Taciz varsa alana tacizciyi temsilen de bir kişi çıkartıyorum ve kişinin tacizciye verdiği tepkiyle, onun hissedişi ile kim olduğunu anlıyorum, hatta bazen de çıkan kişi kim olduğunu söylüyor. Alan açtıran kişi buradaysa onu hiç deşifre etmiyorum, sunum sonunda dahi… Kimin sunumunun açıldığının bilinmemesi bu açıdan avantajımız oluyor. Hatta bazen olayı kapatıyorum, ne olduğu anlaşılmadan geçiştiriyorum. Şifalandığını anlamak için ise, cinsel taciz yerine yine birini çıkartıp “hâlâ var mı” diye bakıyorum, kişi “yokum” derse temizlendiğini anlıyorum. Bazı sunumlarda sunumu açar açmaz kişinin kafasının çalışmadığını, aptallaşmış olduğunu fark ediyorum. Bu genelde büyü olduğunda ya da bir varlık etkisi olduğunda oluyor. Kişi olayları iyi algılayamıyor. Büyü olabilir diye düşünüp alana büyüyü temsilen birini çıkarıyorum. Büyü yaptıranı da alıyorum ama yaptıran kişiyi alana çıkartmamın arkasındaki niyet “yaptıran kimse yaptırmaya devam mı ediyor, eski zamanda mı kalmış” diye bakmaktır; yoksa kim olduğu bizi ilgilendirmiyor. Hâlâ yaptırıyorsa, yaptırmaya devam edecekse onu engellemeye çalışıyorum.

Tüm negatif enerjileri attıktan sonra kişi yaşama, dışarıya bakmaya başlıyor. Bazen de kişinin hala yürek acıları olduğunu hissediyorum. Diyorum ki “Bak, senin yürek acıların, üzüntülerin var. Lütfen psikolojik bu durumu çözümlemek için bir psikoloğa ya da kişisel gelişim uzmanına git.”

Temizlik bir sunumda yapılabiliyor mu?

Tabi ki bir sunumda hepsinin temizlenmesi mümkün değil. Bizim de listemizdeki maddeler çok fazla. Bu nedenle kişilere “bize sunum açtıracağınız zaman üç dört sunumu göze alın; eğer kişinin alanı çok ağır ise bu dört sunumun da üstüne çıkar” diye söylüyoruz. Genelde üç sunumda alan temizlenebiliyor, ama dediğim gibi alan ağırsa sunum sayısı artıyor. Zaten sunumlarını izleyenler ve diğer sunumları, özellikle başka kişilerin son sunumlarını görenler, karşılaştırdıklarında kendi sunumlarının bitmediğini daha iyi anlıyorlar.

Yani her şeyin temeli önce alanı temizlemek öyle mi?

Evet… Şöyle düşünün, üzerinizde bir lanet, soydan gelen büyü, negatif bir varlık, ataların karanlık enerjilere kurban verilmesi gibi ağır enerjiler varsa, bu tür enerjiler kişinin şifalanmasına izin vermez, engelleyici olur. Hatta doktoru, terapisti bile yanıltır. Bunlar çok ağır şeyler. Hem hastalıkların tedavisinden hem de kişisel gelişimimiz için yapacağımız çalışmalardan önce alınımımızın bu tür negatif etkilerden temizlenmesi bence şarttır.

Büyü de bir enerji mi?

