Anasayfa » Benden Size » Hayırlısı!
Hayırlısı!

Hayırlısı!

Ya her “hayırlısı dediğimiz olaylar” bizim hayrımıza değilse, ya yanılıyorsak??.. “Demek, hayırlısı buymuş” diyerek bilmediğimiz, anlayamadığımız için kabul ettiğimiz olaylar/aksilikler “bizi yolumuzdan ayırmak” veya “bize iyi gelecek durumlardan bizi uzaklaştırmak” için negatif etkiler tarafından yapılan bir müdahaleyse/ engelse..?

Nasıl anlarız ve ne yapmamız gerekir?

Bazen yaşadığımız aksilikler ve engeller bizi bazı felaketlerden/tehlikelerden korumak amaçlı, bildiğimiz/bilmediğimiz koruyucu bir kanaldan bize sunulan bir hediye/fırsat olabiliyorlar. Doğal olarak ben de bu tür aksiliklerle/engellenmelerle karşılaştım ve hep sonunda “iyi ki olmamış; iyi ki iptal edilmiş; iyi ki gitmemişim” dedim.

İyi sonuç veren aksiliklerde hiç bir sorun yok zaten.

Bazen durum tam tersi olur; birşeyler “iyiliğimize engel olmak” için aksilikler yaratır; fırsatları görmemizi engeller, gözümüzü kapatır; bize şifa olacak bir yere gitmemizi engeller.

Bu durumları da çok yaşadım ve engelleyeni “kaldırdığımda” da yolumun nasıl açıldığına defalarca şahit oldum.

Bu arada hemen belirteyim, “negatif etki” dediğimiz şeyler “bize göre” negatif olan durumlardır. Bizim her bakımdan sağlıklı olmamızı engelleyen, bozan etkilerdir. Yoksa bu etkiler bütüne göre negatif değildir. Hatta bazen ise “haktır”.

Herhangi büyüsel bir etki, bize asalak olmuş değişik türde negatif varlıklar, lanetler, ahlar, beddualar veya ruhsal cezalar gibi etkiler bizi yolumuzdan ayırabilirler. Bizi refaha, feraha çıkartacak, mutlu olmamızı sağlayacak durumlara ulaşmamıza da engel olabilirler… Tıbbi bir tedavi alıyorsak, o tedavinin başarılı olmasını bile engelleyebilirler.

Neler yapabiliriz?

Olabildiğince fazla insana, devamlı ve henüz bıkmadan, “insanlara iyilikler yapın, insanları sevindirin ve onların neşesini, coşkusunu, mutluluğunu ve de dualarını alın” diyorum.

Herhangi bir insanı derinden üzdüğümüzde, eğer bu üzüntüde gerçekten katkı payımız varsa (bazen olmuyor ve yanlış anlaşılmalar da kişileri üzebiliyor, o durumlarda ahın kişiye işlediğini düşünmüyorum) o kişinin ahını aldığımızı ve bu ahın bizde sıkıntılı durumlar yarattığını, başımıza sorunlar açtığını hepimiz biliyoruz.

Sistem bir insanı üzdüğümüzde, o insanın üzüntüsünü, kederini bizim üzerimize yollayarak ah gibi bir belayla bizi doğal yolla cezalandırıyorsa, aynı sistem birilerini sevindirdiğimizde, mutlu ettiğimizde ve dualarını aldığımızda da bizi bu “mutlulukla” ödüllendirmektedir; yolumuzu açmaktadır.

Çok zor bir durumda kaldığımda yardımıma gelen bir ışığın, daha önceden yardım ettiğim bir kişinin duası olduğunu idrak ettiğimde, duaların ve insan yüreğini sevindirmenin ne kadar önemli olduğunu daha iyi anladım.

Bu noktada şunu da kısaca belirtmeliyim: Nasıl ki üzerimizdeki negatif etkiler bizim yolumuzu kapatıyorsa, kapattığı için de insanların bizim iyiliğimiz için birşeyler yapmasına engel oluyorsa, aynı şekilde bizlerin de başkasına iyilik yapabilmemiz “karşımızdaki kişinin alanının açıklığıyla” orantılıdır. Bu nedenle iyilik yapıp sevindirecek insanları bulmak kolay değildir; eskiler bunu “çocukları sevindirin” diyerek çözümlemişlerdir. Henüz kirli olmadıkları için onlara iyilik yapıp yüreklerini mutlu kılmak daha kolaydır.

