Anasayfa » Benden Size » Egomuz II
Egomuz II

Egomuz II

“Ego” ile ilgili daha önce bir yazı kaleme almıştım. Ama önemli bir konuyu atlamışım. Bildiğiniz gibi; ego, “Bilinen Deniz”lerde yüzmeyi, yelken açmayı çok sever ve kendini o denizlerin hâkimi sanır… Kişi ne kadar çok fazla şey bildiğini hissederse, o bilgiye güvenir ve bir o kadar da kibirlenir… Bir bilgiyi ne kadar kolay edinirse, yani başkalarının “Bilinen Deniz”lerine kolayca açılıp o denizleri de öğrenirse, kendisini bir o kadar dünyaya hakimmiş gibi hisseder, içi boş balon gibi şişer… Her şey “ışık”ın altında daha rahat göründüğü ve bilindiği için ego; güllük gülistanlık, açık havalardan hoşlanır…

Bilgi, cehalet denilen karanlığı, bilinmeyeni aydınlatan bir olgudur… Kişinin bu “aydınlatma aracı”nı yani bilgisini ifade edebileceği, eğlenebileceği, keyif alabileceği ortamlarda egosunun daha çok kabardığı görülür… Ego şiştikçe, kişiye her şeyin üstesinden gelebilecek kadar güçlü ve büyük olduğunu hissettirir… Aslında belki de kişiyi çocuklaştırır ve çocuklaşan kişi yaşamını bir “oyun alanı”na çevirir… Kişinin gözünde etrafta olan her şey âdeta “oyuncak”lara dönüşür… Bu nedenle, kişi her türlü oyunu oynayabilecek kadar kendisini “yetkin” olan, yani “bilen” olarak görür…

Kısacası ego; eğlenmeyi, keyif almayı, her şeyi küçültmeyi, oyuncak gibi görmeyi, basitleştirmeyi, her şeyi açık ve net bir şekilde görmeyi, yani günlük güneşlik havaları, güneşi sever… Bir örnekle izah edelim: Hatırlayın, Aslan burcunun özelliklerini… Aslan burcunda; eğlenmeyi, oyun oynamayı seven, çocuksu, alkışlanmak istenen, paylaştığı zaman mutlu olan, kendini rahatlıkla ortaya koyan ve ifade edebilen, egosu güçlü özellikler temsil edilir… İdare eden gezegeni ise, Güneş’tir… Aslan da günlük gülistanlık havalardan hoşlanır… Egosu yüksek bir kişi, kendini “Bilinen Deniz”lerin aslanı sanır âdeta… Ancak kişi, “Bilinmeyen Okyanus”lara daldığında, ego bundan hoşlanmaz ve hemen kişinin yanından sıyrılır, kaybolur… Çünkü “Bilinmeyen Okyanus”larda hava alaca karanlıktır… Çok fazla soru etrafta uçuşur… Ego ise sorulardan, sorgulamalardan pek hoşlanmaz…

Bu nedenle, bir önceki yazımda, kişinin egosunu dengeleyebilmesi için hem “Bilinen Deniz”lerde yüzmesi, hem de kendisine sorular sorup bu sorularla “Bilinmeyen Okyanus”lara açılmasının ne kadar önemli olduğunu yazmıştım… Herkes için, bir şeyleri bildiğini algılaması, bildiğini hissetmesi, bilgisini paylaşması çok önemlidir… Madde boyutunda, sosyal bir düzen içinde yaşarken, herhangi bir durumda egomuzu ortaya koymamız kendimizi korumamız için gereklidir… Bu nedenle; ego yok edilemez; yok edilmeye çabaladıkça bu çaba kişinin madde boyutundaki gücünü zayıflatır…

Ego, sistemimizde önemli bir yere sahiptir… Ama kişi egosunu çok fazla kullanırsa gizli ölüm korkusu, yok olma korkusu gibi sorunlarla yüzleşmek zorunda kalır, o zaman da ego kişinin gelişimini durdurur… Çünkü bizlerin gelişimi kendimize sorduğumuz sorular neticesinde kat ettiğimiz mesafe ve mesafeler ile gerçekleşir… Sorular sormamız demek, bilmediğimizi kabul etmemiz anlamına gelir… Ego da, sorulardan, bilinmezliğin kokusundan rahatsız olur… Bu nedenle, kendi içimizi dengeleyebilmemiz için, kendimize sorular sorup bu sorulara uygun cevaplara önce iç dünyamızda düşünerek, sonra da araştırıp kendi düşüncelerimiz ile diğer insanların düşünceleri arasında karşılaştırma yaparak, kısaca “emek” harcayarak ulaşmamızın daha uygun olduğu kanısındayım… Hem bir şeyleri iyi bildiğimizi, dolayısıyla maddede var olduğumuzu, hem de bir şeyleri hiç bilmediğimizi ve bilmediğimiz şeyler karşısında bir hiç olduğumuzu hissetmemiz bizi dengede tutar ve sağlıklı kılar…

