Anasayfa » Sunum Deneyimleri » Sunumlardan Bir Örnek
Sunumlardan Bir Örnek

Sunumlardan Bir Örnek

Bir danışanıma açtığım sunumda, onun yerine enerjiye girdiğimde çok ağladığımı yazmıştım. Sadece sunumun içeriğinden ağlamanın üzerinde durmuştum.

Yazılarımda Kökcanlandırmak Sunum örnekleri verirken, sunumun içinden bir kesit alıyorum sadece. Sunumun tüm içeriğini anlatmıyorum. Halbuki bir sunumda bir çok konuyu alana çıkartıp şifalandırıyorum. İçerik aslında oldukça yoğun olmaktadır.

1888541_815339391831195_6084568379314468333_n.jpg

Kökcanlandırmak Sunumundan Bir Görüntü

Danışanımın sunumunun annesi ile kardeşinin bilgileri doğrultusunda açıldığını yazmıştım. Yazımı Pazartesi sabahı yazdım ve öğleden sonra da annesi ile görüştüm; sunumda çıkanlar üzerine konuşmak için. Tüylerimi diken diken eden ve duygulandığım bir bilgi de öğrendim.

Kişiler hakkında bilgi almadan Kökcanlandırmak Sunumları açtığım için, sunumlarda çıkan durumları paylaştığımda kişiler tarafından yapılan açıklamalar sunumun doğruluğunu “bana” ıspatlamaktadır. Aslıda bu yaklaşımım, sunumlarımın geçerliliğini ölçmek açısından “benim” için önemlidir. Çünkü bizler enerji dünyasında, yani elle tutamadığımız bir dünyada hareket ettiğimiz için, yaptığımız çalışmanın etkilerini dolaylı yoldan ölçmek zorundayız. En azından, ben böyle bir ölçüme ihtiyaç duyan biriyim. Nasıl ki, rüzgârı gözümüzle göremiyorsak ama etrafa verdiği hareketle rüzgârın varlığını anlıyorsak, yaptığım çalışmanın geçerliliğini de hem sunumlarda çıkan hikâyenin tutarlılığıyla hem de kişilerin hissiyatlarının, bazı yaşadıkları belirtilerin sunum sonrasında değişmeye başlamasıyla anlayabiliyorum ve ölçebiliyorum. Bazı kişilerde de sunumun hemen peşinden mide bulantısı, kusma, ishal, baş ağrısı gibi fiziksel etkiler meydana gelmektedir. Bu da sunumun etkisi açısından benim için işarettir.

Bayanın sunumunda bağıra bağıra, katıla katıla ağlamam geçer geçmez odada bulunan iki kişi aynı anda “ben alandayım” dedi. Bu ifade, kişilerin kendiliğinden enerji yüklendiği anlamına gelmektedir.

Bu kişilerden biri “ben kişinin anneannesiyim”, diğeri ise “ben de dedesiyim” dedi. Kişiyi yanlarına çağırdılar. Dede olanı “elinin öpülmesini” istedi. Anneanne karşı çıktı ve dede ile anneanne didişmeye başladı. Sonra danışanımı temsil eden kişi onların yanına gitti. Onlar, danışanımı teselli etmeye başladılar ve “biz senin yanındayız, endişen olmasın” dediler.

10302174_818533601511774_7803990071833411896_n.jpg

Kökcanlandırmak Sunumundan Bir Görüntü

Sunumlarda genellikle, alana kendiliğinden çıkıp “ben babasıyım, annesiyim veya teyzesiyim” gibi kullanılan ifadelere pek önem vermem, çünkü sunumlarımızın %10 luk bir sapma payı vardır. Enerjiyi yüklenen kişi “hissettiğini öyle yorumlamış olabilir veya yüklendiği kişi, kan bağı olmasa bile kendisini abla, ağbi veya baba gibi hissediyor olabilir”. Bu sapma ihtimali nedeniyle çok fazla önem vermem ama notumuzu alırız ve kişilere aktarırken “olabilir” ifadesiyle aktarırım.

Danışanımın annesiyle görüşürken bu olayı aktardım. Anne çok duygulandı ve durumu bana anlattı. Meğerse danışanımı ilkokul çağına kadar tümüyle anneannesi ve dedesi bakmış/büyütmüş. Danışanıma özel bir sevgileri ve düşkünlükleri varmış. Ayrıca dede ve anneanne kendi aralarında çok didişirlermiş. Her ikisi de vefat etmiş.

Bunları duymak beni de duygulandırdı. Sanırım danışanımın ağlamasına, üzülmesine dayanamadılar ki, ona destek olmak için geldiler.

