Anasayfa » Sunum Deneyimleri » Katıla Katıla Ağlamak
Katıla Katıla Ağlamak

Katıla Katıla Ağlamak

İlk defa bir insana tümüyle güvenerek sarılıp, yargılanmadan, “sevgiyle kabul edilmenin” güveniyle katıla katıla ağlamanın ne kadar değerli olduğunu açtığım bir sunumda öğrenmiş oldum ve bunu sizlerle paylaşmak istedim.

Bu haftaki sunumların içinde, bir danışanımın 4. sunumunu açıyordum. Danışanımın ilk iki sunumu ağırdı ve negatif bir sürü enerji temizledim. Üçüncü sunumda, danışanımın enerjisini hissettiğimde gördüm ki “kişinin enerjisi yükselmiş ama kişi bu enerjiyle etrafındaki herkesle kavga edecek bir savunmaya” geçmişti. Kendisi güçlü olmaya çalışıyor ve gücünü de etrafına sert davranarak, “bana yanlış bir şey yaparsanız size gününüzü gösteririm” modunda hareket ederek ortaya koyuyordu.

10671270_568313639981697_8808279256716050074_n.jpg

Bazen katıla katıla ağlayarak enerjinin rahatlamasına ortam sağlarız…

Her zaman danışanlarımıza, “Sunumlardan sonra insanın enerjisi artar, bu enerjiyle kişiler kavga edebilir; bu da çok normaldir. Çok uzun zaman kendini “güçsüz” hissettiği için “sessiz kalmak mecburiyetinde sanan” birinin bu kavgaları yapması aslında kişinin kendisini dengelemesidir.” deriz ve bu kavgaların da “negatif bir eylemmiş gibi gözükse dahi” sağlıklı olduğunu savunuruz… Bu bakış açımın doğrultusunda, danışanımın kavga moduna girmesinden memnunluk duydum… İyileşme belirtisi bu!

Bu hafta açtığım dördüncü sunumunda da ilk başta aynı öfke ve kavga modunu tekrardan hissettim ve etrafa kafa tutmaya başladım. Etraftaki kişiler “sen hiçbir şey yapamazsın” dediklerinde birden bire danışanımın kafa tutan havası gitti ve yoğun bir ağlama duygusu geldi. Meğerse tüm duygusunun arkasında, bastırdığı ağlama duygusu varmış. Güveneceği bir omuza yaslanarak doya doya, katıla katıla ağlamak… Güçlü olmak için “ağlama, güçlü olmalısın” diyerek bastırdığı ağlama duygusu… Bunu hissetmek beni şaşırttı. Bu zamana kadar birçok sunumda kişilerin kavga modunu hissettim ama arkadaki ağlama duygusunu yakalamamıştım. Herkeste farklı oluyor…

Bu duyguyu yaşamadan, yani akıtmadan çözemeyeceğimi hissettiğim için, birini yükleyerek yanıma çağırdım ve katıla katıla ağlamaya başladım.

Enerji yüklenmek gerçekten çok ilginç bir deneyim; hem ağlayıp hem ağlamamak arasında tuhaf bir duygu oluşturuyor. Katıla katıla, bağıra bağıra ağladım ama gözyaşlarım akmadı tabi ki… Kişinin rahatladığını hissedene kadar bunu yaptım… Bu arada etraftan ağlamama tepkiler oldu. Demek ki kişi ağladığında veya üzüldüğünde etrafındaki insanların onun duygularını bastırmak yönünde tepkileri olmakta… Ama sarıldığım kişi “istediğin kadar ağlayabilirsin, ben senin yanındayım” diyerek gösterdiği yumuşak/ şefkatli yaklaşım ilaç gibi geldi. “Hiçbir şey demeden sadece yaşadığım duyguyu yürekten kabul etmesi” çözümün ta kendisi oldu…”Danışanımın hissettiğim duygusu” rahatladı ve ancak o zaman etrafa “kafa tutmadan”, ileriye bakabildi yani dikkatini geleceğe vererek dik oturabildi…

Danışanımın sunumu, aslında annesi-kardeşi tarafından onun haberi olmadan açtırılmaktadır. Kökcanlandırmak Sunumlarında “uzaktan, kişileri tanımadan, haklarında hiçbir şey bilmeden” açıldığı gibi, “anne-baba, kardeşler, çocuklar ve eşe de onların haberi ve izni olmadan” da sunum açılabilmektedir.

