Anasayfa » Benden Size » Kendimizi Koruma Yöntemleri I (Nazar)
Kendimizi Koruma Yöntemleri I (Nazar)

Kendimizi Koruma Yöntemleri I (Nazar)

Bana, bir okuyucum “Kendimizi nasıl koruyabiliriz.” diye soru sormuştu. Yazılarımda buna kısa kısa değiniyorum, ama sanırım yeterli olmadı… Tahmin edeceğiniz gibi, bu çok uzun bir konu ve bu sefer, okumak kolay olsun diye bir dizi hâlinde yayınlamaya karar verdim.

Öncelikle şunu anlamalıyız: Korunmayı ancak “sağlıklı” olan yapabilir. Hasta olan/etkilenen, zaten korunma kalkanları zayıf olduğu için aldığı etkilerden zarar görmüştür. Bu nedenle bu yöntemler sağlıklı olan kişiler için geçerli olabilir. Kişinin öncelikle ne kadar sağlıklı olduğunu bilmesi gerekir.

Hasta, yani “etki altında” olan kişininse, öncelikle üzerindeki etkileri temizletip kendisini güçlendirmesi için destek alması ve kalkanlarını güçlendirmesi gerekir. Ancak ondan sonra korunma yöntemlerini uygulayabilir.

Kişi, herhangi bir şekilde nedeni çok net olmayan bir halsizlik, sürekli uyku hali, algılarında bozulma, aptallaşma, duyarsızlaşma, göz dalması, hiçbir şey yapmak istememe, elinin kolunun bağlandığını hissetme, yapmak istediği şeyleri yapmasının engellenmesi, eyleme geçtiği anda içinden güçlü bir hissin onu durdurması veya çok fazla aksilik yaşaması, etrafıyla ilgilenebilecek gücü bulamama, yaşamaktan bıkma, içinde kendi kontrolünün dışında konuşmalar duyma, aklına kendi kontrolünün dışında tuhaf tuhaf düşünceler gelme, geceleri rahat uyuyamama, boğulma hissi gibi normalin dışında etkiler yaşıyorsa/hissediyorsa, bu belirtiler, kişinin bir şeylerin etkisinde olduğunun, yani sağlıksız olduğunun işaretidir.

Kişi sağlıksızsa, aklına, bana göre öncelikle nazar gelmelidir. Gerçi, içsel seslerin, gece karabasanların nazarla alakası yoktur; ama nazar için yapılacak şifalandırmanın kişinin enerjisini bir nebze güçlendireceği düşüncesindeyim…

Kısaca, bugün ki konumuz, anladığınız gibi: Nazar…

Burada nazarın ne olduğu üzerinde uzun uzadıya durmayacağım… Çok basit anlatımla “gözden çıkan gama ışını” olduğunu söyleyebilirim.

Bildiğiniz gibi, sistemlerin temel yapıları birbirine benzer; çünkü holografik/fraktal bir evrende yaşıyoruz. Bu bakış açısıyla baktığımızda, Dünya’nın uzaydan gelen her türlü zararlı ışını, etrafında koruyucu görev yapan manyetik alanı sayesinde defettiğini hepimiz biliyoruz. Eğer manyetik alanda çatlamalar/yarıklar varsa, bu zarar almış bölgelerden bu etkilerin yeryüzüne ulaşması ve ulaştığı yerde tahribat yaratması söz konusu olmaktadır.

Dünya manyetik alanının güçlü olmasının magmanın hareketiyle doğru orantılı olduğunu da bilmekteyiz. Magma ne kadar güçlü hareket ederse, aynı şekilde manyetik alan da o derece güçlenmektedir. Buna ek olarak, Kökcanlandırmak Sunumlarında da, enerji düzleminde manyetik alanın gücüne, Dünyada gönül-akıl-eylem üçlemesini birlikte kullanan insanların fazlalığının olumlu etki ettiğini öğrendik.

İnsanın da Dünya’nın manyetik alanına benzer bir manyetik alanı olduğunu biliyoruz. Bu manyetik alanın gücü de magmaya benzer. Kişinin kan akışının sağlıklı olmasıyla doğru orantılıdır. Kişinin kan akışının sağlıklı olmasıysa öncelikle kişinin kendisini fazla germemesi, strese sokmamasıyla ilişkilidir. Çünkü kişi kendisini gererse kaslarını kasarak, sinir hücrelerine aşırı yüklenip zarar vererek kan akışını yavaşlatır. Bunun olmaması için kişinin yürek-akıl-eylem üçlemesini -tıpkı dünya gibi- birlikte kullanması gerekir. İçsel ikilemlerinin azalması, inandığını dile getirmesi, doğru olduğuna inandığıyla hareket etmesi gibi… Kısaca ne kadar kan dolaşımımız güçlü olursa, manyetik alanımız da o kadar güçlü olur ve dışarıdan gelen her türlü negatif ışınlara karşı daha fazla korunmuş oluruz.