Burada bir uyarıda daha bulunmam gerektiğini hissediyorum: Çocuk sevindirelim diyerek sokaklarda dilenen çocukları sevindirmek, “daha fazla çocuğun sokağa çıkması için destek vermek” olduğundan dolayı iyilik yaparken uzun vadede “bir çok çocuk için kötülük yapmış olmak” anlamına gelir. Bu nedenle yaptığımız iyiliklerin uzun vadede sonuçlarının neler olabileceğini düşünerek de eylemde olmamız gerekir.

Kısacası, iyilik yapmak, gönül sevindirmek kolay gibi gözükse de aslında zor bir durumdur; eğer bir fırsat ayağımıza gelirse bu bize verilmiş olan büyük bir şanstır.

Negatif etkilerden dolayı başımıza gelen aksilikler nasıl ki yolumuzu engelleniyorsa, aldığımız dualar ve sevindirmeler de bizlerin yolunu açmaktadır.

Kendi adıma bu konuda nasıl bir yol izliyorum?

Öncelikle Kökcanlandırmak sunumları benim “iyilik” bahçem oluyor. Sunumlarda bana başvuran, doğal olarak da sıkıntıda olan kişilere, onların bana ödemiş olduğu ücretten çok daha fazla hizmette bulunuyorum. Fazla hizmetim, onların menfaatine çabalarım zaten benim insanlara yaptığım iyiliktir. Ayrıca, her sunum sonrasında kişinin şifası üzerine halka oluşturup bir kutsama yaparım. Bu kutsamada, odada olan herkesi ve onların atalarını bu iyilliğin içine dahil ederim. Orda olmaları, sunum sahibine ve onların atalarına yapılan büyük bir iyiliktir. Böylelikle odada olan herkesin iyilik yapmış olmasına da destek veririm.

Sokakta dilenen herkese yardım etmem; ancak “içimden yardım etmek gelirse” ederim. Etrafımdaki herkese de yardım etmem; ancak “içim söylerse” kişileri tanısam tanımasam da yardım ederim. Bilirim ki, o kişiler “yardım alacak kıvama” gelmiştir. O durumda zaten kendimi durduramam, bilirim ki kendimi yardım noktasında durdurursam bir cezaya çarptırılırım… Bilirim ki, bu yardım aslında benim vasıtamla olsa dahi, daha derin bir akışın eseridir. Ben ise, bu akışta bir yer alabildiğim için yürekten şükrederim.

Herhangi bir planımda, işimde sorunlar çıkıyorsa öncelikle soruna iç gözümle bakarım. Eğer bu bakışım içime sıkıntı veriyorsa, içimi rahatsız ediyorsa orada beni engelleyen negatif bir durum olduğuna kanaat getiririm. Eğer bakış attığımda içim sakin, huzurlu ise bu noktada da doğru olan, yani hayırlı olan bir durumun söz konusu olduğunu anlarım.

Bu ayrımı yapabilmek için tabi ki öncelikle içsesinizi ve hissedişleriniz arasındaki frekans farklarını ayırt edebilecek seviyede olmanız gerekir.

Bunun için de bilincinizi hislerinize yöneltmeniz ama aradaki farkları, durumları, neler yapabileceğinizi ayırdına varabilmek için de bilgi ile kendinizi donatmanız şarttır.

Doğrusu ben hem şansız hem de şanslı olanlardanım. Eğer aksiliğin negatif bir durumdan kaynaklandığını hissedersem hemen kendime sunum açar, durumu görür, gerekeni yapar ve ortadan kaldırırım. Sonucunu da izlerim.

Başımıza gelen aksiliklere, engellemelere “doğrusu, hayırlısı buymuş, kaderi böyleymiş” diyerek elimizi kolumuzu bağlayarak oturmak ancak bizim cahilliğimizdir ve de doğal olarak cahilliğimizin getirdiği güçsüzlüğümüzdür. Bu dönemde bilgilere çok kolay ulaşabiliyoruz. Zamanımızı boş yere değil, kendimizi geliştirerek geçirmemiz “geleceğe hazırlanmamız” açısından önemlidir.

Daha uyanık, daha bilgiyle donanımlı, daha aklımızı kullanan, daha sevgi dolu insanlar olmalıyız…Kısaca insan olmalıyız ki, yaşamımızı cennet gibi yaşayabilelim…

Hepimizin bol bol iyilikler yapacak fırsatlarla karşılaşabilmemiz, negatif etkilerin alanımızdan gitmesi, yollarımızın açılması dileğimle…Dünyalarımız cennetimiz olsun…Sevgiler…

Kökcanlandırmak Atölyesi

Vildan Çolak

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*