Anasayfa » Sizden Gelenler » Ajda Çetin’den Başka Boyuta Satılmak
Ajda Çetin’den Başka Boyuta Satılmak

Ajda Çetin’den Başka Boyuta Satılmak

Kendimi ve yaşamı bilinçli olarak fark etmeye başladığımdan bu yana en büyük amacım yaşamın gerçeğini, dolayısıyla da “kendimi” keşfetmek oldu. Bu nedenle sayısız kitap okudum, araştırdım, insanlarla tanıştım, bedeni-zihni-ruhu geliştirmeyi amaçlayan uygulamaların içinde oldum, çalışmalar yaptım. Kısacası, “gerçek bilgi”ye ulaşmayı istedim. Bugün geldiğim noktada tüm sorularımın yanıtlarını hala bulamamış olsam da, yaşamın bize gönderdiği sinyalleri fark etmeyi, verdiği ipuçlarını değerlendirmeyi, şifreleri çözerek “görünenin ardında olanı” görmeyi başardığımı ve yaşam amacıma giden yolda ısrarla yürüdüğümü söyleyebilirim. Yani kısaca ben, yaşamına, kendine, yaşam amacına sahip çıkabilmeyi az-çok öğrendiğini düşünen bir insanım.

Her insan gibi benim de yaşadığım zorluklar, mutsuzluklar, iniş-çıkışlar oluyor ama görünürde karşıma çıkan bu zorlukların bana aslında “neyi” söylemek istediklerini anlayabiliyor, bu zorluklarla baş edebilmenin yollarını buluyorum. Ama en önemlisi, tek gerçek olanın “Sevgi” olduğunu biliyorum. İşte bu “Gerçek” benim tükenmek bilmeyen yaşam aşkımın ve umudumun temel nedeni. (Kendimle ilgili bu kadar detay vermemi hoş görün, bir nedeni var).

İnsanlar olarak hepimizin yarası var, çoğu çocukluktan kalma. Onların üstünü örtmek, derinlere itmek, kabuk bağlamalarını beklemek en çok seçtiğimiz yol. Ancak bu yol onları yok etmiyor, içten içe kanamayı sürdürüyorlar. Hiç beklemediğimiz bir anda birisi yaramızın kabuğunu kaldırabiliyor, canımız yanıyor.

Yaralar istemediğiniz misafirlerin giriş kapılarıdır; tıpkı kan kokusunun vahşi hayvanları yaralı hayvana çekmesi gibi, duygusal yaralar da olumsuz duygu-düşünce formlarını yaralı kişiye çekerler. Yaralarınız sizi zayıflatan bu duygu-düşünce formlarına ev sahipliği yaparlar ama siz bunun farkında olmazsınız. Yaranızdan beslenen olumsuz duygularınız giderek güçlenir; öfkeniz daha çok öfke, kininiz daha çok kin, korkunuz daha çok korku üretir. Bu durum yaşam enerjinizin akışında bozulmalar, tıkanmalar yaratır, sizi giderek zayıflatır, güçten düşürür. O zaman siz kolaylıkla kendi dışınızdaki iradelerin hükmü altına girebilirsiniz, artık kendi kendinizin sahibi değilsinizdir. Bir insanın kendi varlığına sahip çıkamaması demek, yaşam gücüne, enerjisine sahip çıkamaması demektir, Yaratıcı Güç ile olan bağının kesilmesi demektir. Sonuç ise, giderek yok olan gücünüz, canlılığınız ve yaşam sevincinizdir.

Bazen de bu sürecin tam tersiyle karşılaşırız; Duygusal ve bedensel açıdan son derece sağlıklı olsanız bile başka iradelerin hükmü altına girip yaşamınızın kontrolünü ve sonuçta yaşam gücünüzü kaybedebilirsiniz. Bu durum kulağa hiç hoş gelmiyor, hatta bir korku filmi senaryosu kadar ürkütücü ama yazık ki, gerçek.

Kendimle ilgili yukarıda verdiğim onca bilgiye rağmen bu durumu yaşadım. Ben temelde iyimser bir insanım ama kendimi kandırmam; acıya, yaraya, mutsuzluğa bakabilirim, onları inkar etmem. Ama sonra gözlerimi ışığa çevirmeyi de bilirim. Yaralarımın çoğunu onlarla uzun süredir ilgilendiğim, temizlemeye çalıştığım için iyileştirdim. Buna rağmen bir gün irademin, bilgimin işime yaramayacağı denli tutsak edilmiş durumda buldum kendimi. Görünürde sıradan bir soğuk algınlığı gibi başlayan rahatsızlığım uzun süre geçmedi ve giderek güçlendi. Aldığım onca ilaç gittikçe artan ateşimi düşürmeye yetmedi ama midemi harap etti. On gün boyunca yemeden-içmeden kesildim, cildimde yaralar çıkmaya başladı. Sürekli yatıyor, ayağa kalkacak gücü dahi zor buluyordum. İçim bile acıyla doluydu ve sadece ağlıyordum çünkü elimden başka bir şey gelmiyordu.

Bu semptomlar çoğu hastada görülebilir ve ben daha önce de hastalanmıştım ama bunun farkı, tedaviye rağmen hiçbir iyileşme belirtisi göstermeyip giderek ağırlaşmamdı. Üstelik ortada ciddi bir hastalık bile bulamamıştı doktorlar ama ben iyileşemiyordum.