Ölülerin dünyası ile ilgili bilmediğimiz çok şeyler var ama Kökcanlandırmak Sunumları sayesinde şahit olduğum o kadar çok vaka var ki, biraz olsun bir şeyler belirmeye başladı.

Diyebilirsiniz ki, ölüm ötesini deneyimlemiş birçok kişi var. Ayrıca tebliğler de mevcut. Evet, var ve ben bu konuda çok şey okudum ama o kadar fazla “doğru bildiğimiz, benim de doğru sandığım bilgilerin yanlış veya eksik olduğunu” öğrendim ki, bu nedenle her bilgiyi önüme geldikçe tekrardan değerlendirme ihtiyacı hissediyorum.

Doğru gibi gözüken ama “özellikle eksik verilmiş veya yanlış” verilmiş bilgilere de “pozitif virüsler” diyorum. Benim tercihim “bu bilgilere ‘birçok insan inanıyor’ diye inanmak ve onları herhangi bir durumu değerlendirirken temel almak yerine”, “bilmiyorum, emin değilim diyerek o noktayı boş bırakmak ve uygun bir zamanda yeniden araştırıp değerlendirmektir”. Yanlış bir temel, bozuk bir yapı oluşturur.

Ölülerimizin, eğer fiziksel sıkıntıları rahatlatılırsa ve takılı kaldıkları nokta giderilirse canları ışığa gitmektedir. Sunumlar bunu bizlere defalarca gösterdi (sanırım şu ana kadar en az 3000 kişinin canını rahatlattım). Ayrıca çok eminim ki, çoğu rahatlamış olsa, ışığa gitse bile istedikleri zaman veya biz çağırdığımızda yanımıza gelmektedirler. Yani “sevgimiz” onlarla aramızda köprü olmaktadır.

1379552_819406908091110_5737683786889777159_n.jpg

Kökcanlandırmak Sunumundan Bir Görüntü

Şimdi ise, sunumunu tamamladığım bu danışanımın hayatında, hissedişinde neler olacak onu merak ediyorum. Annesi bana haber verecek. Zaten sunum sonrasında kişilerin enerjilerindeki değişimlerin bilgilerini aldıkça Kökcanlandırmak sunumunun sınırlarını daha iyi görebiliyorum.

Bizler bildiklerimizle öğretmen olsak bile, bilmediklerimizle daima öğrenciyiz. Bildiklerimiz ile bilmediklerimizi karşılaştırdığımızda ise, bir damla ile bir okyanusu karşılaştırmak gibi olduğundan öğrenciliğimiz daha ağır basmaktadır. Benim sadece genetiğimden gelen bir özellik sonucunda ” yöneldiğim noktadaki bilgiyi içsel alma” yeteneğim olduğu için daha kolay bilgiye ulaşabilmekteyim, ama bu bilincimin bilgisizliğini kapatamamaktadır.

Her zaman şüphe duymak, her zaman araştırmak ve her zaman yeni öğrenilen bilgiler ile eski bilgileri ölçerek yeniden değerlendirme yapmak zorundayız. Ayrıca “her bildiğimiz bilginin içinde bilmediğimiz çok yanlar olduğunun farkındalığına uyanarak, boşlukta asılmış gibi bir duygu yaşarken kendimizi güvende hissedip mutlu olmayı” da öğrenmeliyiz:)

Kalbimizi herkese açmalıyız, ama kalbimizi açtığımız herkesi enerji alanımıza sokmamayı da öğrenmeliyiz. Yani yılanı sevebiliriz, ama yılanı sevmemiz onunla yaşayacağımız, onu kucağımıza alacağımız anlamına gelmez. Fakat bizler her ne olursa olsun, her ne yapmışlarsa yapsınlar atalarımızı hem kalbimize hem de enerji alanımıza almak ve onları şifalandırarak kendimizi de şifalandırmak, dolayısıyla morfogenetik alanımızı temizleyerek Dünyamızı da temizlemek zorundayız.

Unutmamamız gereken şey, büyümek sorumluluk almak demektir. Hem büyük olmanın haklarını isteyip hem de odamızı dağınık ve kirli bırakarak başkalarının toplayacağını sanmak bizleri yanıltır; çocuk alt bilincine zincirler. Bizim dışımızda, ne uzaylılar ne gelecekten gelenler ne de başkaları, yani kimse kirlettiğimiz morfogenetik alanımızı temizlemeyecektir. Neden temizlesinler ki!

Hepimizin atalarımızla gönül bağı kurmamız, onları rahatlatmamız, onların desteğini alıp yaşamda güçlenmemiz ve de “Dünyamızı cennet yapmamız” dileğimle…

Sevgi ve Saygılar,
Vildan Çolak

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*