Anasayfa » Sizden Gelenler » Elif Tunç: Yeni Uzaylılar
Elif Tunç:  Yeni Uzaylılar

Elif Tunç: Yeni Uzaylılar

Merhaba, dört aydır Vildan Hanımın asistanlığını yapmaktayım. Pazar günleri sunumlar sırasında görevim, açılan sunumdaki canlandırmayı yazmaktır. Normal durumlarda Vildan Hanım bana yükleme yaparak alana çıkarmaz ama bazen, alan açıldığında kendiliğimden enerji yüklendiğim olur. Bugüne kadar cadısından ölüsüne, uzaylısından ceninine birçok farklı deneyim yaşadım. Bu gibi durumlarda yerimden kalkıp alana çıktığım çok nadirdir, genelde oturduğum yerden şifalandırılır, ancak hikâyenin seyrini etkileyecek bir durum söz konusuysa ( ya da ölü enerjisini kontrol edemeyecek durumda, elimi dahi kımıldatamıyorsam) sunum kâğıtlarını bir başkasına devrederek alandaki yerimi alırım.

Bu pazar yaşadığım deneyim, yaşamımda pek de unutulacak gibi bir şey değildi. Her zamanki gibi sunum sahibi yerine temsili bir kişi(t.k.) alınarak Vildan Hanım tarafından enerji yüklemesi yapıldı ve alan açıldı. Vildan Hanım kişinin “iç dünyası”nı anlatmaya başladı: Simsiyah bir alanda olduğunu, aptallaştığını, bir yandan içinde kıkırdayan bir şeyin olduğunu ve farklı bir boyutta olduğunu not aldım. Ayrıca 3. Gözünde bir delik olduğunu da ekledi.

T.k. olan arkadaş, karnının davul gibi şiştiğini inanılmaz bir sıkıntıda olduğunu belirtti.

Ben de bu sırada bir yandan not alırken bir yandan da enerjimde bazı değişimler hissetmeye başladım. Daha sonra alana, “kişiyi bu duruma getiren” olarak yüklenen biri çıkarıldı, onun çıkması t.k.’nın midesini bulandırdı. Kişinin içinde, hücrelerinde dolaştığını söylemesi hastalık şüphesi uyandırdı. Bunun üzerine alana hastalık çıkarıldı ve alanda olduğunu söyledi. O sırada alana kendiliğinden enerjiye giren bir kişi çıkarak ölü olduğunu söyledi ve yere yattı. Ben de artık iyice enerjinin etkisine girmeye başlamış ve müthiş ağırlaşmıştım. Gözümü o ölüden alamıyor, kendimi onun başına başımı dayamış “L” şeklinde yatarken hissediyordum. Bu durumu Vildan Hanıma ilettim. “Sanırım ben yine öldüm…”(Ölü enerjisine girdiğimde inanın yazmak pek kolay olmuyor ama bilincimizde bir değişim söz konusu olmadığından o kadar zor da değil .) Bu sefer Vildan Hanım, kâğıtları bir başkasına verip istediğim gibi yatmamı söyledi. Gidip, yerde yüzükoyun yatan ölünün baş kısmına başımı koyarak yere yan yattım. O sırada bir başka kişi de kendiliğinde alana çıkıp “ölü” olduğunu ve onunda o ölünün karnına başına koyduğunu söyledi. Bu durum pek normal görünmüyordu zira ölülerin yatış düzenleri sunumlarda hemen hemen aynıdır.

