Yazılarım
Yüzleşmek
Her “canlı sistemin” kendisini yenileyen/şifalandıran bir mekanizması vardır. Sistemin tüm parçaları, sistemin bütünlüğüne ve amacına hizmet eder. Sistemlerde de gereksiz bir parça bulunmaz; her parçanın sistemin bütünlüğünde önemli bir yeri vardır.
İnsan, Dünya Sisteminin bir parçasıdır; doğal olarak Dünya Sisteminin “varlığını devam ettirmesine”, “bütünlüğüne” ve “Dünyanın evrendeki amacına” hizmet etmekle yükümlüdür.
Ne yazık ki insanoğlu, Dünya Sisteminin önemli bir parçası olduğu hâlde, Dünya Sisteminin bütünlüğüne ve amacına hizmet edecek kadar sağlıklı değildir. Dünyanın şifa mekanizması da bozuktur... Özellikle yıpratılmıştır...
Dünyanın şifa mekanizması sağlam olsaydı, “bozulmuş insanı” şimdiye kadar çoktan onarmıştı.
Biliyorum, birçok insan “hayallerindeki görüntüye” inanabilmek için gerçeklere çok rahatlıkla gözünü kapatabiliyor; uyku moduna geçebiliyor ve bu uyku modunda kendini hayallere kaptırarak sahte pozitif duygular üretebiliyor... Sahte diyorum çünkü bilincimiz ne kadar örtmeye çalışsa bile iç sistemimiz bize doğruyu söyler, “yalandan haberi yoktur” ve bu çatışma içinde ürettiğimiz duygular, bilinçli zorlamamızla sadece sahteleşir.
Dünyanın şifacı mekanizmasının, yani şifacılarının yaralı olduğunu, bozuk olduğunu “kabul etmek” uyuyanlar için zor gelebilir. Bozuk bir sistemin içinde yaşadığımızı bilmek ve bunun ağırlığını taşımak da zor gelebilir; geldiği için de gözler kapatılıp uyku moduna geçilebilir ama uyumak gerçeği değiştirmez... Eninde sonunda, kontrol edip hiçbir şey yapamayacak duruma geldiğimizde “gerçeklerle” yüzleşmek zorunda kalabiliriz...
Eğer Dünya sağlıklı işleseydi, bizler evrensel yasaları içimizde hissederek, “bilerek” Dünyaya gelirdik ve fonksiyonumuzu yerine getirirdik.
“Doğasında”, cennet diye hayal ettiğimiz yerin tüm özelliklerini taşıyan bu Dünyada, içimizin huzursuzluğuyla, aklımızın kıtlığıyla, eylemlerimizin zalimliğiyle cehennem hayatı yaşıyoruz... Kim olduğumuzu, ne olduğumuzu bilmeden; unutmuş olarak, birbirimizin boğazına sarılarak, öldürerek mutlu olabileceğimizin rüyasını görüyoruz... Ne aptalca!
Daha da tuhafı, “negatif düşünürsen negatif olur” gibi saçma, virüslü düşünceyi baş tacımız ederek olayları “negatif düşüneceğim” korkusuyla değerlendiremeyecek kadar aptallaştırılıyoruz... Gerçekte ise “negatif hissedersek negatif olur ve morfogenetik alanın şablonları seni yönetir”...
Düşüncelerimizi bastırarak ne kadar pozitif düşünmeye kendimizi zorlasak bile zaten içimiz negatif hissediyor çünkü morfogenetik alanımız, negatif ile ağzına kadar dolmuş şablonlar ve duygular ile dolu... Onları temizlemezsek negatif hissetmemiz, negatif yaşamamız kaçınılmazdır...
