Anasayfa » Benden Size » Obseler Hakkında Bir İki Söz
Obseler Hakkında Bir İki Söz

Obseler Hakkında Bir İki Söz

Bazı enerji varlıkları bizlerin ürettiği enerjilerden beslenirler. Böylelikle varlıklarını sürdürürler. Genellikle bu enerjiyi bizler duygu olarak algılarız. Varlıklar bizim bu duyguları üretebilmemiz için algılarımızı etkilerler. Duyduklarımızı, gördüklerimizi, hissettiklerimizi olabildiğince çarpıtarak alanımıza almamızı sağlarlar. Sadece bizim değil, etrafımızdaki insanların da algılarını etkileyerek, toplu olarak halüsinasyon görmemize neden olabilirler. Bu halüsinasyonla korku üretir, saldırgan olur ve yaşamımızda birlik ve bütünlükte olduğumuz, sevgiyi deneyimlediğimiz durumları paramparça edebiliriz. Aslında ürettiğimiz duygu varlığın ihtiyaç duyduğu duygudur.

Bu enerji varlıklarından biri de “obseler” dir. Obseler, bizim halledemediğimiz, çözemediğimiz ve de dolayısıyla rahatlatamadığımız parçalarımızın, bedenimiz öldükten sonra bütüne katılmayıp, ortalıkta dolaşan halleridir. Ruhun , beden öldükten sonra ışığa gidemeyen gölge yanlarıdır. Bu parçalar kendi varlıklarını sürdürebilmek, icra edebilmek için bir beden arayışına girerler. Kendi duygularına benzer duygular taşıyan birinin alanına kolaylıkla yapışabilirler. Mesela obse “intikam ve nefret” haliyse, intikam ve nefreti kendi bünyesinde taşıyan birine, cinsel takıntılıysa eğer, cinsel takıntıya müsaid olan birine yapışır. Kısaca “benzer benzeri çeker” yasasını kullanır. Fakat bu duygu kişide 1 birim ise obsenin gelmesiyle 10 birim olur. Kişi daha önce yoğun hissetmediği duyguları çok yoğun hisseder ve kendisinde neler olduğunu anlamakta zorlanabilir. Bu konuda daha detaylı bilgiyi başka bir yazımda vereceğim.

Rus psikiyatr Olga Kharitidi “ Çembere Giriş” kitabının giriş bölümünde bu konuda güzel bir hikaye yazmış. Olga Kharitidi, bu tür varlıklara “sarsıntı ruhları” ismini veriyor.
Yazıyı olduğu gibi veriyorum.

“Hiç bir beklenti içinde değildim. Orada oturmuş, görüş alanıma giren ateşe bakıyor, yalnızca ateşin diğer yanında oturmakta olan Sulema’nın yüzünü görebiliyordum. “Bizler öykü dinlemeyi çok severiz.Bana bir öykü anlatabilir misin?” dediğini duydum.
Sulema’nın,beni rahatlatmak amacıyla bunu yapmak istediğini düşünerek,ona minnetarlık duydum.
“Şimdi mi?”
“Tabi, niye olmasın?”

Bu önerisini bir süre düşündüm v e sonra birden ,lise döneminden beri beni hayrete düşüren Hamlet’in öyküsü aklıma geldi.

“Peki; öyle bir öykü biliyorum.Bu öykü beni hep şaşırtmıştır,çünkü yıllardır, nasıl sona erdiğini,nasıl tamamlandığını çözemediğim belli belirsiz bir sunu var. Öykü çok uzun yıllar öncesinde geçiyor.”
“Uzak diyarlarda yaşıyan bir prens varmış.Prens, kısa bir zaman önce baasını kaybetmiş. Annesi de,amcası ile evlenmiş ve böylece amcası kral olmuş. Prens de amcasının hükümdarlığı altında yaşamaya başlamış. Aslında mutsuz ve yalnız sayılmazmış. Hele çıldırdığını söylemek olanaksızmış, ta ki bir gün herşey değişinceye kadar.
“Prens o gün,daha doğrusu o gece,ölmüş babasının hayaleti ile karşılaşmış. Hayalet, prense, halen kral olan kardeşinin, hükümdar olmak ve kraliçeyi elde etmek için kendisini zehirlediğini anlatmış. Babasının hayaletinin, prensten intikamını almasını istediği o andan itibaren, prens için huzur diye bir şey kalmamış.”
“Prens zekice bir plan hazırlamış.Kendisinin yazdığı bir oyunu kral ve kraliçenin önünde sahnelemek üzere, gezgin aktörleri davet etmiş. Aktörler, babasının cinayetini konu alan bu oyunu oynamışlar. Oyun sırasında annesinin ve amcasının yüzündeki suçluluk ifadesini gören prens, işte o an gerçekten cılgına dönmüş.”
Sulema öyküyü bitirmemi beklemeden, “Onu öldürdüler değil mi? Öykünün sonunda prens öldürülüyor, değil mi?” diye araya girdi.