Biz yattıktan sonra yüzlerimizi birbirimize döndüğümüzü ve ikimizin de aynı pozisyonda (cenin) durduğunu ve de gayet canlı olduğumuzu fark ettik. Cenin değildik, gayet neşeli muhabbet ediyor gülüyorduk… Bu arada sunum akışı devam ediyor Vildan Hanım alanda, büyü ve hocayla ilgili çalışmalarını yapıyor, ayrıca kontrol listesinde olan diğer negatif etkileyen “uzaylı”, “ uzaylıların taktığı çip” ve “uzaylılarla yapılan antlaşmayı” çıkarıp var olup olmadıklarına bakıyordu. Muhteşem üçlü ne yazık ki alandaydı… Genelde sunumda ölüler direk hikâyeye etki etmiyorsa sunum sonuna doğru şifalandırılarak huzura kavuşturulur, bizim durumumuzda ise bir gariplik vardı. Biz ölü değildik, peki neydik? Durumun tuhaflığını bildirdikten sonra sıramızı beklemeye başladık . Kendimizi tanımlamamız istendiğinde ikimizin de söyledikleri pek farklı değildi. İlaç kapsülüne benzer bir şeydik ve birimiz midesinde birimiz de (ben) beynindeydik. Uzaylıların taktığı çip olabilirdik ya da ona benzer bir şey ama kesinlikle, uzaylılarla bağlantılıydık. Midedeki arkadaş, açılıp ölünün içinde büyüdüğünü ve her yanını sardığını söyledi. Bu noktada Vildan Hanım sunumu açılan kişinin atası olan ölünün, “Avatar” misali uzaylıların kullandığı bir beden, tohumlama, olduğundan şüphelenerek bizim yanımıza geldi. Önce midedeki arkadaşla ilgilenmeye başladı, onu şifalandırmaya çalışırken ben iyice enerjiyi hissetmeye ve tuhaflaşmaya başladım. Sıranın bana geleceğini biliyordum bir an kaçsam mı dedim ama sonra saldırma isteği uyandı. Durup savaşacaktım. Ellerimi dizlerime vurarak tempo tutuyor, diğer yandan da topuklarımı yere vuruyordum Çok güçlü bir yaratıktım ve çok kötüydüm. O kötülüğü hissettim. Ve kaçınılmaz son, sıra bana geldi … Gelmesiyle de savaşın başlaması bir oldu… Fazlasıyla saldırgandım. Çok sivri dişlere, pençelere, tuhaf bir kafa yapısına sahiptim (arkaya doğru uzayan) ve kuyruğum vardı. Kendimi tarif ettiğimde, Vildan Hanımla birbirimizi tamamlıyorduk. Onu enerji olarak görüyor ve dişlerimle pençelerimle saldırıyordum. Şaman’ın sesini duyuyor, garip sesler çıkarıp sürekli ayaklarımla yeri dövüyordum (bu arada hâlâ yatar pozisyonda ve gözlerim kapalıydı). Bir an gövdemi yerden yükseltip böğürdüğümü hatırlıyorum. Bir geminin içindeydim. Bunu söylediğimde, kendisi de İstanbul kadar büyük bir gemide olduğunu söyledi… İçimde sadece saldırmak ve yok etmek duygusu taşıyordum, gücüm gittikçe azalıyordu. Bu savaş ne kadar sürdü bilmiyorum ama bir anda her şey durdu. Filmlerin başlangıcında ya da sonunda olan, bir göz içindeki görüntü vardı artık önümde. İşte o anda, Elif olarak ürktüm… O gözün içinde “Dünya” vardı…

Gözümü açıp da yattığım yerden doğrulduğumda Vildan Hanım hâlâ çalışıyordu. “Ben kaçtım” dedim ve yüzünü gördüğümde gözlerime inanamadım… Şaman transına girdiğinde yüzünün kızardığına çok şahit olmuştum ama ilk kez yüzünde darbe izleri görüyordum. Tıpkı benim yaptığımı hissettiğim, yüzünde, boynunda, kırmızı kabarıklıklar vardı. Ne hissettiğimi tahmin edersiniz sanırım.

Enerji boyutunda, çok farklı yerlerde çok ciddi bir savaş verilmişti.

Ve son söz…“Dünyama sahip çıkıyorum” 

Sevgiyle kalın…
Kökcanlandırmak Atölyesi Elif

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*