Anasayfa » Benden Size » Şifalandırma Aşamaları II
Şifalandırma Aşamaları II

Şifalandırma Aşamaları II

Şifalandırma Aşamalarının devamı…

Gördüğünüz gibi tümüyle buraya kadar, sorunu tanımlama üzerinde zaman harcandı… Henüz, çözüm üretme aşamasına geçilmedi. Geçilemez de, çünkü görünen bir durumun arkasındaki yapı bilinmeden, anlaşılmadan çözümü nasıl üretebiliriz ki!.. Tabi ki, herkesin sadece görünen durumu, yani köpeğin pisliğini görüp o aşamada kalma ve çözüm olarak da üzerini herhangi bir şeyle örtme, hatta “Bu oda bundan sonra köpeklerin pislediği bir oda olsun.” deme hakkı, tercihi veya seçeneği de vardır… Görünen sorunun “ana kaynağının” olabileceğini düşünüp onu engellemeye yönelik bir bakış açısını reddetmek, ne kadar mantıklı olur?

Ana kaynak bulunduktan sonra, duruma göre ya çözümlemeye ana kaynaktan başlanır ya da kaynak çözümlenir, sonra ana kaynak üzerinde daha uzun bir şifalandırma süreci başlar… Bu noktada da bilgilerimiz doğrultusunda durum değerlendirilir…

Bu da “değerlendirme” aşamasıdır… Değerlendirme aşamasında ayrıca, ana kaynaktan mı, yoksa kaynaktan mı çözmeye başlamak daha uygun olur, sahip olduğumuz alet/edevatların neler olduğu, daha başka nelere ihtiyaç duyabileceğimiz, potansiyelimizin onu temizlemeye yetip yetmeyeceğini değerlendiririz…

Değerlendirme aşamasının hemen peşinden ise, başka bir aşamaya geçilir… Değerlendirme sırasında gözden geçirdiğimiz alet-edevatları, kendi potansiyelimizin hangi yönüyle olaya yaklaşacağımıza karar vermiş oluruz… Mesela, halımızın üzerinde bir leke var diyelim… Önce elimizde hangi deterjanların olduğunu düşünür değerlendirir, sonra da leke çıkarıcı deterjanlardan hangisinin halının üzerindeki leke için uygun olduğuna karar veririz…

Bu da “karar verme” aşamasıdır… Karar verme aşamasından, “Bunu ben dahil, kimse çözemez.” diye bir kararla da çıkmış olabiliriz… Değerlendirme aşaması; içinde iyi bir araştırmayı, farklı bilgileri, durumları karşılaştırmayı da içerir… Karar vermeden önce, her durumu çok iyi değerlendirmemiz gerekir… Doğru karar, iyi bir değerlendirmenin sonucunda ortaya çıkar…

Değerlendirme aşamasında, gerekli alet/edevata sahip olup olmadığımızı, bizde yoksa kimden yardım isteyebileceğimizi ölçmüştük ve neleri, nasıl kullanacağımıza karar vermiştik… Karar verdikten sonra eyleme geçilir… Eğer, gerekli aletlere/edevatlara sahipsek, o aletler/edevatlar vasıtasıyla kokunun kaynağını yerinden kaldırır ve evin dışına, çöpe atarız…

Bu “eylem” aşamasıdır… Eylem aşaması, uzaklaştırma, değiştirme, dönüştürme gibi davranış hâlleri içerebilir…

Aynı durumun bir daha oluşmaması için ana kaynağı da temizledik diyelim… Ama değişken bir dünyadayız ve başka bir ana kaynak oluşabilir. Mesela pisleten köpek değil, başka bir köpek bu sefer aynı işi yapabilir. Bu nedenle, durumla ilgili uyanık olmamız, önlemler almamız gerekir… Ona göre kapımızı bacamızı kapatmamız veya evimizdeki köpeğimizin sağlığıyla, eğitimiyle daha iyi ilgilenmemiz, daha iyi gözlemlememiz gerekir…

Bu da “önlem alma” aşamasıdır…

Önlemlerimizi elimizden geldiği kadarıyla aldık diyelim… Bundan sonra son aşamaya geçtik: Sorun ortadan kalktıktan sonra, odanın içine sinmiş kokuları ve geri kalan artıkları temizleme, yani kaynağın zararını “rehabilite etme”, iyileştirme aşamasına…

Bu iyileştirme aşamasında, pencereler açılır, temizlik yapılır… Temizlik için gerekli ürünler kullanılır… Onarım olur… Sevgiyle, neşemizle bu aşamada ortamı iyileştiririz…

Bu aşamalar aşılıp sorun çözümlendikten sonra ancak bizler dikkatimizi, enerjimizi başka bir noktaya verebilir, yaşamımıza geride herhangi bir şey bırakmadan devam edebiliriz…

