Anasayfa » Sunum Deneyimleri » Katliamlar
Katliamlar

Katliamlar

Yüzlerce sunum, insan öldürmenin vebalinin ne kadar ağır olduğunun ve bu vebalin torunlara aktarıldığının, nesiller boyu sorunlar yarattığının örneklerini bizlere gösterdi.

Kökcanlandırmak Sunumunun “kontrol edilecekler listesinde” bulunan ağır enerjilerden birisi de “katliam”dır. Kişinin enerji alanında “katledilen ataları” veya “atalarının katlettiği insanlar” olup olmadığı kontrol edilir. Hatta bazen, enerji çok yoğunsa, salonda bulunan kişilerin bazıları alana çıkıp karışık bir şekilde yere yatarlar ve katledildiklerini söylerler. Hissedilenin bir daha doğrulanması için de, katliam enerjisi bir kişiye yüklenerek alana çıkarılır. Genelde ne olarak yüklenildiğini bilmeden alana çıkan kişi, ölülerin yanına gider. Böylece, toplu olarak ölen bu insanların bir kazayla değil, katledilerek öldürüldüğünden emin oluruz.

68146_568314003314994_2153885130995747586_n.jpg

Katliamlar hem kişilere sıkıntı verir hem de emek hakkını almasını engeller…

Neredeyse insanlık tarihiyle beraber başlayan toplu kıyımlar ne yazık ki günümüzde de kesintisiz devam etmektedir. Dünyanın neresinde olursa olsun, bizden uzak olduğunu sansak bile yapılan katliamlar morfogenetik alanda insanlığın hafızasına alındığı için bizlere/torunlarımıza herdaim yakın olacaktır ve veballerinin yüklerini bizlere taşıtacaktır.

Genellikle soyu katliam yapmış kişilerin, bu bilgiyi bildiklerine pek vaki olmadık. “Atalarının birileri tarafından öldürüldüğü” bilgisi/hikayeleri nesillere aktarılsa bile, ataların öldürdüğü insanlarin, atalarinin yaptıkları katliamların hikayeleri pek anlatılmaz; geçmişin torbasinda saklanır, unutulur.

Bir iş adamına, işi üzerine açtığım sunumda, sunumu açar açmaz ilk karşılaştığımız enerji yerde yatan fazlaca ölü oldu. Ölülerin hepsi kişinin soyu tarafından öldürülmüştü. Bir kısmı “yanında başkalarının da olduğunu” söyledi. Yani soyun birden fazla katliama katılmış olduğunu gördük. Hatta bir ölüden çok etkilenmiştik, bu nedenle unutmuyorum. Bize ölüyü yüklenip canlandıran kişi ağlayarak “Ben bir kadınım. Beni evlatlarımla birlikte yakarak öldürdüler. Evlatlarım küçüktü, ne günahları vardı.” diye kendini ifade etti. Tüm bu öldürülen insanların kişinin alanında çıkması kişinin işlerine bu insanların sıkıntılarının etki ettiğini bize gösterdi. Bir insanın “Yaradan’ın ona verdiği yaşam hakkı” elinden alınırsa, o insanların sıkıntılarını, alanların torunlarının hissetmelerinin yanında, torunların da haklarını başkaları ellerinden alır. Sistem daima kendini dengeler.

Sunum sahibi bize “soyunun Çerkez olduğunu ve yurtlarından Anadolu’ya katledildikleri için geldiklerini, hep aileden öldürülenlerin hikâyelerini dinlediklerini ama hiç atalarının birilerini öldürdüğünü bilmediğini” kısaca anlattı.

Katliam eylemi “hakların alınmaması” gibi ağır bir vebalin yanında aynı zamanda beddua, ah, lanet, tecavüz, kürtaj gibi durumları da yanına katar.

Mesela, kanser hastalarının tedavilerinin daha iyi fayda verebilmesi için arkadaki genetik hikâyeyi ortaya çıkartmak amacıyla açtığım sunumların çoğunda soyun başkalarını katletmesi ve katledilen kişilerin torunlarının yaptığı ağır bedduaların kişiye etki ettiğini gözlemledik.

Bunun yanında yerini yurdunu ellerinden almak niyetiyle insanları katledenlerin torunlarının zorunlu nedenlerle kürtaj yaptırarak bedel ödediklerini de sunumların bazılarında şahit olduk.

Bu ve benzeri sunumlarda pek çok defa gördük ki, kendini ne kadar haklı görse hatta haklı olsa da, kimsenin can almaya hakkı yok… Sistem bu konuda yasağını koymuş durumda. Hatta Allah nidalarıyla öldürse bile kişiyi bu durum aklayamıyor. Çünkü içimizin bir yeri doğru ve yanlışı ayırt eder ve evrensel yasalara, Yaradan’ın yasalarına uymadığımızda da gereken cezayı bizler kendimize/torunlarımıza kesmiş oluruz.

Sunumlarda bu kişileri rahatlatmak için, sunum sahibini temsil eden kişi, öldürülenlerden özür dileyerek fiziksel acılarını şifalandırıp, bedenlerini düzeltir; ondan alınan yaşam hakkına karşılık temsili ödeme yapar. Özel bir istekleri olup olmadıkları sorulur… Genelde “mezar” isterler ve bu istek yine temsili şekilde yerine getirilir. Daha sonrasında yaptığımız kontrollerde “rahatlattığımız kişilerin gerçekten rahatladığını” gözlemledik.

Özür dilemenin ve yaptığını kabullenmenin ne kadar önemli olduğu, katliam yapan ülkelerin durumundan da anlaşılmakta aslında… Amerika Birleşik Devletleri, Kızılderili soykırımını yaptığını kabul etmiş, özrünü dilemiş ve onlardan aldıkları toprakların maddi hakkını torunlarına iade etmiştir. Aynı şekilde Almanya, Yahudi katliamı yaptığını kabullenmiş ve özrünü dilemiştir, ödemesini de yapmıştır/yapmaktadır… Darısı, katliam yapıp kabul etmeyen ülkelerin başına diyelim, zira o özür dilenmedikçe o topraklarda benzer olayların yaşanmaya devam etmesi olasılığı ve torunların sıkıntılar yaşaması devam edecektir. Rahatlatılmamış katliamlar morfogenetik alanın büyük girdabıdır, dolayısıyla geleceğin omuzlarındaki büyük bir yüktür.

Peki, biz ne yapabiliriz?
Atalarımızın zarar verdiği kişilerden özür dileyerek ve onlara dua ederek onları “yapabildiğimiz” oranda rahatlatabiliriz mesela… Hiçbir şey yapmamaktan daha iyidir…

Hepimizin geçmişin utançlarına sahip çıkmamız ve aynısının şimdi de/gelecekte de kendini gerçekleştirmemesi için şifalandırmamız dileğimizle…

Sevgi ve Saygılarımla,
Vildan Çolak

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*