“Aslında evet ,prensi öldürüyorlar. Sen bu öyküyü duymuş muydun?”
“Prensi o hayalet, babasınını hayaleti öldürdü.”
“Hayır!!…”
“Aslında evet.Prens oyuna,hayaletin kuralları ile başmamıştı. Yaşadığı sarsıntının ruhu,onu egemenliği altına almış, babasının ölümünden kaynaklanan acının anısının, iblislerin eline geçmesine izin vermiş ve bu, prensin bir parçası haline gelmişti. Prens artık ruhun emirlerine göre hareket ediyordu, yani ölüdürülmesi gerekiyordu. Dediğin gibi çılgına dönmemişti, sadece sarsıntının ruhu ile savaşıyordu. Sanırım… bu savaşı kaybetti. Karısı yoktu, değil mi?
“Hayır,ama başlangıçta cok sevdiği bir nişanlısı vardı. Kız, prensin kabalığı ve çıldırması yüzünden intihar etmişti.”
“Vay canına! … Peki, öyküde başka ölen kimse yok mu ?”
“Var aslında. Gelinin babası ve…”
Bu baba da çok aç gözlü bir hayalete benziyor desene! İyi bir öyküymüş yazarı kimse savaştan iyi anlıyormuş.”

Olga Kharitidi bu hikayesiyle aslında obselerin neler yapabileceğini, hatta eğer kişinin kendi içinde bir dirençle karşılaşırsa onu ölüme bile götürebileceğini iyi anlatıyor.

Dr. Francesca Rossetti de “Psiko- Regresyon, kişisel gelişim için yeni bir yöntem” kitabında obse ve antitelerden bahseder. Kitaptan olduğu gibi alıntı yapıyorum… Bu yazımda antiteler hakkında bilgi vermeyi düşünmüyorum fakat yazının içinden antite bölümünü çıkarmayı da uygun bulmadım.

“Bunlar bir negatif duyguya çekilmiş fiziküstü varlıklardır. Kötü amaç taşımaları şart olmayıp, belki de dünyaya halen bağımlı olmalarından ve başka boyutlara geçiş yapmak istemediklerinden kişinin psişesinde ikamet edebilirler. Birkaç olasılık sayacak olursak, ölümle bedenlerini terk edip ortamlarını değiştirmek istemeyen ve belki de obsede ettikleri kişinin keder , suçluluk, öfke ve gücenme duygularına çekilen başka ruh ve antite çeşitleri vardır.

Sürekli şakalar yapan ruh ve antiteler, çeşitli karşılıklı negatif duygulardan beslenenlerde vardır. Aralarında ki esas fark, antitelerin önceden beşeri enkarnasyonlarının olmaması , ama şu veya bu forma bürünebilmeleridir, oysa bir ruh, bedene bağlı olmayan insanın madde ötesi unsurudur. Negatif ruh ve antiteler olduğu gibi pozitif ruh ve antiteler de vardır; örneğin elfler, periler, gnomlar, satirler vs. negatif ruhlar, her çeşit mantıksız davranışın esas kaynağı olmakla birlikte, kaos ve şaşkınlık yaratırlar.”

Dr. Rossetti özetle obselerden bahsetti. Fakat burada yanlış anlaşılma olmaması için bir noktaya değinmek istiyorum. Dr. Rossetti negatif ruh yani obse ve antiteler olduğu gibi pozitif ruh ve antiteler olduğunu söylüyor. Kendi tecrübelerim, obselerin pozitif olanlarının varolmadığını gösterdi. Ama obselerin hemen hemen hepsi “kendilerinin yapıştıkları insana destek ve yardım ettiğini. O kişinin onun desteği ve yardımı olmadan bir şey yapamayacağını…” söylerler. Bu büyük bir kandırmacadır ve de obselerin son kozlarıdır… Kişinin başına bir sürü dert açarlar ve kişi o dertle uğraşırken, “ben senin yanındayım, sana güç veriyorum” hissini uyandırır veya bazılarının zihninde konuşarak o kişiye ne yapmaları gerektiğini söylerler.
Tüm  varlıklar ancak kendi karınlarının doymasını isterler….

Obselerden kurtulmak, onları alanımızdan temizlemek o kadar zor değildir. Kökcanlandırmak sunumunda bu kontrolü yapmaktayım ve çok kolay yollamaktayız. Fakat esas konu, kişinin obsenin varlığını iyi anlaması ve ona olan benzerliği kendi içinde değiştirmesidir. Eğer kişi bu benzerliği değiştirmezse bir obse kovulur, başka bir obse kolaylıkla gelebilir. Bizi bütünlükten ayıran, negatif olarak isimlendirdiğimiz “değer ve inançlarımızı” bir kayadaki kovuğa benzetebiliriz. Daha büyüğüne mağaraya bile diyebiliriz. O kovuklar bizde olduğu sürece birileri gelip oralara yerleşmeye, bizi etkilemeye devam edecektir.

Peki bu durumda özgürlüğümüz nerde kaldı. Ya kimliğimiz?

Kendi içsel bölünmüşlüğümüzü birleştirmeden , bütünleşmeden özgürlüğümüzden ve de kimliğimizden bahsetmemizin mümkün olmadığı düşüncesindeyim…

Bence “Özgürlük ne kadar serbest davranmamızla değil, kendimize ve yaşamımıza ne kadar sahip olduğumuzla, yarıklarımızı ne kadar kapatmış olduğumuzla ölçülür.”

Sorunun olduğu yerde çözümünde olduğunu her zaman hatırlamanız dileğiyle…
Sevgiler,

Kökcanlandırmak Atölyesi

Vildan Çolak

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*