Ortalıkta herhangi bir sorun varken, içimiz bizi “fark etme, araştırma, yüzleşme, anlama, değerlendirme, karar verme, eyleme geçme, önlem alma, iyileştirme” aşamalarından geçirmek için zorlar… Bu aşamalardan duruma göre çok hızlı bir şekilde, genellikle otomatik pilotta geçeriz… Çünkü milyonlarca atamız, sorunlar karşısında bu aşamalardan geçip çözümlere ulaştığı için, bu aşamalar morfogenetik kayıtlarımızda mevcuttur ve tıpkı ağzımıza aldığımız lokmayı nasıl çiğneyeceğimizi içgüdüsel olarak bilmemiz gibi, bu aşamaları içgüdüsel olarak yürütmekteyiz… Ama, öğrendiğimiz virüslü bilgiler, yaşadığımız negatif durumların sinmiş, bloke etmiş ağırlıkları yüzünden bu içgüdümüzü engellemeyebilmekteyiz de…

Negatif olanla yüzleşmeden, negatif durumun üzerine çözüm oluşturmak niyetiyle gitmeden, onu yok sayıp arkamızı dönerek yolumuza devam edeceğimizi sanabiliriz; ama bu seçim sadece bizim hayatımızı kısıtlar, alanımızı küçültür… Aynı köpek pisliğiyle yüzleşmemek için odayı kullanmamaya karar vermek gibi…

Sevgi, rehabilitasyon aşaması için önemlidir, hatta şarttır… Ondan önce bilgi-akıl-eylem-saygı gücümüzü devrede tutmamız gerekir… Ayrıca bizler, içimiz endişeliyken, korku duyuyorken sevgi hissedemeyiz… Ancak kendimizi olayın, ortamın dışında tuttuğumuzda, sorunu kendimizin dışında bıraktığımızda, kendimizi güvenli bir noktaya taşıdığımızda sevgi hissedebiliriz… Mesela, hayatımızın tehlikede olduğu bir ortamda sıkışıp kaldık diyelim. O ortamdan, o ortama sevgi yollayarak çıkış yapabileceğimizi sanmak, hatta sıkışmışlık içindeyken sevgi hissedeceğimizi sanmak, bence kendimizi kandırmaktır…

Ancak, kişi kendisini “Bu hayat gelip geçici, başka boyutlarda yaşıyorum zaten, ölürsem gideceğim yer belli…” gibi inançlarla, ortamdan çıkartıp bilincini başka bir boyuta taşıdığında, yaşamak için mücadele vermek yerine ölüme kendisini teslim ettiğinde sevgi hissedebilir… Ama ya hayatına sahip çıkması, yaşamının değeri..?

Ancak, her şey süt liman olduğunda, iyileştirmek için sevgimizi-şefkatimizi devreye sokabiliriz… Sevgiyi hissedemeyecek bir ortamdayken, sevgi hissetmek için kendimizi zorlamamız suni bir davranış olur… Yapacak çok işimiz varken, bilgi-akıl-eylem-saygı güçlerimizle ortalıkta olmamız gerekirken, sevgide kalmak son aşamayı başa getirmek olur ki, bu da her şeyi birbirine karıştırır… Çözümü çözümsüzleştirebilir…

Bunun yanında, bizler bilinçaltı seviyede zamanı aşabilen varlıklarız… Geçmişimize de, geleceğimize de enerji yollayabilen yeteneğe sahibiz… Rahat, güvenli olduğumuz, yani sevgiyi hissedebildiğimiz dönemlerde, hem geçmişimize hem de geleceğimize sevgimizi, ışığımızı yollamamız ilerde oluşacak zor şartlarda bize destek vermek için yanımızda olacaktır… Ortamımızı daha iyi aydınlatacaktır… Bu nedenle, sık sık sevgiyi hissettiğimiz zamanlarda -meditasyon yoluyla da olabilir- bu sevgimizi geleceğimize akıtalım… Ama şu an, bir sorun varken, üstelik saf sevgiyi hissedemeyecek konumdayken olaylara sevgi enerjisi yolladığımızı sanmak kendimizi kandırmak olur; hatta zorlama olduğu için endişeye-korkuya sevgi kıyafeti giydirerek yollamış bile olabiliriz…

Şu an ortamın sorunuyla baş edebilmek için bilgimizi-aklımızı, yani donanımlarımızı zorlamamız, çoğaltmamız gereken bir zamandır… Hepimizin, dünyamızın cennet olacağı bir yolda, yollarımızın açık olması dileğiyle…

Kökcanlandırmak Atölyesi

Vildan Çolak

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*