Fakat; “Kökcanlandırmak” sunumlarında kişinin kendi iradesinin, tercihinin yanında, onu o eşsiz “Bilinen Deniz”lerde tutan, ilerlemesini engelleyen tehlikelerle karşılaştık… Yani kişinin büyümesini, gelişmesini engelleyen şeylerle…

Çok yakın zamanda yaşadığım bir sunumdan bahsedeyim… Bir kadın eşi üzerine sunum açtırdı. (Bildiğiniz gibi, kişiler eş, çocuk, kardeş, anne ve babalarına onların izni, haberi olmadan da sunum açtırabilirler…) Sunumda, kişinin iç enerjisine girdim… Girer girmez etraftaki tüm insanlara “Bunların hepsi salak!” gözüyle bakmaya başladım… Başım havada, o kadar küçümsüyordum ki herkesi, en büyük bendim âdeta… O sırada, sunuma katılanlardan biri yanıma geldi ve kulağıma “Sen harikasın, mükemmelsin!” gibi sözler fısıldamaya başladı… Onun sözlerini duyduğumda zevkten, keyiften dört köşe oluyordum… Ama bunları söyleyen kişinin yüzüne bakamıyordum. Yani kişi, aslında bunları söyleyen “kaynağın” farkında değildi. Sadece fısıltını duyuyor ve bunun keyfini sürüyordu… Kulağıma bunları fısıldayan kişi, kendisinin bir dişil varlık olduğunu, adamı şişirdiğini ve adama hâkim olduğunu söyledi… Sonrasında ise o varlığın alandan gidebilmesi için şamanik transa girip ciddi bir çarpışma yaşadım… Varlık, yeraltına ait varlıklardan biriydi… Bir yerde çatlak açılmış ve o çatlaktan kişinin alanına sızmıştı…

Belki bu varlık, kişinin bilinçaltının derinliklerinde, yani gölge alanlarda yaşayan, kişinin yaşadığı travmatik bir olayın sonucunda bilinçaltı katmanlarında açmış olduğu bir çatlaktan bilinç üstüne çıkan ve kişini bilincini etkileyen bir varlıktı… Belki de Dünya’nın farklı katmanlarına aitti… Bilmiyoruz, emin değiliz ve hiçbir zaman, en azından şimdilik, çok fazla emin olamayız… Ama nereden gelmiş olursa olsun, kişiye çok ciddi bir ego, kibir veriyordu… Eşi, kocasının durumunu onayladı… Ailesini hesaba katmadan, kendi zenginliğini yaşayıp ailesinin maddi gereksinimlerini kısarak yaşamını sürdürüyormuş bu kişi… Herkesi küçük görmesi de doğruymuş… Bizler sunumda bu varlığın, kişinin egosunu yükselttiğini fark edebildik sadece… Ama adamın etrafındaki insanlara bu varlığın etki edip etmediğini, adamın karşısında kişileri ne hâle getirdiğini bilmiyoruz…

Bir başka sunumda da; bu sefer, adamın kendisini çok çekici, seksi, mükemmel olarak gördüğünü gözlemledik… Ego; “Ben çok zekiyim, mükemmelim.” noktasından, “Ben çok mükemmel bir erkeğim, çekiciyim.” noktasında parlıyordu… Herkesi küçümsüyordu ve kişi “Kimseyi istemem, kimseye asılmam, onlar beni ister ve ben onları kabul edersem bu onlar için çok büyük bir lütuftur!” havalarındaydı… Onda da kendiliğinden alana biri çıktı ve adamı temsil eden kişinin yanına gelip ona sarıldı… Ona dokunmaya başladı… O zaman anladık ki, adama yoğun bir beğenilme, cinsel beğenilme dürtüleri ve duygularını veren, başkasına ihtiyaç duymadan kendi kendisiyle coşan bir hâl yaratan bu varlığın ona gizliden gizliye hissettirdikleriymiş. Bu varlık da dişiydi… Daha da vahim nokta, alana kadın enerjisini temsil eden birini çıkarttığımda varlığı temsil eden kişi hemen tepki gösterdi ve adamın yakınına dahi sokmadı onu… Alana erkek enerjisini temsil eden birini çıkarttığımda ise, ona dönerek, “Adama dokunabileceğini, ama kalbinin kendisine ait olduğunu bilmesi gerektiğini” söyledi… Demek ki bu varlık adamın bir başka insanı sevmesini de engelliyormuş… Adam evliydi, ama karısına dokunmuyordu… Gerçekten egosu çok yüksekti… Sunumu eşi açtırmıştı. Kocasına sunum açtıran kadın, evliliğiyle ilgili karar verme aşamasındaydı. Kadına sunumu açılan kişinin erkeklerle olan ilgisini söyleyemedim, ama durumun iç açıcı olmadığını ve varlığı yollayamadığımı dile getirdim… Varlığı gerçekten yollayamadım… Çünkü adam da o varlığın enerjisinden çok memnundu… Bu varlığın da Dünya’nın farklı boyutlarına ait bir varlık mı, yoksa adamın bilinçaltının gölge alanlarında yaşayan bir varlık mı olduğunu bilmiyorum… Bildiğim tek şey, adama çok güçlü bir şekilde etki ettiği ve güçlü hisler verdiğiydi…