Bu “izni neden verdik” diye sorarsak, cevabı: ” İnsanlar enerji çalışmalarına inanmayabilirler/reddedebilirler ama sorunları farklı enerjilerden kaynaklanıyor olabilir. Ayrıca bir kişiyi ele geçirmiş olan bir negatif asalak kişinin alanından gitmemek için direnir ve kişinin bana gelmesini engeller. Zaten etki altında olduğu için özgür iradesi bulunmayan kişinin beni değerlendirmesi özgür iradesiyle olamaz. Bana bir şekilde gelip güçlü negatif asalak varlığı yerinden oynattığım için, varlık tarafından kişinin zihnine “Vildan çok kötü, çok negatif, seni iyileştirmek yerine sana kötülük yapıyor, gitme ona bir daha” gibi düşünceler, hisler, bazen de beyninde sesler duyan danışanlarım oldu. Bazıları bu etkiyle bana gelmeyi bıraktılar, bazıları ise olayı akıl/mantık boyutunda anlayıp gelmeye devam ederek o varlıklardan kurtuldular. Ama devam edenler genellikle bana eşi-dostuyla beraber gelenlerdi. Onların yönlendirmesiyle devam edebildiler.

Aslında negatif asalak varlık açısından baktığımda yaptığı atağı doğal buluyorum: “Onu yerinden etmeye çalışan bir kadını” kötülemeyecek de başka ne yapacak ki!.. Her varlık varlığını sürdürmek için direnir. Ama bizim açımızdan sorun, “onlar varlıklarını devam ettirirken bizim enerjimizi kullanıp bizi hasta etmeleri”dir. Bu nedenle etki altındaki kişinin yakınlarına o kişi adına değerlendirme yapmasını ve bu değerlendirme sonucunda, kişinin haberi bile olmadan bana başvurmasını uygun buluyorum. Ayrıca “şifalandırmamın kişinin inanıp inanmamasına bağlı olmamasından” dolayı kişi üzerine yaptığımız şifa çalışması işe yaramaktadır. Böylelikle kişilerin bilmesi bizim açımızdan gerekli değildir.”

Danışanım da, enerji çalışmalarına karşı biri olduğu için annesi-kardeşi ona söylememe kararı almışlar. Yakın bir zamanda eşi bir başka kadın ile ilişkiye girdiği için boşanmak durumunda kalmış. Sonra da eş o kadınla evlenmiş ama henüz okul çağında olan çocuğunun anne-babasının boşandıklarından, babasının evlendiğinden haberi yokmuş. Sanırım bu nedenle, çocuğunun yanında güçlü görünmek için danışanım tüm üzüntüsünü bastırmış; kendisini “güçlü görünmek zorundayım” diye inandırmış…

İçimizdeki yoğun bir duyguyu bastırmak için o kadar çok şeyi bastırmak zorunda kalırız ki!.. Ve eninde sonunda, ileriki bir zamanda, üstelik “en zayıf olduğumuz dönemde” bastırdığımız bu duygu yüzeye çıkmak için volkan gibi patlar ve biz ne olduğunu anlamadan çöküş yaşarız…

Sunum bize danışanımın zayıf zamanının başka bir insanın ona kafa tutacağı, sert davranacağı bir zaman olacağını gösterdi.

