Anasayfa » Benden Size » Etik!
Etik!

Etik!

Yıllar önce kişisel gelişim üstadlarından birinin danışanlarından biriyle “sen benim ruh eşimsin” ayağıyla ilişkiye girip, sonra da “yanılmışım, değilmişsin” diye kadını başından atmasını öğrendiğimde bu konuyla ligili bir yazı yazmıştım. Zaten kadın iyi bir ruh halinde olmadığı için adama gitmişti…

Yazımda ” bir öğretmen öğrencisiyle, bir psikolog hastasıyla, kişisel gelişim ustası danışanıyla ilişkiye giremez; bu etik değildir” konusunu işlemiştim. Tabi ki birilerinden tepkiler aldım. Bana ne oluyormuş… O kişi bu deneyimi seçerek dünyaya gelmiş ve onu yaşıyormuş… Hatta tasavvufta “bir insana belanı bul demek, ona olgunlaşması için dua etmek” anlamına geliyormuş; bu ruhsal kılıf altında yatağa atma senaryosu ve sonucundaki acı kadını olgunlaştıracakmış…

Madem acı yani belalı olaylar kişiyi olgunlaştırıyormuş, o zaman bunu yazan, yani kişisel gelişim uzmanını savunan beyefendiye dua etmeye başladım: “inşallah kızınız tecavüze uğrar, aldatılır; hatta siz uğrarsınız…” diye.

Adam bu dualarıma çok bozuldu… İyi bir tepki verdi:)

Başkasının başına gelen kötü bir olaya “öğrenmesi gerekiyormuş; anlaşma yaparak gelmiş; içindekini dışarı çıkarmış; tecavüzcü onun yansımasıymış” gibi bakış açılarıyla bakan, Dünyaya gözlemci olarak geldiğine inanarak mesafeli, sanki bir film izliyormuş gibi yaşamı izleyen, etliye sütlüye karışmayan bu kişiler, öğretisi/inancı ona yansıtıldığında neden tepki gösteriyorlar ki!

Dün bir arkadaş bu yazıyı bana okudu… Waaaw dedim ve yazana helal olsun diyorum…Ne güzel ifade temiş; çarpıtılmış, bozulmuş, eksik bilgiyle kendilerinin seviye atladığını sanan insanları ne güzel de anlatmış…

Bakalım siz ne diyeceksiniz:)

Sevgiler,

“Başınıza gelen berbat bir olayın ertesinde ola ki birisi size “Her deneyimi insan kendisi seçer” derse, kendisini bayıltacak bir yumrukla yere yıkın 🙂

Ayıldığında kendisine “kendi seçmiş olduğu bu deneyimi yaşamasına imkan verdiğiniz için size teşekkür borçlu olduğunu” söyleyin. Sonra ısrarla, hemen ve hatta kafasına sargı dahi sarılmadan, hemen sizi affetmesini söyleyin; affetmenin en acil yüksek vasıf olduğunu hatırlatın…

Sonra “acı”nın zaten bir ilüzyon olduğunu, “fark etme” ve “gözlemleme” ile “An’ın Farkındalığı”nın gücünü yakalayacaklarını anlatın.

Ve devam edin, “kurban” diye bir şey yoktur deyin; hatta kafasının acısı hala taze olduğundan kendisi için yaratmış olabileceği “kurban hikayesi”ni tersine çevirmenin kendi elinde olduğunu vurgulayın.

Tam ayağa kalkacağı sırada iterek tekrar yere yapıştırın ve hatırlatın ki ‘gördüğün ve deneyimlediğin her şey, aslında sana kendini yansıtıyordur”. ”Demek ki senin şiddetle yüzleşmeni gerektiren bazı hayat sorunsalların vardı. Bak sana ne güzel bir hediye sundum. Şimdi şükran duy” deyin.

Ardından da kendisine yaptığınız bu iyiliğe karşılık para isteyin. Kredi kartının pin numarasını da isteyin.

Kızmaya başlayacak olursa, hatırlatın ki, “öfke ve yargılama düşük frekanslı enerjilerdir” ve “hiçbir zaman hiç kimse suçlu değildir”.

Eğer bu ifadeler onu yatıştırmadıysa, “ego’nun en büyük düşman” olduğunu anlatın; yaşanan bu durumu kabul edilemez bulan kısımlarının sadece yeniden tanımlanması gerektiğini ekleyin.

En son da şunu ekleyin:

“Sen bir matrix içerisinde hapsolmuş olarak dünyayı sınırlı merceklerden görüyorsun”

Kendisini bu matrix tuzağından kurtarmak için burada olduğunuzu söyleyin.

Sonra da cüzdanını çalın ve gidin ki, hayata dair son derecede değerli bir başka dersi, yani hiçbir şeye bağlanmamak gerektiğini anlasın ve düşüncelerin nasıl manifest olduğunu bir daha unutmasın…”

JEFF BROWN

 

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*