Bir başka erkek kişinin sunumunda da kişinin içi, kendisinden son derece emin, güçlü, her şeye hâkim, herkese yukarıdan bakan ve kendisini özel ve farklı olarak gören bir adam problemi ile karşılaştık… Adam; herkesi çok iyi algılıyor, herkesin onu beğendiğini çok iyi biliyordu… Egosu çok yüksekti… Bu sefer, ortaya gölge alanların veya başka boyutların herhangi bir varlığı çıkmadı. Dünya dışı, bizim “Kral” ismini taktığımız varlığın kişinin içini ele geçirmiş olduğu ortaya çıktı… (Bu, “Kral”ın ele geçirdiği kişilerle ilgili şu zamana kadar 4-5 sunum yaptım… Neyse ki son zamanlarda “Kral” ortalıklarda gözükmüyor…).

Kısaca, kişinin egosunun yükselmesine, kişinin özgür tercihinin dışında, başka varlıkların etkileri de olmaktadır… Bu varlıklar öncelikle kişinin egosunu şişirir, öyle bir şişirir ki, kişi sorgulamaya, kendisine sorular sormaya ve dolayısıyla bulunduğu farkındalık aşamasından daha ileriye hareket etmeye başlamasın. Başlarsa, kişinin gücü artabilir ve varlığı fark ederek onu beslemeyi bırakabilir…

Varlıklar, ister bizim gölge alanlarımızdan bilincimize doğru fırlasınlar, ister Dünya’nın gölge alanlarından hortlasınlar, ister Dünya dışından gelsinler, farkındalığı güçlü, yani sorularla ilerleyen, sorgulamalar yapan zihinlerden pek hoşlanmıyorlar… Bu nedenle, güçlü bir bilince sahip olmamız, bildiklerimizi dahi ara ara ele alıp tekrar tekrar değerlendirmemiz, bilmediğimizi yürekten kabul etmemiz, araştırmamız kendimizi “gölgelerin varlıklarına” karşı korumak için güçlü bir kalkan oluşturuyor…

Sunumlarda, varlık etkisinde olan kişilerin algılarının, dolayısıyla bilinçlerinin bu negatif varlıklar tarafından bozulduğunu, kişilerin âdeta aptala çevrildiğini defalarca gördük…

Her zaman belirtiyorum, eğer enerjinizde bir çökme, algılarınızda bir bozulma hissediyorsanız, öncelikle nazar için bir şeyler yaptırın… Ama durumun devam ettiğini gözlemliyorsanız, o zaman bize başvurun… En azından sunumda kişinin durumunun psikolojik mi, yoksa herhangi bir etkiden mi olduğu ortaya net bir şekilde çıkıyor… Etkilerden dolayı oluyorsa, zaten burada çözümleniyor… Psikolojikse de, sunumda şifa versek de, kişinin gereken yerlere gidip bir uzman yardımı alarak psikolojisini toparlaması öneriliyor…

Ele geçirilmiş, gücü gitmiş kişinin, negatif varlıkları alanından kovması mümkün değildir. Bir insana sağlıklıyken sağlığını “kendisi”nin koruması için öneriler verilebilir, neler yapılacağı söylenebilir. Kişilerin kendi sağlıklarını korumaları zaten kişinin kendi sorumluluğundadır… Ama hastalanmış bir insan, hastalığının etkisinde ve zayıflamış bir durumdayken, kendisini iyileştirmesi çok güçtür… Bir bilene danışması ve destek alması gerekir… Ancak hastalık, yardımlarla şifalanabilir…

Hepimizin algılarımıza sahip çıkmamız, bilincimizi güçlendirmek için neleri iyi bilip neleri bilmediğimizin ayırtında olmamız ve her türlü negatif varlığa karşı korunabilmemiz dileğimle…

Kökcanlandırmak Atölyesi

Vildan Çolak

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*