Anasayfa » Sunum Deneyimleri » Küçük Bir Kız…
Küçük Bir Kız…

Küçük Bir Kız…

Salı günü yaptığımız sunumların birinde, kişinin içini temsilen enerjiyi yüklendiğimde birden bire kendimi çocuk olarak hissettim. 5-6 yaşlarında bir çocuk; hadi bir fazlası diyelim, 7 yaşında…

10346368_862440473787753_8542183136340109321_n.jpg

Atalarımızın sıkıntıları bizlerin sıkıntısıdır…

Cinsel bölgemi elimle kapattım ve başladım bağırmaya “kimse oraya giremez!” diye. Durup durup devamlı aynı cümleyi tekrar ettim. Bağırarak, takılı bir plak gibi “kimse oraya giremez!” diye bağırıyordum.

Önce, danışanımın o yaşlarda cinsel tacize uğramış olabileceğini tahmin ettim. Fakat enerji alanında gördüklerim diğer taciz vakalarıyla uymuyordu.

Kişiler cinsel tacize uğradıklarında, yaşamlarının ilerleyen yaşlarında yaşadıkları travmanın üzerine daha fazla negatif duygu yüklerler. Bu nedenle cinsel taciz vakalarında, kişilerin enerjilerine girdiğimde o bölgedeki enerjiyi daha karanlık, sıkıntıda görürüm.

Bu vakada ise, hissettiğim çocuk avazı çıktığı kadar bağırıyordu; belli ki çok etkilenmiş ama cinsel bölgede olması gerektiği gibi negatif enerjiler yoktu.

Doğal olarak bu beni şüpheye düşürdü…

Alana cinsel tacizi ve taciz eden kişiyi çıkarttım. Her ikisinin de enerjisi alanda görüldü. Hatta cinsel tacizi yapan kişinin yabancı olmadığını da anladık. Çocuk onu kendine yakın hissediyordu. Tacizci kişiyle ilgili de bir tuhaflık vardı çünkü normalde ensest tacizlerde bile tacize uğrayan kişi, yaşamının ilerleyen dönemlerinde tacizci ile ilgili değişik, çelişkili duygular üretir ve biz bu duyguları hissederiz. Bunda herhangi üretilmiş duygular yoktu.

Hemen çocuğu rahatlatmaya geçtik. Takılmış plak gibi bağırmasını durdurduktan sonra, işin rengi değişmeye başladı. Enerjiyi kendim hissettiğim için, tacize uğramış olan kız çocuğunun danışanım olmadığını, ölmüş bir ata olduğunu anladım.
Tecavüze uğramış ve o sırada öldürülmüş…

Artık onun ölü bedenini hissediyordum ve yere yattım. O zaman beyaz tenini, örgülü sarı saçlarını, elleri ve ayaklarından bağlanıp bir çuvalın içine koyulduğunu, neresi olduğu belli olmayan bir yere gömüldüğünü anladım.

Bedenini biraz rahatlattıktan sonra, hemen ağlayarak annesini istedi. Annesi yerine gruptan birine enerji yükleyerek alana aldım ve annesi vasıtasıyla kızı rahatlatmak istedim ama annesinin sözleri kızın rahatlamasında bir etki yapmadığını fark ettiğimde yaptığım hatayı anladım. Anne de ölmüştü ve ölü bir insan bir başka ölüyü rahatlatamaz ki!

Anneyi de yere yatırdım. Sunum sahibini temsilen aldığım kişiyle, kızın tüm acılarını rahatlattık ve annesinin yanına taşıdık.

Ölüler kendilerine ait bir mezarlarının olmasını isterler. Hemen mezarını temsilen birşeyler yaptık.

Anneden çok özür diledi, onu dinlemediği ve ondan uzaklaştığı için… Tam rahatlayacak dediğimiz anda, “benim oyun arkadaşım var, o nerde, onu da bulun” diye feryat etmeye başladı.

Birden bire gördüm, kendisinden bir- iki yaş büyük bir kız çocuğunu. O zaman, bu kadar küçük kızın neden “kimse oraya giremez!” diye feryat ettiğini daha iyi anladım: Önce, oyun arkadaşım diye tanımladığı diğer kıza tecavüz edilmiş ve bu o sahneyi gördüğü için çok korkmuş. Kimse giremez feryatları da bu nedenleymiş…

Diğer yandan, tacizde bulunan kişi diye çıkarttığımız arkadaşımız, “tacizcinin çok vicdan azabı yaşadığını, helalleşmek istediğini” söyledi. Çocuk, kendisine bile yaklaştırmadı. Birşeyler belki iyileşme adına oldu ama tam helalleşme olmadı.

Arkadaşını da rahatlattıktan sonra hem anneyi, hem kızı rahatlatabildik ve ışığa doğru gittiler. Bunu hissettik…

Hepimiz bu durumdan tabi ki çok etkilendik…

Hem koruman gereken çocuklara tecavüz hem öldürmek hem çuvala koyup gömmek hem mezarsız olmaları hem de sonradan onların anne-babasının yürek acılarına sahit olmak…

Sunumlar bize, “soyda yaşanılan acıların, sıkıntıların, sıkıntıda olan ataların canlarının bizlerin bedeninde yeniden hayat bulduğunu, bizlere kendilerini hissettirdiklerini, hissettiğimiz duyguların çoğunun atalardan geldiğini” bir defa daha gösterdi…

Atalarımız rahatlamazsa, bizlerin rahatlaması, mutlu olması mümkün değildir!

Ayrıca, acılar içinde olan bir canı rahatlatabileceğimizi bilip görmemezlikten gelmek nasıl mümkün olabilir…!

“Dünya barışımız için önce geçmişi barıştırmamız şarttır”… Bunu yapabilmemiz inanın mümkündür ve de kolaydır… Sadece nasıl yapılacağını öğrenmemiz gerekir…

Bir defa daha, çok fazla sıkıntıda olan iki kız çocuğunu ve onları merak eden ebeveynlerden en azından birini rahatlattığımız için Kökcanlandırmak Atölyesi olarak çok mutluyuz…

Tüm insanlığın “ataların canlarını rahatlatmayı” öğrenmesini ama öncelikle “bunun ne kadar önemli olduğunu ve tüm ataların sorumluluğunu alması gerektiğini” fark etmesini dilerim…

Sevgiler:)
Vildan Çolak
Kökcanlandırmak Atölyesi

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*