Sonra bir gün kendimi sürekli olarak şu sözleri tekrar ederken buldum: “Burası cehennem, bu dünya cehennem, hiç umut yok, hiçbir umut yok. Herşey boş, herşey anlamsız. İyileşsem ne olacak, ne fark edecek ki! ” Bu sözleri tekrarladığımı ve iyileşmeyi istemediğimi fark ettiğim an irkildim ve anladım: Ben cehennemde tutsaktım ve oradan çıkamıyordum.

Budizm’de iç içe geçmiş altı ayrı varoluş aleminin varlığından ve insanların, içinde bulundukları duygular-düşünceler aracılığı ile bu altı boyutla da bağlantılı kurduklarından söz edilir. Bizler hissettiklerimiz, yaşadıklarımız aracılığı ile bu alemlerle bağlantıya geçer, onların parçası oluruz. İşte o an benim durumum tam olarak böyleydi çünkü duygu ve düşüncelerim cehenneme aitti.

Artık yapabileceğim tek şey vardı ve yaptım, Vildan hanımı aradım. Durumumu göz yaşlarım eşliğinde özetlemeye çalıştım, beni anladı ve hemen bir sunum açacağını söyledi. Sunumum birkaç saat içinde açılırken, ben de eş zamanlı olarak iyileşmeye başlamıştım. Önce içimdeki karanlığın dağıldığını, beni terk ettiğini hissettim, hafifledim, rahatladım. Sonra günlerdir düşmeyen ateşim düştü, artık sadece yorgundum. Üç gün içinde de tamamen iyileştim.

Bütün bunları neden yaşadığımı kendimce cevaplamaya çalıştım. Aklıma gelen ilk açıklama, canımı çok yaktığı için görmezden geldiğim, temizlemeyi hep ertelediğim en derin yaramla ilgili olandı. Bu yara özellikle son günlerde çokça kanar olmuşu ve bu konuda hiçbir şey yapmıyordum. Düşündüğüm ikinci neden, annemin, bir süredir babası olduğuna inandığı bedensiz bir varlık ya da varlıklarla kurduğu bir tür iletişimdi. Bu varlıkların benden hoşlandıklarını pek sanmıyordum, yaramı kullanıp güçten düşürerek, beni hasta etmeleri olasıydı.

Ancak Vildan’ın açıklamaları çok farklı oldu, benim satılmış olduğumu söyledi. Şok oldum, ne düşüneceğimi bilemedim. Bildiğim ve yaptığım onca şeye rağmen gücüm benden nasıl çalınmış olabilirdi? Nedenler üzerine düşünüp konuştukça gerilere gittim; hayatıma bir şekilde giren şifacıları, enerjilerle uğraşanları, inisiye edenleri, bana yardım edeceğini söyleyen, enerji alanımı açtığım insanları düşündüm. “Bir insana kendini açman, enerjini ona sunmandır” dedi Vildan. Üstelik bu tanımadığın biriyse, senin enerjini kendi çıkarları için kullanabilir, hatta satabilir, diye devam etti. Benim başıma gelen de tam olarak buydu.

Bunu yapanın kim olduğunu öğrenmenin artık bir önemi yok. Önemli olan, kendi gücümü hiç kimseye teslim etmemem, ona sahip çıkmam gerektiğini öğrenmiş olmam.

Buna benzer durumda olan çoğu kişi yazık ki durumlarının farkında değil, yaşadıklarının nedenini bilemiyor. Eğer içinizde büyük bir mutsuzluk, yılgınlık, nedeni belirsiz acılar taşıyor ama mutsuzluğunuzun kaynağını bilmiyorsanız; hiçbir umut görmüyor, hiçbir çıkış yolunun olmadığına inanıyorsanız; hiçbir şey iyiye gitmiyorsa sizce, yaşam boş, anlamsız, amaçsız, görünüyorsa; İçinizin şarkısı susmuş, renkler parlaklığını yitirmiş durumdaysa, hatta hiç renk yoksa, her yer gri, donuk, dumanlıysa; buzlu bir camın ardından bakıyor gibiyseniz hayata, en önemlisi de bir “kurban” olduğunuza karar verdiyseniz, her hangi bir bedensel rahatsızlığınız olmasa da, siz büyük ihtimalle tutsak edilmişsinizdir.

Önce kurtuluşun yolunu arayın, bulun ve sonra bu yere bir daha dönmemek için yaralarınızı temizleyin, iyileştirin. Duygularınızın, hissettiklerinizin, özellikle içinizde sürekli olarak tekrarlanan duygu-düşünce kalıplarınızın, sürekli olarak aynı şeyleri söyleyen zihin sesinizin farkına varın. Onlar en sağlam ipuçlarıdır; size “nerede” bulunduğunuzu söylerler. Karanlığınızla, onu iyileştirmek için yüzleşip, yüzünüzü yeniden ışığa dönün.

Gücünüzü, enerjinizi başkalarına teslim etmeyin. Kendi sorumluluğunuzu alın, kimse sizi sizden daha iyi geliştiremez. Desteğini aldığınız, yardımını istediğiniz insanları iyi seçin, iyi tanıyın. Farkındalığınız keskin olsun, duygu ve düşüncelerinizi tanıyın, ayırt edin. Onların “nereden” kaynaklanıyor olabileceklerini bilin ve bir daha aynı tuzağa düşmeyin.

Ve unutmayın: Umutsuzluk, cehennemin yakıtıdır.

Ajda Çetin

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*