Bir sürü asalak varlık enerjimizi emiyor ve bindiği dalı kesen bir sürü kişi, büyüsel çalışmalarla Dünyanın mekanizmalarında devamlı ve devamlı bozulmalara neden oluyor... Dünyanın da bize yapmamız gerekenleri hissettirecek, işleyişiyle uyumlu hikmetini verecek mekanizmaları bozuk durumda; amaca yönelik binlerce yıldan beri özellikle bozulmuş... Kafalar karışık, doğru ile yanlış ayırt edilemiyor bile...
Gerçeği kabul etmek ağır gelse bile: Gerçek bu!..
Şamanik translarla gidip gördüğüm Dünyanın diğer boyutları da sorunlu bir hâlde; birinin bozuk olması diğerini de etkiliyor...
Biz tümüyle birlikte yaşıyoruz...
Bazıları 4. veya 5. boyutlara çıkacaklarını ve orada mutlu mesut, sevgi dolu bir yaşantının içinde yaşayacaklarını hayal ediyorlar... Kim bu hayalleri insanların zihinlerine atıyorsa, inanın yalan söylüyorlar; insana hizmet etmiyorlar...
“3. boyut dedikleri bu yaşadığımız fiziksel ortam bozukken diğer üst boyutlar nasıl sağlıklı kalabilir?” diye neden sorgulanmıyor?.. Midemiz sorunluyken, çalışmazken diğer organlarımız ne kadar sağlıklı kalabilir?..
İçinde yaşadığımız bu fiziksel boyut sorunluyken, bu boyutta gerekenleri yapmayıp hiçbir şeye karışmamak, karma almamak adına gözlemci olarak kalanlar, bu boyuttan sonra başka üst boyutlara çıkacaklarının hayallerini kuranlar, sadece nereden geldiği bilinmeyen ama “pozitifim, size yardıma geldim, her şey yolunda, insanlık olarak mükemmel bir geleceğe doğru akıyorsunuz, siz bir şey yapmayın, biz sizin yerinize çalışıyoruz, uyuyun, uyuyuuuunnn” gibi tebliğleri baş tacı yapıp kurtulmayı bekleyenler; ben olsam sizleri görevinizi yapmadığınız, aklınızı kullanmadığınız için hiçbir yere almazdım...
Yaşadığımız bu boyutta işe yaramazken, diğer boyutlarda işe yarayacağınız ne malum... Babanın beslediği, annenin yedirdiği çocuk psikolojisinden kurtulmanın, büyümenin zamanı gelmedi mi?
Dünya gün geçtikçe doğasını kaybediyor... İnsanlar birbirini yemeye devam ediyor... Madem abla, abi konumunda olup tebliğler veren, ne olduğu belli olmayan kaynaklar çok şey biliyorlardı da neden insanları Dünyayı iyileştirmek için gerekenleri yapmaya yönlendirmediler?..
Ben 16 yaşımdan beri bu tebliğleri biliyorum ve kendisine ruhsal diyen veya uzaylı/dost olarak adlandıran o kaynakların Dünyanın iyileşmesi için bir şey yaptığını görmedim... Ama sunumlarım bana neleri mahvettiklerini defalarca gösterdi... Dünyanın tüm boyutları da aynı bedenimiz gibi bütünsel çalışıyor... Hâlbuki uyumak, sevgiyle uyuşturulmak yerine aklımızı kullanıp sorgulamaya başlasak... Aslında hepimiz; “cennete gitmek için cehennemden geçildiğini”, “temizliğin, kirliliği görüp ona dokunulduğunda gerçekleştiğini”, “sağlığa, hastalığın kabul edilip onu iyileştirdiğimizde kavuşulduğunu”, “hayallere, gerçeklerle yüzleşilip onarıldığında ulaşıldığını” biliyoruz…
“Kendimizi kandırmak yerine gücümüzü alıp ‘yüzleşmek’ ve ‘sorumluluğumuza’ düşen payı yerine getirip değişim dönüşüme destek vermek” yapılması gereken en sağlıklı davranış değil mi?
Sağlıklı olmak için kendimizi zorlamalıyız; zorlamalıyız ki Dünyaya destek verelim...
Sevgiler
