Anasayfa » Sunum Deneyimleri » Hayvan Obsesyonu
Hayvan Obsesyonu

Hayvan Obsesyonu

İtiraf etmeliyim ki, Kökcanlandırmak Sunumlarında rastlayana kadar “hayvan obsesyonu” hakkında herhangi bir bilgim yoktu… Bir sürü deneyim yaşamıştım ama bu konuda ne başkasının bir deneyimini dinlemiştim ne de kendim deneyimlemiştim; düşünmemiştim bile… Ta ki bir sunumda karşıma çıkana kadar.

İlk karşıma çıktığında şaşırdım. Aynı zamanda yaşama, yaşayan her canlıya saygı ve sevgi duyulması gerektiğini bir daha 10590553_821087517923049_5416822393308085245_n.jpghatırlamış oldum…

Hatırlamanın dışında, eğer zarar verirsek bunun bedelini hem kendimizin hem de soyumuzun ödeyeceğini de anlamış da olduk.

Sunumda saygısızlık ve insafsızlıkla öldürülen bir hayvanın soya verdiği sıkıntı çıktı. Hayvan obsesi saldırıp duruyordu. Öldürülürken (sunumdan anladığımız kadarıyla) darbeyi yüzünden almış; hala yaralı olduğunu sanıyor ve onu yaralayana saldırıp duruyor.

Öldürülen insan veya hayvan olsun, canları rahatlatılmadığı takdirde, ölüm anında yaralanmışlarsa eğer, canları hala o acıyı çekiyor, kendilerini yaralı olarak görüyorlar ve yaralanmanın şokunu, korkusunu yaşıyorlar.

“Onu öldüren kişinin enerjisini” onun soyunda, onun torunlarında gördüğü için hangi torun bu enerjiyi taşıyorsa, o toruna saldırıyor…

İkinci hayvan obsesiyle karşılaşmamız daha farklı oldu. Bu sefer ölen hayvan, sahibini çok sevdiği için terk edememiş ve hala sahibini korumak üzerine programlıydı. Fakat kişinin algısına yerleşen hayvan obsesi, kişiyi durup dururken başkalarına “tuhaf bir şekilde saldırmasına” neden oluyordu. Bu durum da kişiyi doğal olarak rahatsız ediyordu. Aynı zamanda “neden böyle davrandığını” da anlayamıyordu.

Sunumlarda arada sırada hayvan obseleri kendiliğinden alana çıkarlar. Kendiliğinden çıkarlar diyorum çünkü henüz hayvan obselerini listemize almadık, bundan dolayı da kişilerin alanlarında olup olmadığını kontrol etmiyoruz.

Alanda, bugüne kadar ortaya çıkan hayvan obselerini rahatlattık ve sevgiyle ışığa yolladık.

Dr. Francesca Rosetti’nin Psiko-Regresyon ( Kişisel Gelişim İçin Yeni Bir Yöntem) kitabında da bu konuya değiniyor. Aşağıda kitapta yazılanları olduğu gibi aktarıyorum:

“Bu fenomen batıda bilinmez ve pek tanınmaz. Kurt adamlarla ilgili korku filmlerinin afişlerini görmek mümkündür, ancak insanlar nadir olarak böyle şeylerin gerçekten olabileceğine inanırlar. Tıp araştırma kurulu üyesi Dr.Fraser Watts , likantropi (insanların kurt adama dönüşmeleri ) araştırmaları ve insanlara etkileri konusunda oldukça bilgiliydi.
Doğuluların hayvan opsesyonu konusunda çok daha fazla bilgileri olduğu görülmektedir, özellikle Çinlilerin; Simon Lau,Kung Fu ve Qigong eğiticisi ve birkaç kitabın yazarı olarak bu konuda oldukça deneyimlidir ve insanlara enerjilerini bloke eden hayvanların negatif yönlerini açığa çıkarmalarında yardımcı olmaktadır.Kişiler aslan gibi kükredikleri yılan gibi süründükleri veya maymun gibi hopladıkları deneyimler geçirebilirler.
Psiko-Regresyon terapisinde öğrendik ki,kişi sadece hayvanlar değil,aynı zamanda insan psişesindeki negatif enerjilerden beslenen kuşlar,böcekler,sürüngenler ve hatta haşaratlar tarafından obsede edilebilir.Bu durum oldukça negatif bir geçmiş yaşam deneyimi tarafından çekilmiş olabilir.Sebebi neyse,onlar başka negatif yaşam formları ile birlikte açığa çıkarılabilirler.Pg.72”

Dr. Rosetti güzel bir açıklama yapmış. Yapmış olduğu çalışmalar ve yaşama vermiş olduğu hizmetler için ona teşekkür ederek devam ediyorum.

Avatar filminde beni etkileyen sahnelerden biri de öldürülen hayvanlara “seni görüyorum ve teşekkür ediyorum. Ruhun Kutsal “Ewa” nın yanına gidiyor” sözlerinin sevgiyle söylenmesiydi. Ayrıca jack’ın ormana düştüğü ve kızın onu kurtardığı ilk karşılaşmalarında öldürdüğü vahşi kurtvari hayvanlar için Jack’e çok kızması oldu. Eğer daha saygılı olsaydı ve o kadar gürültü yapmamış olsaydı, hayvanlar saldırmayacak ve boşu boşuna öldürülmeyecekti.

İşte püf nokta burası: Yaşama saygı!

Yaşayan varlığın alanına saygıyla girmek, rahatsız etmeden, bozmadan, zarar vermeden çıkmak. Eğer ihtiyaç nedeniyle bir hayvan öldürülüyorsa “niyet” ihtiyaç için öldürülmesi olmalı, öldürülen hayvana teşekkür edilmeli, sevgimiz yüreğimizden akmalı, öldürdüğümüz için özür dilenmelidir.

Kökcanlandırmak sunumlarında o kadar fazla olayla karşılaştım, dolayısıyla deneyimler yaşadım ki, bu bana şunu öğretti: “Yaradan” tüm sistemi saygı ve sevginin eksik olduğu eylemlerin cezalandırılması yönünde kurmuştur. Yani ne yaparsak, ne dilersek, ne düşünürsek bir şekilde onun karşılığını alıyoruz… Ama sadece biz almıyoruz, yaptıklarımızı miras olarak gelecek nesillere de aktarıyoruz, veballeriyle birlikte!…Sevgisiz eylemler, sert tokatlar olarak bizlere geri dönüyor…

Gelecek nesillere bırakılacak en değerli miras, “temiz” bir yaşamdır…

Hayvan deyip geçmemek gerekiyor. Sevgi ve saygımız daima onlara akmalıdır. Ancak ihtiyaç duyduğumuz kadarını öldürmeliyiz. Hatta bir hayvanın etini yerken hayvanın ruhuna, onun varlığını hissettiğimizi bildirmenin, yaşamda kalmamıza destek verdiği için teşekkür etmenin “doğru” olduğu görüşündeyim.

Hepimizin ayaklarımızı bastığımız, beslendiğimiz, büyüdüğümüz, barındığımız bu Dünyaya ve Dünyadaki tüm yaşama saygı duymayı “daha fazla” öğrenmemiz dileğimle… Dünyamız cennetimiz olsun!…

Sevgi ve Saygılarımla,
Vildan Çolak

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*