Büyü, kısaca enerjinin programlanmasıdır. Programlanan enerji kendini gizlice ortaya koyar, işlemeye başlar. Bana göre iyi ya da kötü büyü yoktur. Bir insanın olumlu dahi görünen bir niyetle bile büyü çalışması yapması, yani enerjileri programlayıp kendi veya başka kişilerin alanında devreye girmesini sağlaması, kendisinin veya başka kişilerin yaşam amacını, fonksiyonunu engellemesi, yaşam enerjisine müdahale etmesi, özgür iradesini kitlemesidir. Büyü yapan kişiler olumlu bir niyetle dahi olsa, büyü yaptığı için ya kendisi ya da torunlarından biri bunun karşılığını görür. Yani her sistemin akışını engelleyici eylemlerimiz bir bedel taşır. Sunumlarda kişinin kendi kendine yaptığı büyüleri de görüyoruz. Yoğun duygular içindeyken kişinin söylediği sözler, yani hissedilen duygular düşüncelerle birlikte programlanır ve programlanan düşünceler inançlar haline gelip kendi kendini gerçekleştirir. Bazı büyüler de atalardan torunlara miras olarak geçiyor. Çok değişik çeşitte büyüler vardır. Genelde insanlar cinlerle yapılan büyüleri bilirler. İçinde cinlerin olduğu büyüler en basitleridir. Kişinin enerjisinin başka boyuta yollanıp kilitlendiği; şarj mekanizmalarının olduğu, yani bozulduğu halde bağlandığı başka bir yerden enerji alıp tekrardan dolan ; her türlü enerjiyi, pozitif enerji dahi olsa, üzerine çalışıldığında enerjiyi kendisine çevirip güçlenen; arketipsel varlıkları devreye sokan; pozitif enerjiyle sırlandığı için enerji alanında gözükmeyen; ölülerin enerjileriyle yapılan; bunlar gibi çok çeşit büyüler mevcuttur. Neyse ki bu tür büyüleri yapan kişilerin sayıları fazla değil. İnsanoğlu, sistemde herşeyi programlamayı çözmeye çalışıyor, ama bunun bedelini ödeyerek. Bundan dolayı kişilere büyülerden uzak durmalarını tavsiye ediyorum. Sistemin ve sistemin bir parçası olan insanın işleyişini kısıtlayacak, saptıracak müdahalede bulunmak sistemin varlığını tehlikeye soktuğu için yasaktır.

Sunum tamamlandıktan sonra neler oluyor?

10245585_744779368887198_3716714810083814997_nSunumları biten kişilerin enerjilerinde yükselme oluyor. Genellikle çok uzun zamandır yapmak isteyip de yapamadıkları şeyleri yapmaya başlıyorlar. Eğer herhangi bir varlık tarafından rahatsız ediliyorlarsa, bu rahatsızlıkları hemen ortadan kalkıyor. Kişiler enerji alanlarında hafifleme hissediyorlar. Kısaca enerjileri yükseliyor. Fakat bazı kişilerin, özellikle sorunları olduğu, etki altında aptallaştıklarından dolayı etrafındaki insanlar tarafından çok ezilen, aşağılanan kişilerin enerjileri yükseldiğinde kendilerine güvenleri artıyor ve etraflarıyla kavga etmeye veya “hayır” demeye başladıklarını görüyoruz. Bu durum etraflarındaki kişilerin hoşuna gitmiyor tabi ki. Ama bizler sunumlardan sonra ortaya çıkan kızgınlık, öfke gibi duygusal patlamaları sağlıklı buluyoruz ve en başta, bizden bilgi alırlarken kişileri bu konuda uyarıyoruz. Uyardığımız bir başka durum da bazı kişilerde sunumlarının hemen peşinden mide bulantısı, kusma, ishal, baş ağrısı, uyku gibi fiziksel tepkilerin ortaya çıkmasıdır. Bu da bedenin bir şeyleri attığının bir belirtisidir. Sonradan enerjileri açılmaktadır. Bu da bizim için olumlu bir tepkidir. Kökcanlandırmak sunumları kişilere aşk, iş, para gibi kişilerin genellikle çok arzuladıkları şeyleri vaad etmiyor. Bu bizim işimiz değil. Kişinin artan enerjisini, potansiyeli oranında nasıl kullanacağı kişinin seçimidir.

Temizlenen alan tekrar kirlenebilir mi?

Yaptığım iş şuna benziyor; nasıl ki kişi mikrop, virüs gibi etkilere maruz kaldığında hastalanıyorsa ve bunun için tedavi oluyorsa; aynı şekilde ben de enerji alanındaki negatif enerjileri tedavi ediyorum. Aynı şekilde nasıl ki hasta olan kişi iyileştikten sonra bir daha hastalanmayacağı garanti değilse, benim temizliğimden sonra da kişinin bu tür enerjileri alanına çekmeyeceğinin garantisi yoktur. Burada önemli olan sağlığımızı korumayı öğrendiğimiz gibi enerji alanımızı da korumayı öğrenmemizdir. “Artık temizsin, şimdi kendini koruman gerekir. İhtiyaç duyarsan ben yine buradayım” diyorum. Depresyona dahi girseniz kendinize şunu söyleyin: “Şu an üzüntülü olabilirim ama yaşamıma, kendime ve bedenime sahip çıkıyorum.” Çünkü o sırada “Yaşamak istemiyorum, kahrolsun bu dünya!” gibi negatif söylemler bizim kalkanımızı bozuyor ve sistem diyor ki “Bu bedeni kullanmak istemiyorsan, kullanmak isteyenler var.” Bedeninize, hayatınıza ne kadar sahip çıkarsanız o kadar güçlenirsiniz. Gerekenleri yapan kişilerin, hatta çok ağır sunumlar açtığım kişilerin dahi iki üç yıl sonra alanlarını kontrol ettiğimizde hâlâ temiz olduklarını gördük. Burada temiz kalma becerisini geliştirmemiz gerekir.