Fakat burada belirtmem gerekir ki, bazı şartlarda manyetik alanımız güçlü olsa dahi, her şeyin belirli bir güç sınırı olduğunu hesaba katarak, manyetik alanımızın gücünden daha fazla negatif güçte herhangi bir etki altında kaldığımızda, bu negatif etki doğal olarak manyetik alanımıza zarar verebilir. Ne kadar korumaya, sağlıklı olmaya çabalasak da etkilenmememiz bu durumda kaçınılmaz olabilir. Bunu önlememiz mümkün olmayabilir, ama uyanık olursak, durumu hemen fark edip panik olmadan ve durumumuz fazla karışmadan hemen önlem alabiliriz.

Kökcanlandırmak Sunumlarının içeriğinde kişinin üzerinde nazar olup olmadığına yönelik kontrol maddesi yoktur. Listemize nazarı almadım ve içim hâlâ almamam gerektiğini söylüyor. Neden bilmiyorum; belki benim “kurşun ve dua geleneğinin devam etmesini isteyen” hissiyatım buna engel oluyor olabilir.

Sunumlarda kişinin üzerinde nazar olduğuna yönelik etkiyi grupta bulunan herkes hissetmektedir. Kişiler “ister inansınlar, ister inanmasınlar” nazar kişinin alanını derinden etkiler.

Bunu da sunumlarda öğrendim. Bir bayanın sunumunda hepimiz esnemeye başladık. Alana çok ciddi bir ağırlık çöktü. Kişinin üzerinde nazar olduğunu hemen anladık. Sunum sahibini temsil eden kişiyse bize “Neler diyorsunuz siz. Ne demek nazar! Ben inanmıyorum böyle şeylere…” gibi sözler söyledi. Sonrasında sunum sahibiyle görüştüğümde, onun da nazara inanmadığını kendi ağzından dinledim. Ama inanmasa da üzerinde ağır bir nazar vardı.

Nazar için daima kurşun döktürmek ve “nefesi kuvvetli” birine dua okutmamızın sonuç vereceğini belirtmekteyim. Bunlar bizim bildiğimiz yöntemler. Bunun yanında tuz kavurmak, sirkeli su ile yıkanmak, adaçayı-üzerlik otu tütsülemek gibi yöntemler de mevcut. Fakat burada dikkatinizi daha başka bir yöntem üzerine çekmek istiyorum: Kese ve masaj…

Her iki işlem de, özellikle masaj, kaslardaki gerginliği, kulunçları/blokajları çözdüğü, dolayısıyla da kan dolaşımını hızlandırdığı için manyetik alanı güçlendireceği düşüncesindeyim. Bundan dolayı da, nazardan korunma yöntemleri içine hem hamamda keselenmeyi hem de iyi bir masaj yaptırmayı yerleştiriyorum.

Ayrıca ayağımızı toprağa basıp, Dünya’nın manyetik alanıyla rezonansa girmek de manyetik alanımızı onarır. Bu nedenle doğada geçireceğimiz bir gün bizi kendimize getirip gevşetebilir. Gevşeyen bedenin de kan dolaşımı hızlanır. Buna ek olarak da kaslarımızı harekete geçiren, kaslarımızı esneten bedensel hareketlerin, yani sporun ve yoga gibi uygulamaların da nazara iyi geleceği düşüncesindeyim.

Bana “Nazardan korunmak için kendi kendimizi okumamız fayda verir mi?” gibi sorular soruluyor. Etkilenmiş kişinin gücü düştüğü için kişinin kendisini koruması mümkün değildir. Diyebilirsiniz ki, “Nazar etkisinde olmadığımız dönemler okumalarımız işe yaramaz mı?” Yarayabilir; ama en güzeli her zaman bir başkasına okunmaktır.

Kendimizi sağlıklı hissetsek de, daima nazar için kursun döktürelim, okunalım, masaj yaptıralım, keselenelim, ayağımızı yere basalım, tütsülenelim, yoga-spor yapalım, yürek-akıl-eylem üçgenini birlikte harekete geçirelim, kısacası sağlıklı olan manyetik alanımızı, henüz sağlıklıyken güçlendirelim, koruyalım.

Her zaman için sağlıklı bir durumu korumak, hasta bir durumu iyileştirmekten daha az emek gerektirir…

Kökcanlandırmak Atölyesi

Vildan Çolak

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*