Bu bilgi doğrultusunda danışanlarıma daima şunu söylerim “Kökcanlandırmak sunumu asalakların/negatifliğin/büyülerin temizlenmesi, kişinin ne durumda olduğunun görülmesi açısından öncelikli/önemli bir çalışmadır ama yeterli değildir. Benim çalışmamdan sonra kişilerin yaşanmışlıklarını yeniden gözden geçireceği, o yaşanmışlıklara depoladığı duyguları rahatlatacağı, negatif değer inançlarını bulup dönüştürecekleri başka çalışmalara gitmeleri, farkındalıklarını arttırmaları şarttır. Nasıl ki evimizi temizliyoruz ve sonra hiçbir şey yapmasak bile durduğu yerde gene kirleniyor; tekrardan temizleme ihtiyacı hissediyoruz; aynı şekilde kendi içimizi de yaşamın doğal akışından oluşturduğumuz negatif duygularımızdan ve düşüncelerimizden de temizlemeliyiz. Bunun yöntemlerini öğrenmeliyiz.”

Bir insana hiçbir şey söylemeden sadece “katıla katıla ağlayabilmesi için omuzumuzu vermek, kollarımızla onu sarmalamak” ne kadar değerli bir armağan olduğunu hissettim. Ama NLP eğitmeni olduğum için de biliyorum ki, bir insana o omuzu verdiğimizde de “o insanı kaybettiğimiz an”, o an olacaktır. Çünkü “çapa atmak” diye bilinçaltımızın işletim sistemi vardır.

Bilinçaltımız “her şeyi birbirine bağlayarak” işler. Çok yoğun duygular içerisindeyken herhangi bir nesne ile o duyguyu birleştiririz. Aşk içinde dans ederken arka fondaki şarkı, mekân veya sevgilinin kokusu ile o duyguları birleştirmek gibi… Sonra o şarkıyı her dinlediğimizde, o mekâna her gittiğimizde, o kokuyu her duyduğumuzda sevgili hatırlanır.

Çok yoğun negatif bir duygu içindeyken de bu duyguyu ortaya çıkarttığımızda, yanımızdaki insan, özellikle bize “negatif duygular içersindeyken, yoğun hissederken” sarılıyorsa, o insanla o yoğun negatif duyguyu birleştirebiliriz. Bu birleştirmeden sonra da ne zaman o insanı görsek, o negatif duygumuz kısa bir süreliğine de olsa yüzeye çıkar. Bu bilgiyi bilmiyorsak, bir süre sonra çapaladığımız o kişiye karşı “negatif hissediyorum, yanında olmaktan hoşlanmıyorum” diye düşünceler geliştirir, eğer menfaatler işin içinde değilse, ondan uzaklaşmaya başlarız.

Çapa atmak olayını özetle açıklamaya çalıştım. Bilmeyenlerin bu konuyu araştırmasının, bilgilenmesinin faydalı olacağı düşüncesindeyim.

Şimdi iki farklı bilgi içinde, yani hem ağlayacak omuzun değerli olduğu hem de o omuzu verdiğimizde de o insanı kaybedeceğimiz bilgileri arasında sıkışmış gibi gözüksek bile, bence bir çıkış kapısı var: “Hiç tanımadığımız insanlara sevgiyle omuz olmak”. Bir daha görüşmeyeceğimiz insanlara… Hem o insan duygularını ortaya rahat çıkaracak hem biz onları sevgiyle kabul ederken aslında kendi duygularımızı da kabul etme kapımızı açmış olacağız veya benzer sıkıntıları olan atalarımıza sevgiyle sarılmış olacağız hem de yakın/sevdiğimiz bir insana negatif sonuca götürecek çapa atılmamış olunacağından dolayı da ilişkilerimiz bozulmayacak…

Çözüm var ama bu çözümün oluşabilmesi için bir organizasyon gerekiyor:)… Bu da bende yok:)

Hepimizin duygularımızı rahatlıkla ortaya koyabileceğimiz, ortaya çıkarttığımız anda da değiştirip dönüştürebileceğimiz, rahatlatabileceğimiz bilgilere ve “ortamlara” sahip olabilmemiz dileğimle…

Sevgi ve Saygılarımla,
Vildan Çolak

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*