Ataların aldıkları hayır duaları da torunlara geçiyor mu?

Evet, sadece beddualar, ahlar gibi negatif etkiler tabi ki miras olarak torunlara kalmıyor; aldıkları dualar, bilgelikleri, şifa enerjileri de bize geçiyor. Bir soy çok iyilik yapıp çok dua aldıysa, torun bunun güzelliğini yaşayabiliyor. Alanında o duaların ışığı oluyor. Bu nedenle herkese “İnsanlara iyilik yapın, dua alın.” diyorum. İyi niyette olmak, küçük bir yardım, bir gülümseme bile yeterli. Hatta karşı tarafın iyiliği bilmesi de gerekmiyor, sizin iyi niyetle yapmanız önemli.

Kökcanlandırmak adını nasıl koydunuz?

Bilinçli olarak ben karar vermedim. Çalışmama bir isim arıyordum, bir sabah gözlerimi açtım ve beynimde bir ses “Kökcanlandırmak” dedi. Reddedemedim bunu. Anlamlı çünkü bizi besleyen kanalları, yani bir bakıma köklerimizi temizleyip canlandırıyoruz. Ancak kök hücre, kök çakra, bitkiler gibi yanlış anlamalar da olabiliyor ama idare ediyoruz.

Kökcanlandırmak Sunumu kişinin temizlenmesi için yeterli midir?

Hep şunu söylüyorum; hiçbir zaman bir yöntem tam anlamıyla yeterli değildir çünkü şifalanma bütünseldir. Bir analog oluşturursak, ben alanın böcekli kısmını temizliyorum diyebilirim ama böceklerden sonra onların geride bıraktığı yıpranmışlığın temizlenmesi de gerekir. Kökcanlandırmak Sunumundan sonra kişinin görüntüsüne, bedensel sağlığına, evinin ortamını değiştirmeye, insan ilişkilerini onarmaya önem vermesi gerekiyor. Şifalanmak holistik yani bütünseldir. Eski olan, çarpık ve bozuksa, kişiyi mutsuz ediyorsa bozulup yeninin oluşturulması gerekir. Kökcanlandırmak sunumları sonrasında kazanılan, ortaya çıkan enerjiyle kişinin yaşamında gerekli olduğu yenilenmeyi yapması gerekir. Şu da unutulmaması gereken bir durumdur: Hiçbir çalışma tek başına yeterli değildir; çünkü her çalışmanın etki etme sınırları vardır. Aynı farklı besin guruplarından alıp bedeni dengeli beslemek gibi, içinde bulunduğumuz negatif durumdan çabuk ve kolay çıkabilmek için farklı alanlarımıza hitap eden çalışmaları yapmamız en doğru olandır.

Kökcanlandırmak Sunumlarında insan iradesine müdahale edilmiyor ve insanların düşünceleri değiştirilmiyor.

Sunumlarda çalışılan konular

Kişilerin alanlarında bulunan ve onlara etki eden atalarının sıkıntıda olan canlarının rahatlatılması
Genetikteki sırların ortaya çıkartılması
Kişinin üzerindeki ah, lanet, beddua, büyü gibi etkilerin çözümlenmeleri
Kişinin alanında bulunan negatif varlıklar gibi asalakların temizlenmesi
Genetikle barışmalarının sağlanması
Etki eden arketipsel enerjilerin şifalandırılması
Yas, vicdan azabı, kürtaj, düşük gibi olayların etkilerinin şifalandırılması.

Kökcanlandırmak Sunumlarında kişinin enerjisinin artması, ona çaresizlik hissi veren bağlarının çözümlenmesi, onu korkutan hislerin gitmesi ve kişinin olabildiğince özgürleşmesi sağlanıyor.

Bir sunumun hikâyesi
Canlandırmanın yapıldığı mekâna sunumun sahibini temsil eden kişi çıkarıldıktan sonra onun atalarını, üzerine etki eden negatif varlıkları, ahları, büyüleri ve kişinin alanında olduğu tahmin edilen diğer enerjilerini temsil eden kişiler de sunum alanına çıkarılıyor.
Alana çıkan kişiler temsil ettikleri enerjilere uygun hisler hissediyorlar. Örneğin negatif varlığı temsilen çıkan kişi “Ben bir insan değilim. Kendimi insan gibi hissetmiyorum. Ben negatif bir şeyim. Bu kişiyi mahvetmek isteyen negatif bir varlığım” diyor. Ancak kişi bu sırada hangi enerjiyi temsilen alana çıktığını bilmiyor.
Kişiler genelde sunum yöneticisi tarafından alana çıkarılıyor ancak bazen de oturan kişi hiçbir müdahale olmadan kendiliğinden bir şeyler hissedip ortaya çıkabiliyor. Örneğin öfke ya da ağlama hissi duyabiliyor ya da ağrı hissedebiliyor. Yani alan eksik olan kimliği, enerjiyi kendiliğinden tamamlıyor.
Alana çıkan kişiler de bilinçlerinin gelişmesi ve ortaya çıkan enerjiden etkilenmeleri sonucu kendi kişisel alanlarında şifalanıyorlar. Yani hem sunum sahibi hem de temsilciler şifalanıyor.
Kişinin derinliklerindeki enerjiler kendilerini ortaya koyup ifade ettikten ve ele alındıktan sonra enerjiler rahatlatılıp temsili kişinin enerjisi iyi bir hale geldiğinde kişinin sunumu bitmiş olarak kabul ediliyor.

Atalardan kalan mal mülk
hak edenlere verilmeli

Vildan Çolak’ın Ataların Gölgesinden Aydınlığa adlı kitabından…
“Hemen hepimiz mal mülk miras konusunda bir şeyler yaşamışızdır ya da yaşananlara şahit olmuşuzdur.

Kökcanlandırmak sunumlarında yaşanılan deneyimler kişilerin genetiklerinden getirdikleri ağırlıkları ne kadar yoğun yaşadıklarını bize göstermşitir. Bir kişinin atalarının sıkıntılarını, veballerini yaşamında deneyimlerken onlardan gelen mal-mülk miraslarından herhangi bir nedenle men edilmesi veya mirastan eksik pay almasının başka sorunlar oluşturduğuna şahit olduk.
Kökcanlandırmak sunumlarında aktarılan mallarla-mülklerle ilgili sorunlu durumlar ortaya çıktı. Bu deneyimler sayesinden malın-mülkün adaların canlarının rahatlaması açısından ne kadar önemli olduğunu anladık.
Bi seferinde bir kadın sunum açtırdı. Sunumda yere yatırdığım kişi karnını tutuyordu. Bağırsaklarında bir sorun olduğunu söyledi. Fakat eli kapalıydı. Nedenini sorduğumda “Birisine birşey vermem gerektiğini hissediyorum. Ona veremediğim için huzursuzum” dedi. Biz de canını rahatlatmak için “vermek istediğim kişiyi temsil eden birisini” kim olduğunu bilmeden alana çıkardık. Kişi elindekini o kişiye verdikten sonra rahatladı ve ışığa gitti.
Sunum sahibi karnı, yani bağırsakları ağrıdığı için ölen kişiyi tanıdı, bir sene önce annesini bağırsak kanserinden kaybetmiş. Yurt dışında yaşayan, maddi durumu iyi olan bir kız kardeşleri varmış. Ölmeden önce annesinin vekaleti üzerinde olan büyük abla bazı malları, “küçük kardeşin durumu bizden iyi” diyerek ondan kaçırmış. Diğer kardeşler de buna birşey dememiş. Miras hakkının verilmemesi de annenin canının huzursuz olmasına neden oluyormuş. Sunum sahibini bize getiren esas önemli neden de hissettiği içsel huzursuzlukmuş.
Sunum sırasında anneyi temsil eden kişi vasıtası ile enerji düzeyinde küçük kızı temsil eden kişiye ondan kaçırılan malların verilmesinin maddesel boyutta nasıl bir yansıması olacağını bilmiyoruz. Bu yansıma küçük kardeşe ondan saklana mirasın verilmesi şeklinde de olabilir, küçük kardeşin hayatında maddi olarak daha fazla bir kazanım şansının gelmesiyle de olabilir.

‘O bizden uzak duruyordu’, ‘Onun maddi durumu bizden çok daha iyi’, ‘Anneme babama kötü davrandı’, ‘Gayrimeşru çocuk, bizimle alakası yok’ gibi bahanelerle mirasın hak sahibi kişiden kaçırılmaması gerekiyor. Aksi durumda mirası kaçıran kişiler başka vebal içine giriyorlar. “

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*